5 Ocak 2012 Perşembe

ARAF’TA - hasan gürkan

Bir de bakıyorsun; hayatına anlam verdiğini sandığın her şey yer çekiminden kurtulmuş nesneler gibi boşlukta. Çalışmak, yemek, içmek okumak, tartışmak, otuzbir çekmek, sinemaya, tiyatroya gitmek, seyahate çıkmak, bir kadın düşlemek, sevişmek, parti,örgüt,ideoloji.

Sabahlar,öğleler,ikindiler,akşamlar,gece yarıları,en çok da gece yarıları. 

Karmakarışık değil. Karmaşıklık kabul edilmiş bir düzenliliğe uyumsuzluğu anlatıyor; bir durumun  başka bir duruma göre tarifini veriyor. Ad koymak, ille de bir tarif gerekmez. Saçmalık, boşluk, belki neye olduğunu bilmediğin bir doyumsuzluk gibi bir şey. Belki hiçbir  şeye,hiçbir yere,hiçbir hedefe,hiçbir manaya ait olmama hali.

Herkes aynı boku yiyor:Yaşamakta olduğun hayattan tırtıkladığın küçük küçük şeylere  mana  yükleme hali.Kendini kandırma teşebbüsünün her defasında bozguna uğraması.Her defasında daha büyük,daha çetin,daha dayanılmaz bir manasızlığın içine yuvarlanman.Kendi varoluşunu  bir türlü adlandıramadığın,nasıl halledeceğini bilmediğin bir fazlalık,bir yük olarak hissetmen. 

Marks’ın hayalini kurduğu “insanlığın miladı”nın çok uzak olduğunu bile bile,barındıkları için,giyindikleri için,eşek gibi çalıştıkları için,seviştikleri için,tıkındıkları için sevinenler,sırıtanlar,mutlu mesut olanlarla birlikte,şöyle ya da böyle onlara benzeyerek yaşamak.

-Hayat da zaten böyle bir şey!
Aptallık etme. Sen de bunlara tutun diye,seni gece gündüz bütün araçlarıyla iyilik bombardımanına tutanları dinlemek mi hayat !

Aynaya baktığında tiksindiğin bir karafatmanın gözlerini  sana diktiğini görüyorsun.Bütün bunların içinde sen ters çevrilmiş bir karafatma, yahut hamam böceği olarak gövdeni alkole,yaratmadığın kitaplara,olmayan düş kadınlarının apış aralarına sürüyorsun.Ve her defasında kader (!) seni başa, nesnelerin yerçekiminden kurtulduğu yere savuruyor.
-Hey arkadaş! Sesim hiçbir yere çarpmadığı halde nasıl yankılanıp bana dönüyor?

Sevindiğinde, üzüldüğünde, öfkelendiğinde falan bütün bu  duygu halleri gövdenin ve dahi ruhunun hayatın karşısında “taraf” olduğunu anlatıyor.

Ya senin gövden,ya senin ruhun,artık ben taraf değilim diyorsa; mat,renksiz,öncesiz ve sonrasız bir Araf’ta lök gibi çöküp kalmışsa;piyasadan yani işportadan ödünç aldığın hiçbir  teselli onu yerinden kıpırdatamıyorsa ne halt edersin?Ne bok yersin?

04 aralık 1996

2 yorum:

  1. Once Aralik 1996 yi dusundum

    Kac Yasimdaydim?

    Ne yapiyordum?

    Hayallerim, hayal kirikliklarim?

    Hic birini dogru durust hatirlayamadim.

    Oyleyse 5 Ocak 2012 Persembeye geleyim.

    Siradan bir gunun, sacma sapan islerini siralamaya basladigim bir anda sevgili arkadasim Cimen'in esi, yoldasimiz Ali Esref Turan'in ani olum haberi geldi...

    Bosluga dusmemek icin tutunulan incecik bir dalin Cit! diye kirilmasinin sesi ...

    Hint felsefesine inaniyor olsaydim eger, bu dunyaya, bu zamanda, kendim olarak gelmenin bir onceki yasamimda isledigim gunahlarin bedelini odemek icin oldugunu dusunur ve bir sonraki yasamda hayalini kurdugumuz bir baska dunyaya dogabilecegime inanip gulumserdim.

    Ama,

    Seher vaktinin bulutlara vuran ilk kizilligi, cok susamisken gozlerimiz kapali, doya doya icilen suyun mutlulugu, binler oldugumuzda haykiran sesimizin bize geri donen yankisi yetmiyorsa yasami surdurme arzusuna eger, geriye bir tek sey kaliyor

    Bir dosta sarilmanin icimizi isitan sicakligi...

    YanıtlaSil
  2. Beceriksizliğinin/mizin kılıf bulma yazıları. Daha da kötüsü ideolojiyi suçlama

    YanıtlaSil