12 Ocak 2012 Perşembe

AÇLIK – hasan gürkan

12 Eylül faşist darbe dönemi hatıraları

 Dokuz yaşındayken  bizimle kaçaklığın bütün sıkıntılarını şikayetsiz paylaşan oğlum Emek’e sevgiyle.
Darbeden beri kaçak yaşıyoruz.1982 yılı sonbaharı olmalı..Bahçeli Ünverdi Sineması yakınında bir apartman dairesinde oturuyoruz.Para çok sınırlı.Barış Kütahya’da babamlarda, Emek bizimle.Patates,makarna,pilav temel besinlerimiz, o da bulursak.Ben sigarada  ‘tükenmez’ icat ettim.İzmariti atmıyor kağıdından çıkarıp küçük bir ilaç şişesinde saklıyorum.Tütün birikince ince bir yabancı gazete kağıdına sarıp sigara yapıyorum.Bir nefes çektin mi iflahını kesiyor.
Çay demliyoruz.Çay posasını atmıyoruz.Aynı posadan yeniden çay demliyoruz.Caferin abdest suyu gibi tatsız tutsuz bir şey oluyor, ama başka çare yok.İllegalite tasarrufu!
 Aysel,perakende aldığımız ıslak odunu çok idareli kullanıyor.Bir iki odun.Tıs,tıs,soba kendini bile zor ısıtıyor.Emek söyleniyor.”Her gün böyle üşüyeceğimize,bir kere çok odun at,ısınalım.Sonra üşüyelim.” Elimizdeki para tamamen suyunu çekti. Operasyon olduğu için partiyle temasımız yok.
Aysel evvelki sabah parti dışı çevrelerden para aramak için İzmit’e gitti. Bugün üçüncü gün. Ses yok. Ve Emek’le ben iki gündür açız.”Annem gelmedi,Ne yapacağız,Açım baba” diyor Emek.Cevabım yok.Belki yakalandı Aysel.
Knut Hamson’un Açlık romanı geliyor aklıma. Açlığını bastıracak kadar yorup uyutmalıyım çocuğumu.”Hadi “diyorum Emek’e “dışarı çıkıyoruz. “Ekmek, simit mi alacağız, yoksa pastaneye mi gideceğiz? ” diye umutlanıyor.Bahçelinin ara sokaklarında elinden tutup deli gibi koşturuyorum.Eve geldiğimizde bacaklarım titriyor.Kanepeye yarı baygın uzanıyor çocuk.Yorgunluktan sızıyor..Bir iki saat  sonra kapı  zili şifreli çalınıyor.Aysel bu.Heyecanlanıyorum.Yakalanmamış ,çok iyi.Para da getirmiştir.Kapıyı açıyorum.Bir  şey söylemeden eli boş geldiğini suratından anlıyorum.Ben de hiçbir şey demeden evden fırlıyorum.Yakalanmak umurumda değil.Nereye gittiğimi bilmiyorum.
Bir süre sonra Aksaray’da buluyorum kendimi. Kaldırımda Barış Pirhasan’’ı görüyorum. O beni görmezden geliyor. Parti talimatı var. Tanıdık partililere rastlayınca konuşmak, görüşmek yasak. İkimizden birinin peşinde sivil polis olabilir. Barış yürüyor.Arkasından adımlarımı hızlandırıyorum.Yanına gelince yavaşça  “ üzerinde ne kadar para varsa ver bana” diyorum.Cüzdanını çıkarıp bir miktar parayı veriyor,uzaklaşıyor.Oldukça iyi bir para.Bir kilo pirzola,bir kilo muz,dört paket birinci sigarası,üç paket çay,bir kilo şeker ve ekmek alıyorum.Dolmuşa atlayıp sevinç içinde eve geliyorum.Elimdekileri görünce suratı asılıyor Aysel’in .”Buna hakkın yok.Bunlara harcadığın parayla bir hafta geçinebilirdik biz ” diyor.Sesimi çıkartmıyorum.Emek sevinçten  çıldıracak.”Bak size soruyorum.Kızmak yok ama.Bu muzun hepsini yiyebilir miyim?” “Yiyebilirsin.” “Bak kızmak yok ama.”  diyor.”Yemekten önce yiyeceğim,tamam mı?” “Tamam, ye’ ”
“Hiçbir günün yarını yok”  diyorum Aysel’e. “Yarın ne olacağımız belli değil. Bugün böyle lüks(!) içinde geçsin.”

1 yorum:

  1. O berbat gunleri aileleri ile, ailelerini ozleyerek nine ve dedeleri ile, ve hatta komsu teyzelerle yasamak zorunda birakilmis tum cocuklara saygi ve sevgiyle.....

    YanıtlaSil