12 Nisan 2010 Pazartesi

BAHAR

Bahar, insanı Zaman'ın boyunduruğundan kurtulmaya kışkırtır. Kendi kısacık hayatımızın penceresinden görebildiğimiz kadarı ile yetinmemeye, imkansızı düşlemeye  çağırır. Bu havalar mahveder insanı. İtaatsiz,edepsiz, tenezzülsüz kılar. Şirazeden çıkarır. Hayatımızın çamurla sıvanmasına suç ortaklığı ettiğimizi; aymazlığımızla, bezginliğimizle ebedi bir yenilgiye yazıldığımızı görüveririz kuş seslerinin sarhoşluğu içinde. Bu muhteşem sarhoşluk, gerçeklik diye önümüze gerilen resmin ardına, ötelere bakmaya kışkırtır. Yoldan çıkarır. Ayrılık diye baştacı ettiğimiz esareti sorgular.

Yıldırım Türker
10 Nisan 2010
Radikal

1 yorum:

  1. DUDAĞINDAN AKAN KANLAR
    YÜREĞİNE DAMLIYORDU SANKİ!.......

    Uzaklardan gelen sesler dikkatini o yöne çekmişti. Yüzlerce insan toplanmış caddeye, elleri havada bağırıyorlardı. Sanki babası da onların arasında gibi ya da babasının kokusunu duyarım umuduyla o da kalabalığa doğru yöneldi.

    Bazen babasına da sorduğu şeyler geldi aklına.” İnsanlar niye kızgın, niye her fırsatta birbirlerine bağırıyorlar?” Bir yandan bunları düşünürken, babasını ne çok özlediğini duyumsadı çocuk.

    Oysa sabah bakkala giderken mahalleden arkadaşı Bursalı öğretmenin kızını görünce ne çok sevinmişti. Sanki yanından geçerken ona gülümsemişti. Sarı belikli saçları, maviye çalar iri gözleriyle ne de güzel görünüyordu. 14 yaşına kadar ilk kez yüreğinin böyle hızlı çarptığını hissediyor, pek bir anlam da veremiyordu duygularına. Anlam veremediği bir şey de bu güzel kızın kendisiyle ilk kez konuştuğunda söyledikleri olmuştu.”o kürt oğlanla konuştuğunu bir daha görmeyeyim “ demiş, babası. “kırarım ayaklarını sonra.”

    Öyle de olsa babasıydı ve yanındaydı, saçları sarı belikli, iri gözleri mavi, Bursalı kızın.

    Peki kendi babasını niye alıp götürmüştü polisler ve hala niye bırakmıyorlardı? Tüm bu sorular, sabah ki güzel rastlantının keyfini kaçırıyordu ki, kendisini kalabalığın içinde buluverdi. Babasının arkadaşları ve mahalleden tanıdığı bazı ağabeyler de vardı yüzleri asık, bağıran topluluğun içinde.

    Komşularının oğlunu görünce, ona yaklaşıp sormak istedi; neler oluyordu yine?

    Soyadı Türk olan bir Kürt milletvekiline yumruk atmış birileri. Çocuk aklıyla pek anlam veremedi. “Kendi kürt olan birileri niye Türk soyadı alır? “


    Tam da o sırada bir koşuşturmaca başladı, ne olduğunu anlamaya çalışırken hangi yönden geldiğini anlayamadığı bir yumrukla yere yuvarlandı çocuk. Polis amcalar rast gele vuruyorlardı, tekme tokat. Öylesine sersemlemişti ki ne yapacağını şaşırmış, tün vücudunu tarifsiz acılar sarmışken bağıramıyor du bile! Acaba babasını tanıyorlar da o yüzden mi böyle acımasız saldırıyorlar diye düşündü bir an.

    Dudağından akan kanların tadı, yediği yumruklardan daha acıydı sanki.

    Gömleği parçalanmış, yüzünde morluklar, kepenkleri kapalı bir dükkanın önünde boş bir çuval gibi yatıyordu. Mahalleden arkadaşı, Bursalı öğretmenin sarı belikli, iri mavi gözlü kızı bu halde görsün istemezdi onu, utanırdı.
    O iri kıyım, üniformalarının içerisinde daha da iri görünen polis amcaların da çocukları var mıydı? Bisikletten düşüp, dizleri yaralandığında çocukları, onların da yüreği sızlar mıydı acaba? Akşam olup evlerine döndüklerinde çocuklarına sarılıp öperler miydi? Tam da o an 14 yaşında bir çocuğu acımasızda dövdükleri akıllarına gelip, utanırlar mıydı?

    Neye sevinir, ne için üzülürlerdi? Hiç birini tanımadıkları insanlara böylesine kinle, nefretle niye saldırır, taş atan çocuklara böylesine acımasız davranırlardı? Yoksa devlet baba da onlara mı ilgisiz davranıyor, çocuğuna istediği bilgisayarı alamadığı için mi böylesine hırçın oluyorlardı?

    Onlarda devlete kızıyor, acısını çocuklardan, gençlerden, savunmasız insanlardan, vatandaşlardan mı alıyorlardı?

    Bu kadar kısa zamanda bütün bu düşünceler hızla geçiyordu ki aklından, bu kez caddenin sonundaki park tarafından çocukların sesini duydu.

    “Bu gün 23 Nisan
    Neşe doluyor insan”

    Şarkılar söyleyerek ulusal egemenlik ve çocuk bayramını kutlayanların arasında mahalleden arkadaşı Bursalı öğretmenin sarı belikli, iri mavi gözlü kızı da vardır mutlaka.

    Dudağından akan kanlar gömleğine değil, yüreğine damlıyordu sanki.


    ayhanongun@gmail.com

    YanıtlaSil