18 Ocak 2021 Pazartesi

 


MENDİLİMDE KAN SESLERİ

Edip Cansever



 

Her yere yetişilir 

Hiçbir şeye geç kalınmaz ama 

Çocuğum beni bağışla 

Ahmet Abi sen de bağışla 

Boynu bükük duruyorsam eğer 

İçimden öyle geldiği için değil 

Ama hiç değil 

Ah güzel Ahmet abim benim 

İnsan yaşadığı yere benzer 

O yerin suyuna, o yerin toprağına benzer 

Suyunda yüzen balığa 

Toprağını iten çiçeğe 

Dağlarının, tepelerinin dumanlı eğimine 

Konyanın beyaz 

Antebin kırmızı düzlüğüne benzer 

Göğüne benzer ki gözyaşları mavidir 

Denize benzer ki dalgalıdır bakışları 

Evlerine, sokaklarına, köşe başlarına  

Öylesine benzer ki 

Ve avlularına 



(Bir kuyu halkasıyla sıkıştırılmıştır kalbi) 

Ve sözlerine  

(Yani bir cep aynası alım-satımına belki) 

Ve bir gün birinin adres sormasına benzer 

Sorarken sorarken üzünçlü bir görüntüsüne 

Camcının cam kesmesine, dülgerin rende tutmasına 

Öyle bir cıgara yakımına, birinin gazoz açmasına 

Minibüslerine, gecekondularına 

Hasretine, yalanına benzer

Anısı işsizliktir

Acısı bilincidir

Bıçağı gözyaşlarıdır kurumakta olan

Gülemiyorsun ya, gülmek

Bir halk gülüyorsa gülmektir

                                          Tomris Uyar

Ne kadar benziyoruz Türkiye'ye Ahmet Abi.

Bir güzel kadeh tutuşun vardı eskiden

Dirseğin iskemleye dayalı

-- Bir vakitler gökyüzüne dayalı, derdim ben --

Cıgara paketinde yazılar resimler

Resimler: cezaevleri

Resimler: özlem

Resimler: eskidenberi

Ve bir kaşın yukarı kalkık

Sevmen acele

Dostluğun çabuk

Bakıyorum da simdi

O kadeh bir küfür gibi duruyor elinde.

Ve zaman dediğimiz nedir ki Ahmet Abi

Biz eskiden seninle

İstasyonları dolaşırdık bir bir

O zamanlar Malatya kokardı istasyonlar

Nazilli kokardı

Ve yağmurdan ıslandıkça Edirne postası

Kıl gibi ince İstanbul yağmurunun altında

Esmer bir kadın sevmiş gibi olurdun sen


                                     Selahattin Demirtaş çizimi

Kadının ütülü patiskalardan bir teni

Upuzun boynu

Kirpikleri

Ve sana Ahmet Abi

uzaktan uzaktan domates peynir keserdi sanki

Sofranı kurardı

Elini bir suya koyar gibi kalbinden akana koyardı

Cezaevlerine düşsen cıgaranı getirirdi

Çocuklar doğururdu

Ve o çocukların dünyayı düzeltecek ellerini işlerdi bir dantel gibi

O çocuklar büyüyecek

O çocuklar büyüyecek

O çocuklar...

  Demirtaş hapishane hücresinde

Bilmezlikten gelme Ahmet Abi

Umudu dürt

Umutsuzluğu yatıştır

Diyeceğim şu ki

Yok olan bir şeylere benzerdi o zaman trenler

Oysa o kadar kullanışlı ki şimdi

Hayalsiz yaşıyoruz nerdeyse

Çocuklar, kadınlar, erkekler

Trenler tıklım tıklım

Trenler cepheye giden trenler gibi

İşçiler

Almanya yolcusu işçiler

Kadınlar

Kimi yolcu, kimi gurbet bekçisi

Ellerinde bavullar, fileler

Kolonyalar, su şişeleri, paketler

Onlar ki, hepsi

Bir tutsak ağaç gibi yanlış yerlere büyüyenler

Ah güzel Ahmet Abim benim

Gördün mü bak

Dağılmış pazar yerlerine benziyor şimdi istasyonlar

Ve dağılmış pazar yerlerine memleket

Gelmiyor içimden hüzünlenmek bile

Gelse de

Öyle sürekli değil

Bir caz müziği gibi gelip geçiyor hüzün

O kadar çabuk

O kadar kısa

İşte o kadar.

Ahmet Abi, güzelim, bir mendil niye kanar

Diş değil, tırnak değil, bir mendil niye kanar

Mendilimde kan sesleri.




 Edip Cansever

17 Ocak 2021 Pazar

 


YALNIZ BİR AVCIDIR YÜREK - HÜSEYİN UYSAL







Yalnız bir avcıdır yürek: Hüseyin Uysal, Anı, Postiga Yayınları

Meslektaşım, mücadele arkadaşım, komünist yoldaşım ortak hatıralarımızla sen benim hep yüreğimdesin-!Hasan Gürkan 

Bu kitap, hayatta iken hiçbir eserini yayınlamamış Hüseyin Uysal’ın ölümünün ardından derlenmiştir. Hakkında yazılanlar, tüm şiirleri ve yazılarının yanı sıra, bestelediği şarkıların sözleri ve çizimleri de yer almaktadır. 

Önsöz’den alıntılar:

“Hüseyin Uysal 1944 yılında İzmir’in Kiraz ilçesine bağlı karaman köyünde doğdu. Aydın Ortaklar Öğretmen Okulu’nu ve İstanbul Çapa Eğitim Enstitüsü Edebiyat Bölümü’nü bitirdi.(...)

Öğretmenliğe başladığı ilk yıldan itibaren TÖS üyesi olarak, öğretmenlerin özlük ve ekonomik hakları için mücadeleye başladı. Bu mücadeleyi yaşamı boyunca da sürdürdü.(...)

1975 – 1976 döneminde TÖB-DER İstanbul Şube Başkanlığı görevini yerine getirdi.(...)

1980 faşist askeri darbesi ülke üzerine bir karabasan gibi çökünce her ilerici aydın gibi, Hüseyin Uysal da payına düşeni aldı.TÖB-DER

Merkez davasından yargılandı, yıllarca işsiz, kaçak gezdi.(...)

Yaşamı boyunca doğrudan, iyiden, özgürlükten, bilimden, emekten yana oldu. İyi bir komünistti, hep öyle kaldı.(...)

Bu kitap hayatta iken hiçbir eserini yayınlamamış olan Hüseyin Uysal’ın ölümünün ardından ailesi ve arkadaşları tarafından derlenmiştir. Dostlarının hakkında yazdıkları, tüm şiirleri ve yazılarının yanı sıra, bestelediği şarkıların sözleri ve çizimleri de yer almaktadır. Hüseyin Uysal ile ilgili hazırladığımız belgesele Youtube-Hüseyin Uysal kanalından,bestelerine ise https://soundcloud.com/huseyinuysal

https://huseyinuysal.bandcamp.com/releases

adreslerinden ulaşılabilir.


 

YALNIZ BİR AVCIDIR YÜREK

Sen benim anlatamadığımsın / Suskunluğum/İçimde büyüttüğüm çiçek/Dört dönem tomurcuk ama açar bir gün /Gül kokusu bir gizemi kalır/Anı defterlerinde ezik ve solgun/Salt çocuklar kırar sevdiklerini/Burunlarını camlara dayayıp /Hiçbir şey bilmiyormuş/ Çok şey biliyormuş gibi/Bakarlar insana/Sen benim anlatamadığım/ Suskunluğum/İçimde büyüttüğüm çiçek/ Dört dönem tomurcuk

 

YAZILARINDAN BAŞLIKLAR

-Ben Hep Cebirden Tutuklu Kaldım –Ülkemizde Özel Öğretim Sorunu –Eğitim Ve Öğretimde Dersanecilik Ve Dolmuşculuk –Demokratik Toplumlarda Hoşgörünün yeri –İnsan Özgür Anasını Arıyor –Devrim Ve Devrimciler Çağı Sona mı Eriyor? (...) 

Vefatının ardından yazan dostları:

Muazzez Yıldız Uysal-Fuat Fakı – Mehmet Uğur Çetiner – Hasan Çeşme, Erden Kanat, Nezettin Akkuzu, Şaban Arıkan, Ruhi Çanlıoğlu, Ahmet Çavuşoğlu, Beyazıt Beşler, Mustafa Demir, Etem Tosun, Necati Kur, Aysel Gürkan, Hasan Gürkan, Nazım Bayata, Ali Ersoy, Nurşen Güngör Albayrak, Mehmet Çimen, Raif Dedeoğlu, Yusuf Erdem, Erdal Çalı, Ahmet Hilmi Aytekin, Güner Erdem, Ali Işık, Günay Cabbar, Yasin Demir, Erdal Göksu, Fahrettin Karahan,Deniz Taylan Uysal, Ahmet Nuri Doğan, Ali Tarakçı, Hasan Çopuroğlu, İlkay Özalp, Nejla Kasa, Kaan Uysal, Fatih Arslan, Mert Ali Ak, Osman Gölcük, Ulvi Özenç, Neriman Özdemir, Ataman Oğuz, Ülker Zülaloğlu, Abdurrahman Aydın, Mustafa Varol, Nizamettin Kaya 

Meslektaşım, mücadele arkadaşım, komünist yoldaşım ortak hatıralarımızla sen benim hep yüreğimdesin! Hasan Gürkan

 

 

 

14 Ocak 2021 Perşembe

 

ERMENİ MEZESİ TOPİK’İN HİKAYESİ

T24’den alıntı



Bu zahmetli lezzet, bayramlarda eski anıları tazelemek için yapılıyor ve mümkünse ev yapımı olanlar tercih ediliyor

"Top- topig" demişti; -ig Ermenice küçültme eki görevi görüyor. Tıpkı Tamar, Tamarig gibi. Ah Tamar'cığım. Geçtiğimiz nisan ayında, topig sohbetimizden sonra bana öyle leziz bir topig hazırlamıştın ki ertesi gün koşarak evinin sokağında buldum kendimi. Aynı zamanda şef olan Tamar Bal, Ermeni mutfağını ve kültürünü nesilden nesile aktarma sorumluluğunun farkında bir arkadaşım.

                                      Tahuki Tovmasyan

Köklere Dönüş hikâye serilerinin ikinci yazısında Ermeni mutfağının önemli temsilcilerinden biri olan topig ya da halk arasında bilinen yazılışıyla topik konuşacağız. Oturup topik anlatmak bana düşmez, ancak mutfak hikâyelerini dinlediğim dostlarımdan öğrendiklerimi ve araştırdıklarımı aktarmak isterim.

Takuhi Tovmasyan, Sofranız Şen Olsun kitabında topiği "adından da anlayacağınız gibi top şeklinde olan bir meze çeşidi. Dışı nohut ve patates ezmeli, içiyse soğanlı, baharatlı, tahinli bir karışım" olarak tanımlıyor.

 


Topik, Ermenilerin perhiz dönemi için ihtiyaçtan doğan bir reçete aslında. 7 haftalık hayvansal gıda yenmeyen ve güneş battıktan sonra yemek yenmeyen bu dönem için, topik hem doyurucu hem de sağlıklı. Anadolu'da özellikle Adana bölgesinde Vartabed yani papaz, rahip, keşiş yemeği olarak da biliniyor. Nedeniyse onların sivil halktan daha çok perhiz yapması ve oruç tutması. Haliyle topik gibi yanlarında rahatlıkla taşıyabilecekleri, kolay bozulmayan, doyurucu yemekler alışkanlıklarının bir parçası oluyor.

Meyhanelere meze olarak girmeden evvel kendisi aslında sıcak tüketilen bir ana yemek. İşin püf noktası bol soğan. Soğanlar karamelize olana kadar kısık ateşte pişiriliyor. Her ne kadar coğrafya olarak farklılıklar olsa da tarihte Baharat-İpek Yolu çevresinde yerleşmiş Ermenilerin mutfağında baharat baskın. Topikte de tarçın ve yenibahar oldukça önemli bir rolde. Dış kabuğu oluşturan patates ve nohutlar ise, şimdilerde rondo ile püre haline getirilse de bunun en geleneksel yöntemi el gücüyle mürenden geçirmek.

Günümüzde bu zahmetli lezzet, bayramlarda eski anıları tazelemek için yapılıyor ve mümkünse ev yapımı olanlar tercih ediliyor. O soğan kokusu değil eve; apartmana, sokağa yayılıyor ve neşeli bol sohbetli sofraların habercisi oluyor. Tantig yani teyzelerin deyimiyle "topiksiz bayram masası olmuyor". 

Şef Tamar Bal'ın Takuhi Tovmasyan'dan ilhamlı topik tarifi:

Dış kabuğu için gerekli malzemeler (15 topik için)

3 su bardağı haşlanmış kabukları ayıklanmış nohut
4 adet orta boy haşlanmış patates
1 buçuk tatlı kaşığı toz tarçın
1 çay bardağı tahin

İç harcı için gerekli malzemeler

3 kilo kuru soğan
50 gr. dolmalık fıstık (çam fıstığı)
50 gr. kuş üzümü (çöpleri ayıklanmış kaynar suda bekletilmiş)
400 gr. tahin
1 tatlı kaşığı karabiber
1,5 tatlı kaşığı yenibahar
1 tatlı kaşığı toz tarçın
Bir çimdik tuz

Soğanları piyazlık doğrayın. Yapışmaz tavaya bir çimdik tuzla önce yüksek ateşte sonra kısık ateşte karamelize edin. Yaklaşık 1 saati bulabilir, biraz sabır. Bu sırada haşlanmış ve kabukları soyulmuş nohutları müren (yoksa rondo) yardımıyla çekin, daha sonra haşladığınız patatesi de ekleyip tahinini, tarçınını katın, yoğurun. Hazırladığınız topik kabuğunu streçleyip dolapta dinlendirin.

 

Bu sırada karamelize soğanlar tamamlandıysa hazır sıcakken baharatları ekleyip soğumaya bırakın. İç harç soğurken baharatı daha iyi kendine çekecektir. Harç soğuduğunda artık tahini ekleyebilirsiniz. Dış harç hamurundan avuç içi kadar alıp tülbente (yoksa buzdolabı poşetine) koyup oklava yardımıyla açın. Önemli olan ince bir tabaka olması. Daha sonra tam ortasına dolu dolu 1 yemek kaşığı iç harçtan ekleyin ve 4 tarafından katlayarak yuvarlak şekil verin. Sarılı bir şekilde en az 1 gün bekletin.Ertesi gün yemeden en az yarım saat öncesinden masaya çıkardığınız topiği üzerine hafif tarçın serpip az da zeytinyağı ile servis edebilirsiniz.

Afiyet olsun.

 

12 Ocak 2021 Salı

 

Barış On sekizinde ikinci bölüm

12 EYLÜL’DE SİYASİ GÖÇMENLİK,GURBET

 *Bu yazıyı küçük oğlum Barış 1995 yılında 18’ine bastığında Kopenhag Faelleddiget’de yazmıştım.

Hasan Gürkan



 

Bir gün –bugün gibi hatırlıyorum-  evde elle tutulur bir gerginlik vardı. Televizyondaki çocuk saatini bile seyrettirmediler. Annem üzgün, babam olur olmaz şeylere parlıyor. Ertesi sabah onu elinde valiziyle gördüm. Hepimize birer birer sarıldı, öptü, bir şey söylemeden çekip gitti. Haftalarca haber alamadık. Neredeydi, ne yapıyordu, ne zaman dönecekti? Sormaya dilim varmıyordu ama, dönecek miydi?

Gene bir gün – gene bu gün gibi hatırlıyorum- annem: “Babana gidiyoruz.” dedi. Sirkeci Garından trene bindik. Annem ısrarla uyumamı istiyor. Ama benim hiç uykum yok ki! Amcalar gelir bir şeyler sorarlarsa hiç cevap vermeyecekmişim. Uzunca bir süre sonra tren durdu. Vakit geç olmuştu. Burası geçtiğimiz istasyonlara benzemiyor. Dikenli teller, sürüyle elleri silahlı asker var. Amcalar geldi. Üç kişiydiler. Kısa boylu sarkık bıyıklı olanı annemin uzattığı deftere uzun uzun baktı. Her sayfasını karıştırdı. Altın dişleriyle sırıtarak bir şeyler sordu. Annem hep bana yalan söyleme der. Ama kendisi söylüyor. Babam  Almanya’da işçiymiş, izine gelmişiz, dönüyormuşuz.

Sabah trenden indik. Abim “İzmir’e geldik.” Diyor .Sofya olduğunu çok sonra öğrendim. Gene sonradan adının Georgi Dimitrov olduğunu öğrendiğim alanda saatlerce bekledik. Annemin gelip bizi alacağını söylediği amca gelmedi. Taksiyle büyük bir eve gittik, parti oteliymiş. Amma da çok odası var! Konuşma yasağı kalktı, gevezelik serbest. Önüme gelene durmadan anlatıyorum. Ama ablalar, amcalar bir şey anlamıyor, başımı okşayıp aptal aptal sırıtıyorlar. Üzerinde durmuyorum, büyüklerin yeni bir tuhaflığı deyip geçiyorum.

Bize güzel bir oda verdiler. Televizyonu, gazozla dolu buzdolabı, banyosu var. Abim İhsan dedemden öğrenmiş, çok güzel kağıttan kayık yapar. Akşama kadar küvette oynuyorum. Kağıttan kayık yüzdürüyorum. Ablalar durmadan yemek, dondurma, çukulata getiriyor. İyi de babam, babam nerde?

Beş yaşındayım. Hayatımda ilk defa uçağa bineceğim. Berlin’e gidiyoruz. Berlin’de penceresinden çamur gibi akan nehrin göründüğü parti misafirhanesinde geçirdiğim  üç gün benim için gene konuşmamı anlamayan ablaların şefkati, bol köpüklü küvet sefaları ve patlayıncaya kadar yediğim pasta, dondurma ve çukulata demekti.




Bu defa bindiğimiz tren Sirkeci’dekinden daha güzel ve temizdi. Akşam karanlığı ile birlikte Kopenhag’a iniyoruz. Pasaport falan soran olmadı. Babamı bahçeli bir evin salonunda bizi bekler bulduk. Odanın içi çiçekler, hediyeler, türlü çeşitli meyveler, yiyeceklerle dolu.

Annem: “Bir daha hiç ayrılmayacağız .” diyor.

Belki bana öyle geldi ama babam bizimle kucaklaşırken ağlamanın eşiğindeydi. Çifte bayram yaptık, hem benim doğum günümü, hem ailemizin birleşmesini kutladık. Deliksiz uyudum.

Onsekizime ulaştığım için sevinçliyim. Artık “ adam” sayılıyorum. Türkiye’de akranlarımın bir sevgili bedeninin kokusunu bile içlerine çekmeden  idam edilmeleri, vurulmaları, hayata veda etmeleri sevincimi gölgeliyor. Babam: “ Ne kadar çok ve ne kadar derin seversen o kadar insanlaşırsın.” diyor. Kız arkadaşlarım olmadı değil. Ama ben ayaklarımın yerden kesildiği, aşktan öleceğimi sandığım büyük sevdalar yaşamak istiyorum.
Faelleddiget, Nisan 1995