ALATURKA
'ÇİTLEME',,,
Fikret
Başkaya
Fikret Başkaya
İçindekiler:
-Çitleme kavramı -Kapitalist mülksüzleştirme Neoliberal
küreselleşme -Köylülerin yoksullaştırılması -1549 Norfolk
kent isyanı – 'Yerli ve Milli' AKP – HES projeleri
-Şehirlerarası yüksek gerilim hattı – Su tunelleri şirketlere- -
Köylerden şehirlere göç -Endüstriyel hayvancılık
‘
Çitleme’
İngilizce ‘enclosure’un’ karşılığı. Kabak çekirdeği
çitlemek değil… İngiltere’de XVI’ıncı yüzyılın başında
müşterekler kapsamında olan tarlalar, otlaklar, su kaynakları,
yaylalar, ormanlar,
parklar, ortak yaşam alanları… yeni yetme kapitalistler, büyük
tüccarlar tarafından çitlerle çevrilerek, özel mülk
kategorisine indirgeniyor, oralarda yaşayan insanlar
yüzyıllardır üzerinde
yaşadıkları topraklardan kovuluyor, mülksüzleşiyor,
proleterleşiyor, yaşam alanlarından ve kaynaklarından
koparılıyordu…
Aslında bu süreç,
kapitalizmin şafağı demeye de geliyordu… Mülksüzleştirilmiş,
proleterleştirilmiş geniş kitleler ilerde kurulacak sanayi için
hazır, ucuz işgücü demekti… Aslında Kapitalist mantığın ve
işleyişin bir gereği olarak, XVI. Yüzyılda başlayan ‘çitleme’
farklı yoğunluklarda ve görüntülerde, özellikle de
‘sömürgelerde olmak üzere, bugüne kadar devam etti… …
Neoliberal
küreselleşme çağının ‘özelleştirmeleri’ çitlemenin yeni
versiyonundan başkası değildir… Sorun, müştereklere,
kamusal olana sermaye
sahipleri tarafından el koymakla ilgili olduğuna göre…İngiltere’de
yaşanan vahşetin canlı tanığı olarak, Thomas More, Ütopya adlı
klasik eserinde (1516) şöyle yazmıştı: “Geniş tarım
topraklarını boşaltıp otlak yapıyorlar. Evleri yıkıp Kiliseyi
bırakıyorlar yalnız onu da ağıl olarak kullanıyorlar. En çok
oturulan, en çok işlenen yerleri çöle çeviriyorlar. Ormanlara,
parklara, av hayvanlarına ayırdığınız yerler yetmiyormuş gibi…
Böyle doymak bilmez
cimrinin biri binlerce dönümlük yeri kuşatıveriyor. İçindeki
namuslu çiftçileri evlerinden çıkarıyor: kimini yalan dolanla,
kimini zorla, kimini türlü yollarla tedirgin edip yerlerini satmak
zorunda bırakarak.
Doyuracak karınları
paralarından çok fazla olan bu köylüler (tarım çok kol isteyen
bir iştir çünkü) çoluk çocukları, dulları yetimleri, ana
babaları ve torunlarıyla yollara düşerler. Doğdukları evden,
karınlarını doyuran topraklardan ağlayarak uzaklaşır zavallılar
ve barınacak yer bulamazlar. O zaman kap kacaklarını, pılılarını
pırtılarını yok pahasına satarlar. Onlara da ne kalır yapacak:
çalmak ve Tanrı buyruğuyla asılmak.
Yoksulluklarını
dilencilikle sürdürmek isteyenler de çıkabilir: onları da
serseri diye yakalayıp zindana atıverirler.
Oysa nedir suçları
bu insanların? Çalışmaya can attıkları halde
kendilerine iş verecek
kimseyi bulamamak. Hem hangi işe girebilirler zaten? Topraktan başka
şeyden anlamazlar ki. Eskiden yüzlerce kolun çalıştığı
topraklarda koyunları otlatmak için bir
tek çoban yeter”.
Elbette bu saldırı
karşısında insanlar sessiz ve tepkisiz kalamazdı. Kadınların ön
saflarda olduğu isyanlar birbirini izledi… En çok bilinen isyan
1549’da 16 bin köylünün Norfolk’daki Kett İsyanıydı (Robert
Kett). İngiltere’nin ikinci büyük kenti olan Norwich’i ele
geçirmişlerdi.
3500 isyancı katledilmiş,
Robert ve Williams kardeşler asılarak idam edilmişlerdi…
“Kaptan Dorothy”
liderliğinde 37 kadın isyancı da
Yorkshire’daki Thorpe
Moor komünlerini geri almayı
başarmıştı…Kapitalizm
her krize girdiğinde, her tökezlediğinde, müştereklere saldırı
derinleşiyor…
Doğa yağma ve
talanının insan havsalasını zorlayacak boyutlara ulaşması,
kapitalizmin ‘yeni değer’,
‘fazla değer’,
‘artı-değer’ yaratmakta zorlanmasındandır… Şimdilik bu
saçmalığı ‘büyüme’,
‘kalkınma’ adına
meşrulaştırıp-dayatabiliyorlar…
Oldum olası Türkiye’de
siyaset bütçenin, hazinenin ve müştereklerin yağma ve talanıyla
yol alıyor ama dinci AKP’nin 22 yıllık iktidarında tüm
rekorlar kırılmış görünüyor… ‘Yerli ve Milli’ AKP
iktidarında sanayileşme, kentleşme adına doğal varlıkların
gözden çıkarılması sıradan, yaygın bir uygulama haline geldi.
Yeraltı
zenginliklerini çıkarmak öncelikli kabul edilince yer üstü
zenginlikler önemsiz sayılır oldu. Ormanlık alanlar, yaylalar,
meralar, aktif tarım yapılan topraklar, vadiler, koylar
madencilik, enerji, turizm, sanayi tesisi, konut, otoyol inşaatı
için şirketlere tahsis edildi…
Irmaklar, çaylar HES
projeleri için şirketlere veriliyor. Yazın suyu çok azalan ya da
kuruyan derelere bile HES’ler kuruldu… Şirketlere avantajlı
destekler sağlandığı için... Yıllık tahmini kilovat için
garanti veriliyor. Öngörülen miktarda elektrik üretilmemişse,
aradaki fark kamu kaynaklarınca telafi ediliyor.
Yani AKP yandaşı
‘ayrıcalıklı müteşebbisin’ zarar etme riski yok. Sadece
özel yeni HES’ler kurulmakla kalmadı. Önceden tümüyle kamu
tarafından inşa edilen barajlar,barajlarda kurulan hidroelektrik
santrallar da sembolik bedellerle şirketlere peşkeş çekildi…
Şehirler arası
yüksek gerilim hatları zaten hazırdı. Elektriği bütün
hanelere, işletmelere ve işyerlerine ulaştırmak için gerekli alt
yapı hazırdı.Üretilen enerjinin yaklaşık beşte biri gerekli
yıpranan iletim sisteminde kaybediliyor. Bundan doğan maddi kayıp
kolayca telafi edildi. Elektrik faturalarına kayıp-kaçak bedeli
adıyla bir kalem eklenerek sorun çözüldü.
Kayıpları önlemek
için kaynak harcamaktansa ortaya çıkan zararı halka ödetmek
ekonomik akla daha uygundu. Sayaç okuma bedeli de faturada yer
alıyor. Yani sahadaki personelin giderlerini de şirketin üstüne
yüklenmiyor...Bir akarsuyun üstünde bir HES kurulurken, genellikle
yeterli debide olmayan suyun yatakta
toprağa karışarak
kısmen kaybolmasını önlemek için beton kanallar oluşturuluyor.
Gereken yerlerde su
tünellerin içinden geçiriliyor. Akarsuyun çevre bitki örtüsüyle
ilişkisi kesiliyor.Hayvanlar sulanamıyor. Suyun sahibi şirket
oluyor. Irmağın katettiği vadinin iki yakası da şirketin malı
kabul ediliyor…
Bir alan bir şirkete
veya kişiye tahsis edilecekse ve söz konusu alanın bir bölümü
özel mülkse,acil kamulaştırma kararı alınıyor. Bu bedel de
kamu tarafından, bütçeden ödeniyor. Şirkete ek
yük getirilmiyor Mülk
sahibinin de özelleştirmeye itiraz etmesi çoğu kez sonuç
vermiyor. Artık yasal yollardan sonuç almak mümkün olmadığı
için…Alaturka özelleştirmenin adı kamulaştrma, kamulaştırma
da “acil kamulaştırma” oldu.
Büyük şehir
kavramından sonra bir de bütün şehir kavramı ortaya çıktı.
Artık ülke nüfusunun büyük bölümü bütün şehir sınırları
içinde yaşıyor. Ɓütün şehir yasası il sınırları içindeki
her yeri kentsel alan olarak tanımlıyor. Köy kavramı ortadan
kalktı. Köyler şehrin mahallesi ilan edildi.
Ortada köy kalmayınca
doğal olarak köyün ortak malları da olmayacaktı… Bütün
varlıklar merkeze bağlandı. İçme ve sulama suyu paralı oldu.
Otlaklar, meralar, yaylalar köylünün yaşam
ve üretim alanları
olmaktan çıkarıldı. Meraların çoğu zaten özelleştirilmişti.
Artık hiç gitmeden, hiç
görmeden bir merayı, bir
ağaç kesim sahasını internet üzerinden satın almak da
mümkün…
Ķöylüler
yurtlarını terk etmek zorunda kaldılar… Şehirlerin çeperlerine
sığındılar… Gıda üreticisiyken gıda tüketicisi oldular...
Meraların satılmasının asıl amacı gezici, sürü hayvancılığı
yok etmekti… Endüstriyel
hayvancılığa geçilecekti… Çünkü ulus-ötesi şirketler
genetik modifiye büyükbaş hayvanlar, ihraç etmek için, formül
yemler, yemlere ekledikleri antibiyotikler
üretiyorlardı. Pazarı
genişletmeliydiler…
Bunun için de Çevre
Ülkelerin hayvancılık yöntemleri değiştirilmeli,
dönüştürülmeli, neoliberalizmin gereği yapılmalıydı...
Endüstriyel hayvancılık yaygınlaştırılmalıydı…
Geleneksel hayvancılıkta
koyunlar, keçiler, sığırlar sürüler halinde, meralarda,
otlaklarda sayısız
çeşitlilikte otlarla
besleniyor, gün ışığı altında, sosyal varlıklar olarak
dolaşıyorlardı…
Endustriyel
hayvancılığa geçildi. Süt inekleri ve eti için beslenen danalar
adım atamadıkları, uzanıp yatamadıkları güçlükle sığdıkları
daracık bölmelere hapsedildi… İthal formül yemlerle
beslenen ineklere süt
verimini arttırmak için sığır büyüme vücutları tükendiği,
aşırı süt üretirken kemiklerindeki kalsiyumu kullandıkları
için kemikleri kendiliğinden kırılıyor. Buna topal inek
hastalığı deniyor... Tabii hemen mezbahaya
gönderiliyorlar. Et için
beslenen danalar da bir yaş civarında kesiliyor.
Ekonomik akıl neyi
gerektiriyorsa o yapılıyor. Şehir Hastaneleri de çitleme
uygulamasının örnekleri arasında…
Eğer bu yıkım bu akıl
almaz saçmalık vakitlice durdurulamazsa, geriye kurtarılacak bir
şey kalmayacağının bilinmesi gerekiyor…