MOSKOVA
BÜYÜKELÇİLİĞİ’NDE
EKİM DEVRİMİNİN
YILDÖNÜMÜ
Hasan Gürkan
Seksen
faşist darbesi öncesi. TKP’nin Töb-Der’deki legal örgütlenmesi Birlik Dayanışma
olarak , rakip sosyalist mezheplerle çatışma sonucu,biz ayrı baş çektik.Talip
Öztürk Genel Başkan,Ankara’da ayrı ofisimiz var.
Büyük
Ekim İhtilalinin yıldönümünde, Töb-Der “Merkez” yöneticileri olarak, Sovyetler
Birliği Büyükelçiliğinden iki kokteyl daveti aldık.Genel Başkan,Genel
Sekreter.İki davetiyede de “eşinizle birlikte” yazıyordu.Talip ve Selami Kıymaç
eşlerimiz burada yok,ne yapacağız diye derin düşüncelere daldılar.Meseleyi ben
çözdüm.”Meraklanmayın arkadaşlar,size eşleriniz yerine Rüştü Apaydın
ile ben eşlik ederiz.Büyük Elçilik kapıda sinema bileti gibi,
davetiyelerimizi kontrol edecek değil ya”dedim,kabullendiler.
Ertesi
gün akşamüstü hepsi takım elbiseli olarak ofise geldi.Talip zaten Genel Başkan
olaraktan hep takım elbiseli ve kravatlıydı.Selami evliliğinde sahip olduğu
laci takımı giymişti.Ama şimdi pantolon çok bol geldiği için kayış
bulamamış beline iple bağlamıştı.Onun
için kokteylde kruvaze ceketinin düğmelerinin açılmaması gerekiyordu.
Taksi
tuttuk,Çankaya semtindeki büyük elçiliğe gittik.Büyükelçi kapıda yanında bir
görevliyle herkesi tokalaşarak karşılıyordu.Biz de karşılandık.”Eş” meselesi
çıkmadı.
Geniş
bir salon.Kalabalık.Masalar var.Masalarda Kiril alfabeli etiketleri olduğu için
markalarını okuyamadığımız votka şişeleri.Orak çekiçli kadehler var.İçkiyi
masaların arkasındaki mevzun sarışın yavrular sunuyor.Hepsi mütebessim.Aralarda
da ellerinde kanepe tepsileriyle garsonlar dolaşıyor.Ben ekibin en
ukalasıyım.Çünkü daha önce Moskova’da altı ay parti okuluna gittim.Sakin bir
votka masasına demirledik.Kız gülümseyerek kadehlerimizi doldurdu.Kanepeci
garson bize yanaştı.Rüştü:”Hasan sen bilirsin,bunların havyarları
meşhur.Hangisi havyar?” diye sordu.Kendim havyarlı kanepe aldım,Rüştü’ye zeytin
ezmeli kanepeyi gösterdim.Çok beğendi,”havyar çok lezzetli!” dedi.
Biz
aramızda sohbet ederken masamıza, tanıdığımız Chp’nin “sol” milletvekillerinden
biri geldi. ”Bir de sovyetiksiniz,ama rus votkasından anlamıyorsunuz ” dedi
alaycı bir ses tonuyla ve sırıtarak.Hepimiz bozulduk.İlerideki masayı
gösterdi.”Bakın,o masa sürekli kalabalık. Neden? Çünkü orda Staliçnaya servisi
var.Hadi oraya gidelim.Cehaletimizin mahcubiyetini sırtlayarak o masaya
gittik.Staliçnaya manalı ve meşhur Başkent votkasıydı.
Selami
içkiye hiç alışık değil.Ama Sovyetlere ayıp olmasın diye votka kadehini eline
alıyor.Eli kadehle beraber tavarişin diz kapağı hizasından ağzına doğru yavaş
yavaş ilerliyor.Bu seyahatin sonucunu bilen surat yavaş yavaş ekşimeye
başlıyor.Hedefte gözler kapanıyor.Veee votka mideye.Allahtan kusmuyor.
Ben
de yoldaşlarla beraber mis gibiyim.”Bu
orak-çekiçli kadehler var ya,onları büyük elçilik herkes bir tane alsın
götürsün istiyor hatıra olarak” diyorum.”Tamam o zaman” diyor Rüştü.Boş küçük shot kadehlerini ceket ceplerine
doldurmaya başlıyor.
Kokteyl
saat 19.00-21.00 arasındaydı. Saat tam dokuzda büyükelçi Sovyet disiplinine
uygun olarak salon kapısına dikiliyor. Bize kibarca gidin, diyor.
Salon
boşalmaya başladı, biz de veda kuyruğuna
girdik.Rüştü İngilizce öğretmeni,Büyükelçiye bizim adımıza o teşekkür
edecek.Sıra Rüştü’ye geliyor.Adamın elini kurban pazarlığı yapan bir mütedeyyin
gibi sallıyor,bırakmıyor.İngilizce, bizim anlamadığımız bir şeyler söylüyor.İyi de elini her
salladığında cebine koyduğu kadehler şangırdıyor.”Hadi Rüştü,uzatma!”
diyorum.Çıkıyoruz.Herkes evine,ben gecelediğim ofise.
Ertesi
gün arkadaşlar ,akşamdan kalma oldukları içi n öğleye doğru geliyorlar.Ben
onları beklerken bir hınzırlık kuruyorum kafamda.Oyun başlıyor.Suratım asık.”Hayrola”
diyor Rüştü,”Bir şeye canın mı sıkıldı”
“Evet,
durum ciddi” diyorum.”Az önce elçilikten bir görevli geldi .” Sayın
büyükelçimiz sizlere şunu iletmemi
istedi. Belki siz bilmiyorsunuz ama,dünyanın bütün başkentlerinde bizim
büyükelçiliklerimizde yapılan kokteyller kameraya alınır ve Moskova’ya
gönderilir.Ankara’daki kayıtları izleyen büyükelçimiz,bir yoldaşın ceplerini
votka kadehleriyle doldurduğunu gördü.Görüntüleri Moskova’ya göndermeden önce sizlerle görüşmek
istedi” dedi.Rüştü patladı: ”Ulan Hasan,senin yüzünden partiye,SBKP’ye rezil
olduk ”diye bağırıyordu.”Sakin ol,ben sana ceplerini kadehle doldur mu dedim! Gidip görüşmemiz gerekiyor.Durum
ciddi.”
Herkes sus pus.Taksi tuttuk Çankaya’ya gidiyoruz.Takside çıt yok.”Siz
gelmeyin,ben görüşeyim,parti sekreteriyim,derim Büyükelçiye.” "Tamam,çok iyi
olur!” dedi Selami.” "Siz ilerideki kaldırım kahvelerinden birine gidin.Ama
meseleyi çözersem bir iki kadeh tekila içerim sizden” Talip sevinçle
“meseleyi çöz,dediğin neyse istediğin kadar iç “ dedi.
Büyükelçiliğin
sokağının başına taksiden indim. Oralarda on onbeş dakka oyalandım.Sonra yavaş
yavaş kaldırım kahvelerine doğru yürüdüm.Bizimkiler beni gördü,hepsinin yüzünde
aynı merak,aynı soru işareti vardı: ”N’oldu,söyleee!” Sırıttım,ellerimle “tamam,hallettim” işareti yaptım.Hepimiz
sevinçliydik.Ben iki kadeh tekila içtim.O arada tuz,limonla tekila nasıl içilir
mevzuunda ukalalık yaptım.Herkes
dinledi.Taksiyle mutlu/mesut “merkez”
ofisimize döndük.
Yahu,muhterem okurlar,beğenmekmecburiyetinde değilsiniz,ama iki satırla fikrinizi yazmak zahmetine girin.
YanıtlaSilSermuharrir Hasan