Kandil'de, Mahmur ‘da,
Erbil'de aynı soru: 'Kürt sorunu yoksa biz niye buradayız?'
Celal Başlangıç T24
IŞİD çeteleri Musul'u düşürmüştü.
Mahmur'dakiler emindi, sıranın
kendilerine geldiğinden.
Aralarında hepi topu 24 kilometre
kalmıştı IŞİD vahşetiyle.
Toplanıp Erbil'de; KDP'ye, Peşmerge
Bakanlığı'na başvurdular.
"Bize silah verin, kendimizi
koruyalım."
Bu son çareleriydi. Her şeyi göze
almışlardı. Çünkü 23 yıldır sürgün hayatı yaşayan Türkiye Cumhuriyeti yurttaşı
12 bin Kürt'ün son olarak yerleştiği Mahmur Kampı, Birleşmiş Milletler
gözetimindeydi. O yüzden kampta silah bulundurmak BM nezdinde statü
kaybetmelerine yol açacaktı. Ama başka çareleri de yoktu.
KDP'den aldıkları yanıt hiç
inandırıcı değildi:
"Size silah vermemize gerek
yok. Peşmerge sizi koruyacak."
İŞİD çeteleri adım adım ilerliyordu
Mahmur'a doğru.
Mahmur Kampı, KDP bölgesindeki
Mahmur Kasabası'nın hemen yanındaydı.
Mahmur Kasabası'nın nüfusu 20 bindi
ve bunun üçte biri Arap, gerisi Kürt'tü.
Kasabada ağır silahlarıyla birlikte
altı bin peşmerge vardı.
IŞİD yaklaştıkça yaklaştı Mahmur'a.
İslamcı çetelerin Mahmur'u
düşürmesine beş gün kala, ilk önce kampın girişinde bekleyen peşmergeler
kaçmıştı.
Bunu gören Mahmur kasabasının 20 bin
insanı da Erbil'e sığınmaya başlamıştı.
Kaçak silah almaya karar verdiler.
"Parası olan alsın" kararı vermişlerdi ama IŞİD yaklaştıkça silah
fiyatları artıyordu. Kimsenin parası yetmemişti silah almaya.
IŞİD, Mahmur'a iyice yaklaşınca
kasabayı koruyan altı bin peşmerge birkaç havan topu atıp Erbil'e doğru
kaçıyor.
Son bir umutla PKK'ye haber
yolluyorlar, "Koruyun bizi" diye.
Önce 10 gerilla geliyor gizlice,
kampta bir keşif yapıp gidiyor.
Bir yandan da kampı terk etmeye
hazırlanıyorlar.
Taşınabilir, ufak tefek eşyalarını
topluyorlar, her an gitmek üzere.
Kamp yönetimi de gereken
organizasyonu yapıyor, Erbil'de bulunan Demokratik Bölgeler Partisi'nin
temsilcileri ve bazı iş adamları da destek veriyor.
Sonunda IŞİD vahşileri kampa
dayanınca, 2,5 saat içersinde 12 bin insanı; kadın, çocuk, yaşlı, Erbil'deki
parklara, okullara, camilere, güvenli kasabalara taşıyorlar.
Mahmur'da IŞİD yağması
Silahları yok ama, yine de
savaşabilecek durumda olanlar geri dönüyor Mahmur'a.
Kampı geri almak zorundalar, çünkü
gidebilecek başka yerleri yok. Son durakları Mahmur.
Türkiye'deki ölüm tehditlerinden,
gıda ambargolarından, "korucu ol" baskısından, her gece
kurşunlanmalarından, bombalanmalarından, metropollere göçe zorlanmalarından
kurtulmak için geçmişlerdi Güney Kürdistan bölgesine.
Ancak orada da Zaho'nun dağlarından
Cehennem Vadisi'ne kadar göçe, kaça, Türkiye'nin askeri operasyonlarından
canlarını kurtarmaya çalışa çalışa gelmişlerdi Mahmur'a ve burayı kolay kolay
IŞİD çetelerine bırakmaya niyetli değillerdi.
Ama sonunda, tuğla tuğla, briket
briket ördükleri, okullar açtıkları; kadın, kültür, sanat kurumları, şehitler
müzesi, tüm donanımları olan bir belediye, hatta televizyon stüdyosu bile
kurdukları yaşam alanlarına dalmıştı IŞİD'in vahşileri.
Mahmur Kampında kurulan Şehitlik Kurumu'nda Mahmut
Kaya gönüllü olarak hizmet veriyor
Görünürde, 250 cihatçı giriyor
Mahmur Kampı'na. Arkada daha kaç IŞİD'linin olduğu belli değil.
Kampı ele geçirenler başlıyorlar
kapıları kırmaya, evlerde değerli eşya aramaya, televizyon, teyp, CD çalar,
fotoğraf makinesi, cep telefonu gibi eşyaları yağmalamaya.
Mahmur Kampı'nın belediye binasında
girilmedik oda, kırılmadık dolap kapağı bırakmıyorlar.
Sloganlar yazıyorlar belediye
binasının içine, "IŞİD kazanacak" gibisinden.
Bu arada Kandil'den beş doçka ile
200 gerilla iniyor Mahmur'a. Talabani'nin YNK'sına bağlı anti terör taburu da
zırhlı araçlarıyla yardıma geliyor.
IŞİD'in eline geçmesinden yaklaşık
iki gün sonra "temizlik harekatı" başlıyor. Birkaç saat içinde Mahmur
Kampı'ndaki bütün IŞİD'çiler süpürülüyor.
5 Ağustos 2014'te gerçekleşen IŞİD
işgali nedeniyle Erbil'e göçen ve süpürme harekâtından sonra evlerini boşaltan
kamp halkı tekrar geri geliyor.
Şu anda akrabalarının yanına geçici
olarak yerleşen birkaç aile dışında kamp nüfusunun hemen hemen tümü geri
dönüyor.
Yeniden kurmaya başlıyorlar
hayatlarını koptuğu yerden.
IŞİD 20 kilometre ötede bekliyor
Erbil'den 55 kilometre uzaklıktaki
Mahmur kampında Dış İlişkiler Sorumlusu Ramazan Bozan'dan dinliyoruz
yaşananları.
Bize kampı gezdiren Dış İlişkiler Sorumlusu Ramazan
Bozan (sağda) IŞİD'in işgal günleriini anlattı.
Kampta yeniden hayat başlamış ama,
aynı şeyi Mahmur kasabası için söylemek mümkün değil. Çünkü göçenlerin çoğu
geri gelmemiş.
KDP'li peşmergeler, daha önce kamp
girişinde olan kontrol noktalarını, kasabanın girişine taşımışlar. Kampa giriş
çıkışlarda daha sıkı denetim uyguluyorlar, dışarıdan girenlerin kimliklerini
alıp çıkarken geri veriyorlar.
Kamp girişinde de Mahmurlular kendi
güvenlik noktalarını IŞİD'in yapacağı bir intihar saldırısına karşı beton
bariyerlerle tahkim etmişler.
IŞİD kamptan süpürülmüştü ama
tehlike geçmiş değildi. Çünkü IŞİD hala kampın 20 kilometre ötesinde
bekliyordu.
Bu yüzden kamp halkı da kendilerini
korumayan peşmergelere güvenmediği için Kandil'den gelen gerillaların geri
dönmesini istemiyorlar. Ancak KDP sorun çıkartıyor. Bunun için çok kızgın
Mahmur halkı:
"DAİŞ (IŞİD) püskürtüldükten
sonra biz PKK'lilerin kalmasını istedik kendi güvenliğimiz için. Çünkü hala
tehlike bitmedi. Ancak KDP'liler bize gelerek, 'DAİŞ kırıldı. ABD, Fransa
destek veriyor. Gerillanın işi bitti. Geri dönsünler artık' dedi. Biz de
'PKK'yi bilmeyiz, ama gerilla buradan giderse biz de Hewler'e gideriz'
karşılığını verdik. Çünkü bizim Hewler'e göçmemizden tedirgin oluyorlar. Biz
Hewler'e gidince geçen sefer, Hewler halkı da 'Tehlike çok yakında galiba'
diyerek kenti boşaltmıştı. Hatta giden Hewler zenginleri hala geri dönmemişler
galiba. Bunun üzerine artık karışmadılar. Ancak silahlı kişilerin kampta olması
BM kurallarına aykırı. Gerillalar da Mahmur'un arkasındaki tepelere konuşlandı.
Hala bizi koruyor. Çok yakınımızdaki DAİŞ'in zaman zaman çok hareketlendiği
haberleri geliyor. Oysa KDP'ye 'Kürdistan topraklarını DAİŞ'ten temizleyelim'
teklifi yapılmıştı. Kabul etmediler."
Kampta yaşayanlar, içinde peşmerge
komutanlarının da olduğu bazı kişilerin, Kürdistan topraklarını işgal eden
IŞİD'le ticaret yaptıklarını iddia ediyorlar. En çok da silah, erzak, tüp gaz
ve araba ticareti yapılıyormuş. Hatta isim bile veriyorlar. İlginç olan nokta,
verdikleri isimler arasında "Barzani" soyadını taşıyanların da
olması.
Mahmur Kampı'nın belediyesi önünde
Belediye Eşbaşkanları Bermal Hakkari ve Mehmet Kara, Meclis Eşbaşkanı Hacı
Kaçan ve diğer kamp sakinleriyle sohbet ediyoruz.
Mahmur Belediyesi önünde Eşbaşkanlar Bermal Hakkari ve
Mehmet Kara, Meclis Eşbaşkanı Hacı Kaçan ve diğer kamp sakinleriyle Türkiye'nin
seçimini konuşuyoruz.
Kamptakilerin gözü, kulağı
Türkiye'deki seçimlerde.
Şu anda Kürdistan Federe Devleti,
Türkiye ile aynı saat diliminde. İki yıl önce kampa geldiğimizde mevsim
nedeniyle Türkiye ile Kürdistan arasında bir saat fark vardı ve
Mahmur'dakilerin Türkiye saati ile yaşadığına tanık olmuştuk.
"Ancak barış olursa Türkiye'ye
döneriz, öyle parça parça da değil, ya hep birlikte geliriz ya da hiç
gelmeyiz" diyen Mahmurlular en çok da Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın "Kürt
sorunu yoktur' sözüne içerlemişler.
"Biz 22 yıl önce doğup
büyüdüğümüz topraklardan buraya Kürt sorunu nedeniyle göç ettik. Eğer Kürt
sorunu yoksa biz niye buradayız?"
Aslında bu soruyu sadece
Mahmur'dakiler değil, buradan önceki durağımız Kandil'de çadırlarını,
yemeklerini paylaştığımız gerillalar da, onları ziyaret etmek için Türkiye'den
ve Avrupa'dan gelen aileleri de soruyordu. Mahmur'dan sonra gideceğimiz
Erbil'de de aynı sorunun biraz kırgın, biraz kızgın, hatta biraz da alaycı bir
üslupla sorulacağına tanık olacaktık.
İstanbul'dan başlayan yolculuğumuzun
ilk durağı Erbil'di.
Oradan 2,5 saatlik bir yolculukla
Kandil'e geçmiştik. Bir gece kaldıktan sonra, Erbil üzerinden 3,5 saatte Mahmur
Kampına ulaşmıştık.
Şimdi de bir saatlik yolculukla, iki
yıldır görmediğimiz dostlarla buluşmak üzere Erbil'e dönüyorduk.
Eskiden Avrupa'ya,
şimdi Erbil'e
Erbil'e cehennem sıcağı daha yazın
başında gelmiş. Gündüz dışarıda sıcaktan dolaşmak neredeyse imkansız. Kapalı
mekanlar da buz gibi. Klimalar sonuna kadar açılmış. Sıcaktan yananı soğuktan
hasta edecek bir şok uygulanıyor sanki...
Erbil'de yıllardır kalabalık bir
Türkiyeli nüfus var. Bunlardan kimi bölgeye inşaat ve ticaret yapmak için
gelmiş iş insanları.
Ama büyük bölümü de açılan
davalardan, verilen "orantısız hapis cezalarından kaçan Türkiyeli
aydınlar, Kürt siyasetçiler.
Özellikle 2010'lu yıllardan sonra
Dohok, Zaho, Erbil ve Süleymaniye kentleri, 12 Eylül sonrasındaki Avrupa'ya
dönüşmüş. Kürt Özgürlük Hareketinin siyasi sığınmacıları büyük çoğunlukla Güney
Kürdistan kentlerine yönelmiş.
Sorununu çözen, cezası Yargıtay'da
bozulan, uzun süre tutuklu kaldıktan sonra serbest bırakılıp buralara gelen,
haklarında süren davalar beraatle sonuçlananlar teker teker geri dönüyor.
Ama dönemeyenler de var.
Bunlardan biri de Bodrumlu turizm
işletmecisi İdris Danışlı.
İki yıl önce Nimet Tanrıkulu ve
Celalettin Can ile birlikte 78'lilerin Tükenmez Dergisi'ne "21. Yüzyılda
Kürtler" dosyasını hazırlamak için geldiğimizde tanışmıştık İdris
Danışlı'yla.
Van'da doğmuştu İdris, çocuk yaşta
Bodrum'a, Marmaris'e gelip garsonluk yapmış, inşaat işçisi olarak çalışmıştı.
BDP il yönetimine girip Bodrum ilçe temsilcisi olduktan sonra başına gelenleri
2013'te bize şöyle anlatmıştı:
"2007 yılında Bodrum'da türkü
bar işletiyordum. Bir operasyon yaptılar. Dokuz kişiyi gözaltına aldılar.
Birimizi Ege sorumlusu, birimizi İzmir sorumlusu yaptılar. Sözüm ona biz
Bodrum'u havaya uçuracakmışız. Cezaevinde bulduk kendimizi, bir yıla yakın
yattık. İzmir Ağır Ceza Mahkemesi'nde dava açtılar. Zaten basın
açıklamalarından dolayı açılmış altı yedi dava daha var. Mahkeme sonunda karar
verdi; 10 yıl hapis. İzmir'de karar verildi, polis infaz için iki saat içinde
Bodrum'daki evimi bastı. Ben de hemen çıktım yola, geze geze Diyarbakır'a
geldim. Sonra da kaçakçıların kullandığı yoldan buraya geçtim. Bu Erbil'e
ikinci gelişimdi. 2005'te pasaportumla geçip Kürdistan Özerk Bölgesinde bir Çin
lokantası açmanın şartlarını araştırmıştım. Birkaç gün kalıp dönmüştüm. Şimdi
dosyam Yargıtay'da. Ama çok umutlu değilim Yargıtay'ın vereceği karardan.
Hakkımızda verilen her mahkumiyet kararı 'cart' diye onaylanıyor."
İki yıl önce tanıştığımız İdris'le karşılaşıyoruz Erbil'de. Öngörüsü
doğru çıkmış. Gerçekten onaylanmış cezası. Bu yüzden biraz daha uzun kalması
gerekecek Erbil'de. Ama, eşi hamileyken kaçmış İdris, Erbil'e. O buradayken
doğan kızı büyümeye başlamış. Arada bir geldiklerinde
görüyormuş eşiyle çocuğunu.
"Kızım beni tanımakta zorlanıyor" diye yakınıyor.
Birçok insan Ergenekon, Balyoz
davalarındaki adaletsizliklere isyan ediyor haklı olarak ama, özellikle Kürtler
için bir giyotin gibi çalışan yargı sistemi Türkiye'nin gündemine nedense
gelmiyor.
AKP, Güney
Kürdistan'da seçim sandığı kurmaktan korktu
Erbil'deki Tükiye kökenli iş
insanlarından biri de Rojhan Çetinkaya. Erbil'de kurduğu bir kamuoyu araştırma
şirketi de var.
2014 yerel seçimleri için Türkiye'de
büyük bir seçim sonuçları anketi yaptırmış. 50 binin üzerinde denekle yüz yüze
gerçekleştirmiş anket çalışmasını. Genellikle Türkiye'deki kamuoyu araştırma
şirketleri birkaç bin denekle sınırlı kalırken, Çetinkaya anketinde 50 milyonun
üzerinde olan seçmen için, 50 binden fazla denek kullanarak neredeyse bire bir
bilmiş yerel seçim sonuçlarını.
7 Haziran seçimleri için de aynı
denek sayısıyla bir anket yaptırmış Çetinkaya. Kamuoyuna açıklanmayan bu anket
sonuçlarını hem il il, hem de toplamını gösteriyor bize cep telefonundan.
Sonuçları yazamıyoruz ama şu
kadarını söyleyelim ki, Türkiye için umut verici bir tablo çıkıyor karşımıza.
Çok sayıda işçi, iş insanı yani
seçmen olmasına karşın kıtalar ötesine bile sandık koyan Türkiye, burnunun
dibindeki Irak Kürdistan'ında seçim sandığı kurmamış. Önce "500'den fazla
seçmen varsa sandık kuracağız" demişler. Doldurulan formlarda on binlerce
seçmen ortaya çıkmaya başlayınca "Savaş var" diyerek Erbil'deki Başkonsolosluk'ta
sandık kurulmasından vazgeçmişler. İşin ilginci aynı gerekçeyle Habur Sınır
Kapısı’na da sandık koymamışlar.
Erbil'de iş yapan genç bir
müteahhit, şu anda Türkiyeli seçmenler açısında bölgede yaşanan durumu şöyle
anlatıyor:
"Burada 100 bini aşkın seçmen
var. Biliyorlar tabi çoğu HDP'ye oy verecek. Bu yüzden sandık kurmadılar.
AKP'li iş adamları uçakla seçmen taşıyor Türkiye'ye. Biz de bir organizasyona
girdik. Burada bulunan DBP temsilciliği de çaba gösteriyor. Bazı ulaştırma
firmalarından indirimli bilet alıyoruz. Onbinlerce kişiyi oy kullanmaları için
göndereceğiz Türkiye'ye.
HDP Van Milletvekili Özdal Üçer'le
de karşılaşıyoruz Erbil'de. İki dönemi doldurduğu için çoğu insanın ancak
siyasete başlayacağı yaşta, milletvekilliğine bu seçimlerde veda edecek. Ama
partisi için çalışmalarını var gücüyle sürdürüyor.
Bu arada Kürt siyasal hareketi
içersinde yer alanların; örneğin telefonda arkadaşına "Gelirken bana dürüm
getir" dediği için mahkemede "Sen telefonda şifreli konuştun, aslında
'dürüm' diye istediğin dinamitti" gibi gerekçelerle tutuklanan insanların
hem acıklı hem de yıllar sonrasına birer mizah şaheseri olarak kalacak
öykülerini dinliyoruz.
Elbette Erbil'e siyasi mülteci
olarak sığınmış, haklarında sırf Kürt siyasal hareketinde yer aldıkları için
cezaevine düşen, haklarında uyduruk gerekçelerle, kurulan kumpaslarla, yalancı
tanıklarla onlarca yıl hapis cezası verilen, Güney Kürdistan'a kaçmak zorunda
olanlar da soruyor Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın kulaklarını çınlatarak:
"Madem Kürt sorunu yok, biz
niye buradayız?"
70'lik
anneye 3,5 yıl hapis
Güney Kürdistan gezimizin ilk
gününde gittiğimiz Kandil'de karşılaştığımız, gece kamplarında kaldığımız,
çadırlarında yattığımız, aynı sofrayı paylaştığımız genç gerillaların durumu da
farklı değildi.
Kime sorsak ya KCK davasında
tutuklanmış, cezaevinde yatmış, çıktıktan sonra süren davasında onlarca yıl
hapis cezası almış, kimisinin cezası Yargıtayca onaylanmış... Bizim kaldığımız
gerilla alanında hemen herkes bu durumdaydı. Onlar da çözümü, cezaevine girmek
yerine kendilerini Kandil'e vurup gerilla olmakta bulmuşlardı.
Hatta sadece kampta kalan gerillalar değil, onları ziyarete
gelen ailelerinden bazıları da
çocuklarıyla benzer durumdaydı.
Bunlardan biri de 70 yaşını aşkın
bir anneydi. Oğlunu ziyarete gelmişti. Oğlu PKK davasından 15 yıl hapis yatmış,
çıktıktan sonra hakkında yıllarca hapis cezası istenen yeni davalar açılınca
dağa çıkmıştı. Anne de Türkiye'de cezaevinde yatmış, hakkında verilen 3,5 yıl
hapis cezası kesinleşince kendini Avrupa'ya atmıştı. Daha birçok davası da
vardı 70'lik anne hakkında açılmış. Onların da mahkumiyetle kesinleşeceğinden
emindi.
Onun için Güney Kürdistan'da,
Kandil'de de, Mahmur'da da Erbil'de de "Kürt sorunu yoktur" diyen
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın kulaklarını çınlatarak soruyorlar:
"Kürt sorunu yoksa, biz niye
buradayız?"



Hiç yorum yok:
Yorum Gönder