6 Eylül gecesinden başlayarak
Türkiye’nin birçok yerinde HDP binalarına, Kürt mahallelerine ve işyerlerine,
CHP’ye, Hürriyet gazetesine hassas ‘vatandaşlar’ saldırıya geçtiler.
Tarihimizin mutad ‘vatandaş’
tepkileri yakma, yıkma ayinleri olarak bir kez daha tekrarlandı. Devlet
destekli vandalizm bir daha hortladı.
Hem de, devletin Selanik’te
Atatürk’ün evini bombalatarak 6-7 Eylül 1955’te Rum, Ermeni vatandaşlara karşı
kışkırttığı ve organize ettiği güruhların yaptığı yağma ve tecavüzlerin
tarihine denk gelecek biçimde tekrarlandı bu vandalizm.
1955’ten sonra 2015 6-7 Eylül’ü
sistemin muhalife ve inkar ettiklerine bir naziresidir.
Erdoğan’ın havuz medyasının ve
Erdoğan baskısı altındaki merkez medyanın bu saldırıları vatandaşların tepkisi
olarak ilan etmesi, bu koronun psikolojik propaganda aleti olduğuna işaret
ediyor.
Saldırganı vatandaş olarak
tanımlamak vandalizmi meşrulaştırıyor ve sistemin kendisinin bu saldırıları
organize ettiğini gizliyor.
Kuşkusuz, 6-7 Eylül’den Sivas,
Maraş, Çorum katliamlarına kadar cumhuriyet tarihi devletin bu saldırılarda
oynadığı rolün su yüzüne çıktığı delillerle bezeli.
Burada bizzat şahit olduklarımdan
sadece bir örnek vereyim. 2000 yılı Aralık ayında F-Tipi cezaevlerine karşı
direnişler yapılmaktaydı. O dönem ÖDP parti meclisi üyesi olarak Beyoğlu’nda
yapılacak gösteriye katılmak üzere İstiklal caddesinde yürümekteyken, bir
sokağın başında 20-30 kişilik bir grubun gazete kağıtlarına sarılı sopalarla
beklediğini gördüm. İzlemeye devam ettim, bir süre sonra resmi kıyafetli bir
polis gelerek bunları oradan aldı ve gösteri mahallinin yakınından götürdü.
Belli ki o gün bir hassas ‘vatandaş’ tepkisine ihtiyaç duymamışlardı.
Bu tarihlerde Ecevit’in
başkanlığında DSP-ANAP-MHP koalisyonun hükümet olduğunu, DSP’li Adalet Bakanı
Hikmet Sami Türk’ün F-Tipi Cezaevini 2’si Asker 30’u tutuklu mahkumun ölmesiyle
sonuçlanan ‘hayata dönüş’ operasyonuyla katliama dönüştürdüğünü de
hatırlayalım.
Bu örnekler aynı zamanda AKP veya
DSP veya ANAP veya CHP vb… sistem partilerinin, devletin milli güvenlik siyaset
belgesi programını uygulamak üzere kont-gerilla veya Ergenekon her ne ad
verilirse verilsin yasa dışı organizasyonlarla birlikte hareket ettiğini
gösteriyor.
Erdoğan’ın, 7 Haziran seçimleriyle
birlikte bırakın Başkanlık rejimi hayallerinin suya düşmesini, AKP’nin tek
başına iktidar kuracak sayıya ulaşamaması karşısında nasıl bir direnç göstererek
7 Haziran seçimlerini boşa çıkardığını gördük.
Bununla da yetinilmedi çözüm süreci,
kendi deyişiyle buzdolabına kaldırılarak, ülke kan gölüne dönüştürüldü.
Bugün 1 Kasım seçimleri yapılacak
mı, yapılmayacak mı bu konu tartışılıyor. Erdoğan için AKP’nin seçimleri
kaybetmesi , 17-25 Aralık yolsuzluklarının hesabı için mahkeme kapılarının
ardına kadar ona açılması anlamına geliyor.
Bu bakımdan Erdoğan sonuna kadar
direniş gösterecektir. 7 Haziran’dan sonra izlediği taktikler, parlamentoda
AKP’nin çoğunluğu kaybetmesi durumunda, onun iktidarı seçim yoluyla
bırakmayacağını gösteriyor.
Erdoğan’ın niyetini Hürriyet baskını
‘kahramanı’ Abdürrahim Boynukalın ‘ Seçim sonuçları ne olursa olsun seni başkan
yaptıracağız’ diye açıkça ifade etti.
Son saldırılarda adı geçmeye
başlayan Osmanlı Ocakları çok kısa bir sürede 81 ilde örgütlenerek devlet
erkanınca kabul gören bir kuruluş olarak zuhur ediyor. Daha ilginci kuruluşun
resmi sitesinde düsturu ‘R.T. Erdoğan namusumuzdur’ olarak açıklanıyor.
Derneğin başkanı Kadir Canpolat Papa
16. Benedictus’un Türkiye’yi ziyareti esnasında silahlı eylem yapacağı
şüphesiyle gözaltına alınıyor. Onunla birlikte gözaltına alınan Trabzon Alperen
Ocakları Başkanı Mustafa Öztürk’e Polis Kadir Canpolat’ı sorduğunda, onu
Alperen Ocaklarından tanıdığını söylüyor. Mustafa Öztürk Hrant Dink cinayetinde
ismi geçenlerden biri.
Osmanlı Ocakları İstanbul il gençlik
teşkilatı başkanı Furkan Gök Suruç’ta 32 sosyalist gencin katledilmesinin
ardından, katliamı gerçekleştiren için ‘“canlı
bombaya rahmet ve yakınlarına sabır diliyorum… ‘ ifadelerini sosyal
medyada paylaştı.
Gezi isyanında yüzde 50’yi sokağa
çıkarmaktan bahseden Erdoğan’ın niyetini, sokağa çıkmak üzere örgütlenen
Osmanlı Ocakları gerçekleştirecek gözüküyor.
Başkanının Alperen Ocaklarından
devşirildiği ve devlet katında muteber olduğu belli olan, finansal desteğe
sahip bu örgütlenme, Alperen Ocaklarının sokak gücü tecrübesini de devir almış
gözükmektedir.
Böyle bir örgütlenme lümpen, işsiz
güçsüz, umduğunu bulamamış genç, yaşlı kesimlerden kendisine taban yaratabilir.
Şimdi bir hatırlatma Türkiye
siyasetinin sağcı damarı bu tür ocak örgütlenmesiyle ilk defa karşılaşmıyor.
Demokrat Parti iktidarının son yıllarında muhalefetin güçlenmesini engellemek
üzere Adnan Menderes Vatan Cephesi ocaklarını sivil bir sokak gücü olarak
örgütlemiş, ancak askeri darbeyle çöküşünü engelleyememişti.
Tarihin bir tekerrüre dönüşmemesi
için sosyalistlerin ve demokrasi güçlerinin Erdoğan’ın tehlikeli oyununu bizzat
durdurmaları gerekiyor.Bu yapıldığında askeri darbe tehdidi de önlenmiş
olacaktır. Erdoğan 1 Kasım seçimlerini engelleyebilir veya 7 Haziran
seçimlerinde olduğu gibi, 1 Kasım seçimleri sonucu kendisi için tehlikeli
olursa bu seçim sonuçlarını da yok sayarak, hazırlamakta olduğu sokak gücüne
başvurabilir.
1 Kasım seçimleri yapıldığı
takdirde, Türkiye’nin siyasi geleceğini belirleyecek olanın yalnızca parlamento
aritmetiği olmayacağı ihtimali giderek güç kazanıyor.
---------------
*Yalansız 20 Eylül-2015








