“ERKEKLER,TECAVÜZ ETMEYİ
ÖĞERENİRLER”
Naci Emre Boran
Cinsel Şiddeti Anlamak, Amerikan
hapishanelerinde yatan 114 tecavüzcü ve 75 kişilik başka suçlardan tutuklu
kontrol grubuyla yapılan görüşmeler üzerinden, tecavüzün erkekler için
öğrenilmiş ve ödüllendirici bir davranış olduğunu öne süren bir araştırma
Lady Gaga’nın “Till Happens to You”[1] şarkısıyla öne çıkan, Amerikan kampüslerindeki
tecavüz kültürünü konu edinen The Hunting Ground adlı ödüllü belgesel[2], Amerika’da cinsel şiddet tartışmalarını
tekrar gündeme taşıdı[3]. RAINN’in[4] açıkladığı verilere göre Amerika’da
her 6 kadından 1’i hayatı boyunca en az bir kez cinsel şiddete maruz kalıyor.
Cinsel şiddet vakalarının yetkili kurumlara bildirilme oranı ise yüzde 32.
Tecavüz konusunda dosyası oldukça kabarık olan ülkede güçlenen feminist
hareketler 80’li yıllarda üniversitelerde kadın araştırmalarının tetikleyicisi
oldu. Kadına yönelik cinsel şiddet de hukuki çıkmazlarıyla[5] birlikte tıp alanının hâkimiyetinden
çıkarak sosyolojik araştırmaların konusu olmaya başladı. Ele aldığım kitap da
bu araştırmalardan biri.
Metis
yayınlarının 20 yılın ardından tekrar baskısını yaptığı eser, tecavüzcü
erkekler üzerine bir inceleme: Cinsel Şiddeti Anlamak, Amerikan hapishanelerinde yatan
114 tecavüzcü ve 75 kişilik başka suçlardan tutuklu kontrol grubuyla yapılan
görüşmeler üzerinden, tecavüzün erkekler için öğrenilmiş ve ödüllendirici bir
davranış olduğunu öne süren bir araştırma. Türkiye’de kadına yönelik şiddet
araştırmalarının sayısı oldukça azken, cinsel şiddete odaklanan bir alan
araştırmasına rastlamak neredeyse imkânsız.[6] Bu açıdan araştırma paha biçilemez.
cinsel Şiddeti Anlamak, Diana Scully,
Çev: Şirin Tekeli, Laleper Aytek, Metis Kitap
Bu yazı yazılırken bir tecavüz olayı
daha yaşandı.[7] 2014 yılında Hacettepe Üniversitesi
tarafından yapılan aile içi kadına yönelik şiddet araştırması, Türkiye’de
kadının hedef olduğu şiddetin[8] dozunda artış olduğunu, şiddetin
ağırlaştığını ortaya koyuyor.[9] Bu araştırmaya göre Türkiye’de
yaşamının herhangi bir döneminde cinsel şiddete maruz kalan kadınların oranı
yüzde 12.[10] Yazının son bölümünde Türkiye’de bu
konuda yapılan araştırmalara daha detaylı olarak eğileceğim. Konunun önemine
istinaden, kitabın yöntem ve teorik tercihlerinin eleştirisini yapacak olmakla
birlikte öncelikle vurgulanmasını elzem gördüğüm bazı hususları özetleyeceğim.
Tecavüz bir hastalık değildir
Tıbbın
bilimsellik konusunda kazanmış olduğu statü, psikiyatrik yaklaşımın 90’lı yıllara kadar tecavüze
dair araştırmalarda hâkim paradigma olması sonucunu doğurmuştur. Özellikle adli
tıpla birlikte psikiyatri, günümüzde de bu nüfuzunu korumaktadır. Tecavüzün bir
akıl hastalığı sonucu olduğunu varsayan psikopatolojik bakış, bu “hasta”
bireylerin denetlenemeyen bir cinsel dürtünün tutsağı olduğunu savunur. İtki
teorisi olarak adlandırılan bu yaklaşım, failin olaydan sorumlu tutulamayacağı
sonucuna varır. Bunun neticesi olarak da cinsel şiddet uygulayan erkekler
“istisna” sayılır ve “normal” erkeklerle herhangi bir ortak yanları ya da
benzerlikleri olması ihtimali dışarda bırakılır.
Feminist/sosyo-kültürel
modele dayanan kitabın teorik tavrı, psikopatolojik modelin tecavüz araştırmalarında
yanlı ve başarısız olduğu konusunda oldukça ikna edici. Diana Scully, çeşitli
referansları tartışarak psikopatolojik çalışmaların tutarlı bir tecavüzcü
profili çıkartamadığını belirtmekle birlikte yaptığı alan araştırmasının
sonuçlarıyla bu modelin işlemediğini de gösteriyor: Tecavüz suçu işlemiş
olanların profilinin diğer suçlu grubundan farklı olmadığı ve çoğunun
psikiyatrik rahatsızlıklarının bulunmadığı ortaya çıkıyor. Bu da tecavüz eden
erkeklerin “özel” ya da “farklı” olmayabilecekleri iddiasını güçlendiriyor.
Scully,
“hastalık” yaklaşımının erkeğe ait olanın tek ölçüt olduğu ataerkil ideolojiyi
sürdürdüğünü vurguluyor: Bu modelle, cinsel şiddetin kültürel etmenlerle
arasındaki bağ ve buna bağlı olarak toplumsal cinsiyetler arasındaki güç
dengesizliği göz ardı edilmiştir. Kadınların neden sadece erkeklerin
yakalandıkları bir “hastalığın” hedefi olduğu sorusunu cevapsız bırakan
psikopatolojik model, tecavüzün mücadele edilmesi gereken bir “erkek sorunu”
olarak değil, kaçınılması gereken bir “kadın sorunu” olarak görülmesine yol
açmıştır.
Tecavüz erkeklerin sorunudur
Kadına
yönelik şiddet araştırmalarının büyük çoğunluğundan farklı biçimde hedef
kitlesinin erkekler olması, söz konusu araştırmanın öne çıkmasında önemli bir
role sahip. Erkeklerin dünyasında feminist araştırmanın gerekliliğini
vurgulayan araştırmacı, yalnızca kadınların deneyimlerinden yola çıkılarak
ataerkillik gerçeğinin açıklanamayacağını söylüyor: Cinsel şiddet kullanan
erkeklerin dürtülerini ve gerekçelerini açıklayabilmenin yolu, onların
toplumsal kurgularına müdahale etmekte ve bu kurguyu eleştirel bir incelemeye
tabi tutmakta yatmaktadır.
Scully,
kitabın amacını cinsel şiddeti tecavüzcünün bakış açısından anlamak olarak
koyuyor. Bu hedef, bir tür duygudaşlıktan ziyade erkeklerin düşünme
biçimlerinde kültürel tutumların nasıl rol oynadığını açıklamaya ve bu yolla
ifşa etmeye yönelik.
Erkekler tecavüz etmeyi öğrenirler:
Gerekçeler ve özürler
Kültürlerin,
normallerle birlikte dışarıda kalan davranışların da kurallarını ve sınırlarını
belirlediği gözleminden yola çıkan Scully, tecavüzün çoğu zaman diğer
davranışlar gibi toplumsal olarak, başkalarıyla kurulan ilişkilerle öğrenildiği
varsayımında bulunuyor. Bu varsayımı, uyguladıkları cinsel şiddeti tecavüz
olarak görenler ve bunun tecavüz olduğunu inkâr edenlerle yapılan görüşmelerle
sınıyor. Tecavüzcü erkeklere kendi suçları ve kurbanları hakkında ne
düşündüklerini soruyor.
Cinsel
şiddeti toplumsal olarak kabul edilebilir kılmanın yolları, inkârcılar ve kabul
edenlerden oluşan iki uç grupla yapılan görüşmelerde ortaya çıkıyor. Tecavüzün
doğru olmasa da uygun bir davranış olduğunu söyleyen inkârcıların gerekçeleri
arasında “kadınlar hayır derken evet demek isterler,” “kadınlar sonunda gevşer
ve bu işten zevk alırlar” ve “iyi kızlara tecavüz edilmez” gibi –ne yazık ki
oldukça tanıdık- yargılar bulunuyor. Diğer grup ise davranışlarının tecavüz
olduğunu kabul etmekle birlikte kendilerinin tecavüzcü olmadığını
açıklayabilmek için “alkol ve uyuşturucu” ile “hastalık” gibi özür mekanizmalarını
kullanıyor.
Cinsel
şiddete karşı mücadelelerde tecavüze dair yanlış inançlar olarak öne çıkarılan
bu mitlerin[11] tutuklu tecavüzcüler tarafından
paylaşılıyor oluşu, kültürel tutumlar ile tecavüzcülerinki arasında açık bir
ilişki olduğunu gösteriyor. Peki, çoğunluğu tanıdık olmayan kadınları hedef
alan cinsel şiddetin failleri tutuklu tecavüzcüler, erkeklerin tecavüz
kurgularını açıklamak için doğru hedef mi?
Doğru hedef tutuklular mı?
Araştırma,
tecavüzcü erkeklerle başka suçlardan tutuklu erkekleri karşılaştırarak
psikopatolojik yaklaşımın geçersizliğini gösterebiliyorken, incelemenin
“klasik” tecavüzcüleri hedef alıyor oluşu, kurumlara bildirilme oranı oldukça
düşük olan aile içi ya da tanıdıklara yönelik cinsel şiddetin faillerini
dışarıda bırakmış oluyor. Tecavüze dair efsanelerden birinin de “saldırgan bir
yabancıdır” yargısı olduğu göz önüne alındığında bu noktanın önemi büyüse de
yakalanmamış suçlularla görüşmenin koşulları oldukça tartışmalı.
Alberto
Godenzi, Cinsel Şiddet adlı kitabında suçlularla ilgili
yapılan araştırmaların tutuklu erkekler değil, ortalama suç failleri üzerinde
yoğunlaşması gerektiğini söylüyor: “Cinsel şiddetin toplumun zaten daha çok
suçun işlendiği yoksul tabakaları içinde yaygın olduğu tezi oldukça rağbet
görmektedir. Bu kaderci yaklaşımın hâlâ çok yaygın olmasının nedeni, suçlularla
ilgili araştırmaların hemen hep cezaevlerinde yapılıyor olmasıdır.”
Araştırmasında telefon ile görüşme yöntemiyle[12] ortalama suç faillerine ulaşan
Godenzi, özellikle eşlerine yönelik cinsel şiddet uygulayan erkeklerin
davranışlarını nasıl gerekçelendirdiğine dair önemli sonuçlar çıkarsa da
görüşmelerin sayısı ve süreleri, araştırmanın bu kısmını belli bir seviyede
kalmaya zorlamış.
Cinsel Şiddet, Alberto Godenzi, Çev:
Yakup Coşar, Sultan Kurucan-Coşar, Ayrıntı Yayınları
Scully, ideal bir araştırma
modelinin hapishane dışındaki yakalanmamış tecavüzcüleri de içermesi
gerektiğini belirtmekle birlikte bu kişilerin tutum ve davranışlarının ortaya
çıkarılabilmesi için yüz yüze uzun görüşmelerin yapılması gerektiğini
belirtiyor. Bu da araştırmacının tecavüzcünün kimliğini koruyarak suç ortağı
haline gelebileceği gibi olasılıkları da içeren bir dizi ahlaki çıkmaza sebep
olabilmektedir. Özellikle görüşmecinin gelecekle ilgili planlarının bir
başkasının yaşamını tehdit etmesi ihtimali, yakalanmamış suçlular üzerine
araştırma yapmayı neredeyse imkânsız hale getirmektedir.
Pornografinin tecavüzü
normalleştirmesi: Cinsellik ve şiddet
Godenzi gibi
birçok araştırmacı ve aktivist tecavüzün bir şiddet olduğunu, cinselliğin
burada yalnızca araç olduğunu savunurken Scully, araştırmasında tecavüzün bir
şiddet eylemi olmasının yanı sıra bir cinsel eylem olduğunu ve bu özelliğinin
onu diğer suçlardan ayırdığını önemle vurguluyor.[13] Tecavüzün cinsel yönünü öne çıkaran
psikopatolojik yaklaşımın karşısında dururken şiddete odaklanılmasının “normal”
erkeklerle cinsel şiddet arasındaki ilişkinin kurulmasını önlemekte stratejik
bir rol oynadığı uyarısında bulunuyor. Araştırmada pornografi tartışılırken bu
ilişkinin bir örneği de açılmış oluyor.
Yapılan
araştırmalarda pornografi ile tecavüz arasında doğrudan bir ilişki
kanıtlanmamış olmakla birlikte, kadına yönelik şiddet pornografide artan oranda
yer almakta. Scully, bu yayınlarda sıklıkla işlenen kurbanın uyarılma halinin,
tecavüz fantezisinin “normal” erkekler arasında oldukça yaygın oluşunda önemli
bir rol oynadığını gösteriyor: Erkekler acı ve orgazmın birlikteliğini,
yaşattıkları acıya rağmen kadınların bundan zevk alabilmesi için onları
zorlamak gerektiği şeklinde yorumluyor.
Rakamların “bilimselliği” ve
araştırmanın boşlukları
Araştırmada
bilimsellik iddiasına ilişkin erkek egemen görüşe yöneltilen eleştirilerle
birlikte herhangi bir araştırmanın referans gösterilmesinde hakikat söyleminde
bulunmamak konusunda özen gösterilmiş. Fakat görüşmecilerin sayısı, bir kez
açıklandıktan sonra kitabın devamında istatistiki bilgilerin sürekli olarak yüzdelik
dilimlerle verilmesi, eleştirilen “bilimselliği” yansıtıyor. Öyle ki bir grubun
içerisinde bir alt grubun bir başka alt grupla karşılaştırılmasında verilen
yüzdelik dilimlerin birinin diğerinden gerçekten ne kadar fazla kişiyi
kapsadığını bilebilmek için okuyucunun bir hesaplama zahmetine girmesi
gerekiyor. Toplamın yarısını geçen herhangi bir yüzdenin ne derece çoğunluğu
oluşturduğu toplamın gerçek sayısına oldukça bağlı olduğundan, araştırmacının
bu yüzdelik dilimlere getirdiği yorumları sorgulamanız oldukça zorlaşıyor.
Yanlış teşhis sonucu hapsedildiğini öne süren inkârcı üçüncü grubun tecavüzcü
profillerinin açıklandığı bölüme dâhil edilip, sonraki bölümlere dâhil
edilmediğini hatırlamanın oldukça zor oluşu, yüzdelik dilimlerin sürekli
kullanımının bir diğer sonucu.
Araştırmaya
dâhil edilen 114 tutuklu tecavüzcü şu üç gruptan oluşuyor: Tecavüz ettiğini
kabul eden 47, tecavüz ettiğini inkâr eden fakat cinsel ilişkiye girdiğini
kabul eden 33 ve cinsel ilişkiye girmediğini iddia eden 34 erkek. “Tecavüz
hakkında hiçbir bilgilerinin olmadığını iddia ettikleri için” üçüncü grubun
özelinde bir alt başlığın açılmaması, her ne kadar araştırmanın amacı
“mahkûmiyetleri tersine çevirmek ya da katılımcılardan itiraf almak” olmasa da
sorunlu bir durum. Bu erkeklerin, suçsuz olduklarına dair inançlarını neye
dayandırdıkları ve kadınlara bakış açılarına dair görüşme notlarının
paylaşılması faydalı olabilirdi. Cinsel ilişkiye girmediğini beyan eden
tutuklunun, adli kararın doğruluğu esas alınarak –diğer suçlardan tutuklu
grupla karşılaştırılmak üzere- tecavüzcü erkeklerin profil bilgilerine dahil
edilmesi, araştırmaya gönüllü katılımı göz önüne alındığında tartışmalı bir
husus haline geliyor.
Cinsel
şiddeti mazur göstermek adına öne sürülen alkol kullanımına dair “sarhoş
davranışlarının” kültürel olarak öğrenildiği savı oldukça güçlü referanslarla
temellendiriliyor. Fakat tüm referanslar alkol kullanımına dair iken, ilgili
bölümün devam eden paragraflarında bu yargıyı uyuşturucular için de
genelleyerek araştırma tutarlılığını kaybediyor. Özellikle “8 şişe bira içip
dört doz LSD aldığını tahmin eden” bir tecavüzcüden alıntı yapılması, LSD’nin
etkileri göz önüne alındığında bir sapma olarak değerlendirilebilir.
Katılımcıların haklarının korunması
Kitabın
“İçeriye Bakış” adlı giriş bölümünde hapishanede görüşme yapmanın
zorluklarından bahsediliyor. Bu bölüm özellikle araştırmacılar için önemli
öneri ve deneyim aktarımlarını içeriyor. Toplamda 700 saate varan 15.000
sayfalık veriye dönüşen görüşmeler bir yılı aşkın sürede tamamlanmış. Scully,
mahpusların haklarını korumak konusunda oldukça hassas davranmış: 7 saate varan
yüz yüze görüşmelerde, mahpusa karşı delil niteliği taşıma ihtimalini
engellemek için ses kaydı almamış; hukuki olarak kulaktan dolma bilgi
kategorisinde değerlendirilen not alma yöntemiyle görüşmeleri sürdürmüş.
Türkiye’de kadınlara yönelik şiddet
araştırmaları
Türkiye’de
kadınlara yönelik şiddet konusunda sivil toplum mücadelesi[14] hatırı sayılır bir güce erişmişken[15] teorik çalışmaların bu gücün
oldukça gerisinde kaldığını söylemek mümkün. Akademi ve dışı teorik çalışmalar
içinde medya[16] ve kültürel ürünler üzerinde söylem
analizleri ve feminist literatüre dayanan tartışmalar yoğunlukta. Alan
araştırmaları ise bu çerçevede ağırlığı en az olan çalışmalar. Cinsel şiddet
özelinde bu çalışmaların sayısı daha da azalıyor.
Akademik
tezler içinde kadına yönelik şiddetin meşrulaştırılması ve tecavüze dair
tutumları konu edinen yayınlanmamış “birkaç” araştırma var. Son on yılda –raflarda
bulamasanız da- yayınlanmış, hacim ve nitelikleri bakımından öne çıkan
araştırmalardan 2007 tarihinde yapılmış “Toplumsal Cinsiyete Dayalı Şiddet:
Sorun Tespiti ve Mücadele Yöntemlerinin Analizi”[17] dışında sayabileceğimiz 2008 ve
2014 yıllarında gerçekleştirilen “Türkiye’de Kadına Yönelik Aile İçi Şiddet”
araştırması bulunuyor. Bu çalışmanın detaylarına inmeden evvel, Türkiye’de fail
erkekleri hedef edinen herhangi bir araştırmanın olmayışı ile ilgili birincil
neden olan hapishanelerin araştırmacılara kapalı olması olgusuna değinmek
istiyorum.
Sivil
toplumun yükselen mücadelesine[18] karşın hapishane araştırmaları
yasal sınırlamalarla oldukça kısır bırakılmaktadır. Hapishanelerde var olan
mahpuslara dair verilerin paylaşılmaması bir yana araştırmacıların hapishane
içinde çalışma yapması neredeyse imkânsız hale getirilmekte. Bakanlık,
derinlemesine mülakata izin vermemekle birlikte anket sorularında değişiklik
talep ediyor ve araştırmacının yayınlama hakkını izne tabi tutuyor. Bunlar da
yetmiyormuş gibi konuyla ilgili basına konuşmasını da onay şartına bağlıyor.[19] Bir şekilde hapishaneye
girdiğinizde de görüşme için ses kayıt aracı kullanma hakkınız da yok. Bunun
sebebinin mahpusların haklarıyla ilgili olmadığı açık. Yazının ele aldığı
kitapta Scully’nin kendi tercihiyle ses kayıt aracı kullanmaması ve aradan
geçen yılları bir arada düşündüğümüzde vahametin boyutu artıyor. Belirtelim:
Ceza Tevfik Evleri Genel Müdürlüğü[20] verilerine göre 02.12.2015 yılı
itibariyle 14.449 adet cinsel suçtan hükümlü ve tutuklu bulunuyor.[21]
Aile ve
Sosyal Politikalar Bakanlığı desteğiyle Hacettepe Üniversitesi tarafından
hazırlanan, 2015 yılında açıklanan[22] Kadına Yönelik Aile İçi Şiddet
Araştırması,[23] Türkiye’de kadına yönelik fiziksel
ve cinsel şiddete dair en güncel alan araştırması.[24] Mahpus erkeklerle de görüşülmüş olması,
şiddetin gerekçelendirilmesiyle ilgili erkeklerin tutumlarını göstermesi,
araştırmanın çapı, kurumlarla kurulan ilişkiler açısından oldukça önemli olan
çalışmadaki bakanlığın tutumu olarak da okunabilecek birkaç noktadan
bahsedeceğim.
Türkiye’de
kadınlara dönük şiddetin engellemesine yönelik olarak devlet tarafından yapılan
birçok yasal düzenleme ve çalışmaya[25] karşın bu düzenlemelerin toplum
tarafında kayda değer bir etki yaratmadığı görülüyor. Hem uygulanan şiddet
rakamlarında önemli oranda bir düşüş gözlenmiyor hem de kurumlara güvenle
ilgili büyük problemler devam ediyor. Şiddet mağduru kadınların kurumlara
başvurma oranı yüzde 11.[26] Proje sorumlusu Doç.
Dr. İlknur Yüksel-Kaptanoğlu, verdiği röportajda siyasetçilerin soruna
etkisine vurgu yaparak, kadın ve erkek arasında fıtrat farkını öne çıkaran
söylemlerin ve zihniyetin, yasal düzenlemelerin etkisiz kalmasında rol
oynadığını belirtiyor.
Kadın ve
Aileden Sorumlu Devlet Bakanlığı’nın adının Aile ve Sosyal Politikalar
Bakanlığı olarak değiştirilmesiyle[27] birlikte bakanlığın kadın ve erkek
eşitliği politikasının önceliğinin “kadın” değil “aile” içindeki kadına yönelik
olduğu daha da belirginleşti.[28] Araştırmanın başlığındaki “Aile
içi” vurgusu[29] bu yönüyle okunmaya müsait. Diğer
taraftan araştırmada kadına yönelik fiziksel şiddetten ötürü hapsedilmiş 12
erkek mahpus ile yapılan görüşmelerin çektiği dikkati gölgede bırakan bir
gerçek var: Erkeklerle yapılan odak grup görüşmelerinde namus ve aldatma gibi
konular konuşulmuş, toplumsal cinsiyet rolleri eleştirilmiş olmasına karşın
“cinsel şiddet” konuşulmamış. Tüm raporda cinsel şiddet ifadesi neredeyse her
sayfa başına geçerken, odak grup görüşmelerinin aktarıldığı ve “Erkeklerin
Kadına Yönelik Şiddete Bakışı” başlıklı bölümün de dâhil olduğu sayfalarda
(195-270) bir defa dahi geçmemiş.
2014
araştırmasında yaşamının herhangi bir döneminde eşi veya eski eşi tarafından
fiziksel şiddete maruz bırakılan kadınların oranı yüzde 36; duygusal şiddet
yaşayan kadınların oranı yüzde 44; cinsel şiddete maruz kalan kadınların oranı
yüzde 12. Fiziksel veya cinsel şiddetin birlikte yaşanma oranı yüzde 38.
Yaşadıkları şiddeti kimseye anlatamayan kadınların oranı yüzde 44.[30]
[3] http://www.huffingtonpost.com/maria-cuomo-cole/the-hunting-ground-shifting-culture_b_9008356.html
[5] Bu çıkmazların etkisiyle kurulmuş olan New York’a
bağlı, Cinsel Suçlarla Mücadele Birimi’ni (Special Victims Unit) konu edinen
bir belgesel (http://www.imdb.com/title/tt1975247/) ve on yılı aşkın süredir devam eden bir dizi (https://en.wikipedia.org/wiki/Law_%26_Order:_Special_Victims_Unit) var.
[6] Türkçe yayınlar arasında 2016 Ocak ayı itibariyle,
cinsel şiddet üzerine yapılmış iki çeviri alan araştırması bulunuyor. Diğer
çalışma, yazının ilerleyen bölümlerinde referans verdiğim Ayrıntı Yayınları’nın
bastığı Alberto Godenzi’nin Cinsel Şiddet adlı kitabı.
[8] Bakınız: Bianet Erkek Şiddeti Çetelesi: http://bianet.org/kadin/bianet/133354-bianet-siddet-taciz-tecavuz-cetelesi-tutuyor. Kadın Cinayetleri Anıtı: http://www.anitsayac.com/?year=2016
[11] Bu inançların yanlış mantıklarını temelden gösteren
karikatürler: http://onedio.com/haber/taciz-etmedim-rizasi-vardicilari-anlatan-7-muazzam-karikatur-667135
[12] Bugün telefonla görüşmenin güvenilir bir yöntem
olmadığı aşikâr. Belki internet yeni olanakları açabilir.
[13] Tecavüzün kavramsal olarak tarifi üzerinden bir
tartışma için: http://viraverita.org/yazilar/bir-cinsiyetlendirme-pratigi-olarak-tecavuz
[14] Kadına yönelik cinsel şiddetle mücadele konusunda öne
çıkan dernekler: Aile İçi Şiddetle Mücadele Projesi, Cinsel Şiddetle Mücadele
Derneği, Cinsel
Şiddete Karşı Kadın Platformu.
[15] Kurbanı suçlayan “haksız tahrik” indirimine karşı bir
kazanım: http://kadincinayetlerinidurduracagiz.net/yazilar/2529/ozgecan-davasi-milat-oluyor
[16] Tavsiye etmek istediğim örnek bir makale: Tecavüzün
Münferit Bir Olay Olarak Çerçevelenmesi: Yazılı Basında Pippa Bacca Haberleri (http://ilaum.ankara.edu.tr/wp-ontent/uploads/sites/35/2015/02/ia_9_1_2_birlesik.pdf#page=73)
[17] TÜBİTAK tarafından desteklenen araştırmanın nitel
bölümü 50 kadın kuruluşundan 150’ye yakın kadınla görüşme yapılarak, nicel
bölüm 1800 evli kadınla gerçekleştirilmiş. Araştırma linki: http://research.sabanciuniv.edu/7029/1/TurkiyedeKadinaYonelikSiddet.pdf
[18] Türkiye’de hapishane araştırmaları konusunda önemli
işler yapan CİSST’i (Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği) burada anmak
gerek: http://hapiste.net/
[19] Üniversite-Hapishane İlişkisi: Suç Araştırmalarının
Ötesine Geçilebilir mi? – Sibel Yardımcı, “Hapishanede Engelli, Yabancı, LGBTİ
Olmak” (http://thea.org.tr/sites/default/files/kitaplar/CISST%20konferanskitap.pdf)
[21] Türkiye’de hukuk alanının güncel kavramlarına
bakıldığında tutuklu henüz cezası kesinleşmemiş fakat hapishanede tutulanlar
için kullanılırken, hükümlü ifadesi cezası kesinleşmişler için kullanılıyor.
Buna bağlı olarak Scully’nin “Tutuklu Tecavüzcü Erkekler Üzerine Bir İnceleme”
olarak çevrilen çalışmasının başlığındaki tutuklu ifadesi yerine hükümlü
ifadesini kullanmak daha doğru olacaktır. Fakat bu yazıda çeviriye sadık
kalınmıştır.
[22] 2016 yılı itibariyle araştırmaya internet üzerinden
erişilebiliyor. Fakat araştırma sonlandırıldığı tarihte çeşitli sebeplerle
kamuoyuyla paylaşılmamış: http://t24.com.tr/haber/iste-kamuoyuna-aciklanmayan-kadina-siddet-arastirmasi,283985. Ayrıca bakınız: http://www.hurriyet.com.tr/kadin-siddete-karsi-yapayalniz-27978959.
[23] Araştırmanın özet grafiklerine ve raporuna ulaşmak
için: http://tkaa2014.kadininstatusu.gov.tr/tr
[24] Nicel kısım 15.000 hane halkı büyüklüğünde
gerçekleştirilmiş, her haneden bir kadın ile görüşülmüş. Nitel bölümde ise;
kurumlara başvurmuş 10 kadın, hükümlü 12 erkek ve uzmanlarla görüşülmüş.
Erkeklerle yapılan odak grup çalışması 5 ile 8 kişi arasında değişen 8 grup ile
yapılmış.
[25] Devlet kurumlarında çalışanlara eğitimler verilmesi,
İstanbul sözleşmesinin imzalanması ve ŞÖNİM (Şiddet Önleme ve İzleme
Merkezleri) bunlar arasında sayılabilir.
[27] Bakanlığın alan adı “aile”: http://www.aile.gov.tr/. Kadının aile içindeki statüsü: http://kadininstatusu.aile.gov.tr/.
[29] Toplumsal gerçekliğe paralel olarak raporda “Bu
kadınların evlilik ve evlilik dışındaki birliktelikleri (erkek arkadaş,
nişanlı, sözlü) de dikkate alınmıştır.” (s. 52) ifadesi bulunuyor.
Ana görsel: Graffiti sanatçısı Mira
Shihadeh’in Kahire’de bir duvarda yer alan çalışması. Arapça
yazıda ”Tacize hayır” yazıyor.


