22 Ağustos 2021 Pazar

 

        “BİRİ” HAKKINDA

               Hasan Gürkan



Ben kalemimden çıkan bütün yazıları kendime yazdım. Bir yanım

kopmaz karmaşık bağlarla geçişime bağlı. Geçmişimi yıktılar,

 üzerinde tutunamıyorum. Öbür yanım geleceğim. Geleceğim yok.

 Geçmişim on altı - on yedi yaşlarımda başladı. Daha öncesini köklü

 bir reddiyesi olarak giriyor hayatıma. Bütün benliğimi saran büyü

 ve lekesiz bir adanış. Hayatımda bu adanışın dışında her şey tali ve

 ihmal edilebilir oluyor. Yeniden doğuyorum. Erkek biçimlenişim,

 taşralıklarım, zaaflarım, çirkinliklerim, bütün zamanların en doğru

  ve en şaşmaz ideolojisi önünde ufalıyor, küçülüyor, zavallılaşıyor

 ama yok olmuyor. Kendi temellerimle, yapılanmamla çatışma, "biri"

 olmaktan kurtulma yerine uzlaşmayı, yok olmayanı yok saymayı

 tercih ediyorum. Bu benim ilk büyük aldanışımdır.

     


  
 Erkek biçimlenişim, taşralıklarım, zaaflarım, çirkinliklerim, bütün zamanların en doğru ve şaşmaz ideolojisi önünde ufalıyor, küçülüyor, zavallılaşıyor, ama yok olmuyor. kendi temellerimle, yapılanmamla çatışma "biri" olmaktan kurtulma yerine uzlaşmayı, yok olmayanı yok saymayı tercih ediyorum. Bu benim ilk büyük aldanışımdır.
    Artık "bu tarafta" ve bizim saftayım. Ev, aile, çocuk, meslek gibi 'dünyevi' meşgaleler "biri"lerinin işi. Hayatımın sonraki dönemine rengini veren bu hercümerçte iradem ne kadar rol oynuyor, ne kadar birey olabiliyorum? Yolun bütün güzergahları  sanki kendimin dışında oluşturulmuş.
    Şiiri, türküyü sevme yeteneğimi korumaya çalışıyorum Öte yandan bir kavga adamı olarak beğeniliyor ve seviliyorum. O soluksuz koşturmacada durup geriye bakacak zamanım ve cesaretim yoktu. Başka hiçbir yerde bulamayacağım dostluklar, öfkeler, aşklar, acılar, arkadaş ölümleriyle gelen kahırlar yaşadım. Dünyanın bütün haksızlıkları, çirkinlikleri, zulmü gözüme sinek gibi görünüyordu. "Her mil-i bahride dostum ve düşmanım var"dı.
 

Şimdi kopmak istediğim geçmiş, bu geçmiş değil. O dönemde yıllar 

süren kendime dair bir yanılsamadan kurtulmak istiyorum. Kendi

 çapıma, derinliğime dair önce kendimde sonra yakın ve geniş

 çevremde var olan, benim durmadan beslediğim illüzyonu

 yıkmalıyım.

    Reddedilmeyi, lanetlenmeyi tam olarak göze alamadın. Hey Hasan

 yoldaş, sen hep vasatların biçimlendirdiği, hep güdülmüş sürüden

 "biri" idin. Azası olduğun cemaatte hiçbir zaman yalnız kalmayı,

 diğerleri tarafından çatışma ve her ayrılık noktasında Ebu Zemzem

 kuyusuna işememenin ince yollarını aradın ve buldun.

    Sonra Kâbe'nizi yıktılar, ayağının altındaki zemin kaydı. Hala

 karar verici soruyu adam gibi soramıyorsun, ellerin titriyor. Her

 defasında bahaneler buluyorsun. Ya "biri" olduğunu kabul et; yahut

 "biri" gibi yaşama! Soruyu süründürmek neyi değiştirir. Sünepelik,

 geleceği manasız, bitmez tükenmez tekrarlarla yaşamaya boyun

 eğme hali. İğretilik, bir yanı geçmiş olan " biri"nin öbür yanının

 adı.  Çürüme, uzun yavaş, yavaş bir ölüm.

    Şimdi var gücünle kollarına atıldığın bir sevdaya tutunmaya

 çalışıyorsun. Gözlerin hakikatin ve ışığın kaçağıdır. Neden "büyü

 bozulduğunda..." diye başlayan cümleleri tamamlayacak cesaretin

 yok? 

    Eylemin bizatihi kendisi sade, sessiz ve vakur.


1983 Kış, Beşiktaş 




.





19 Ağustos 2021 Perşembe

 

YURT / HOME - Warsan Shire

Çeviren: Acar Erdoğan

kimse terk etmez yurdunu

yurdu bir köpekbalığının ağzı olmadıkça

kimse dönüp sınıra doğru kaçmaz

bütün şehir onlarla birlikte kaçmıyorsa.

komşuların senden hızlı kaçtığında

kan ter içinde, nefesleri tıkalı

birlikte okula gittiğin o genç çocuk

hani şu eski fabrikanın arkasında öptüğün

kendinden bile büyük bir silah taşıyorsa

işte o zaman terk edersin yurdunu

başta yurdun izin vermez kalmana.

kimse yurdundan kaçmaz, peşinden kovalayan olmadıkça


ayaklarının altında ateşler

dalağı patlarcasına

hiç kimse düşünmez bile bunu yapmayı

o keskin bıçak dayanmadan önce

boğazına

hatta o zaman bile marşını söylersin

fısıltıyla da olsa

pasaportunu yırtarsın bir havalimanı tuvaletinde

ağzına attığın her kâğıt parçası hıçkırıklarına karışır

geri dönmeyeceğini ilan ederken.

şunu anlamak zorundasın

kimse çocuğunu bir kayığa bindirmez

su karadan daha güvenli olmadıkça

kimse avuçlarını yakmaz

trenlerin altında

vagonların diplerinde

kimse kamyonların kasasında günler geceler geçirmez



gazete parçalarını yemez

gidilen onca yolun bir anlamı olmadıkça

kimse dikenli tellerin altında sürünmez

kimse dövülmek istemez

acınmak istemez.

kimse mülteci kamplarını yeğlemez

veya çıplak şekilde aranmayı

vücutları acı içindeyken

hapishaneyi de yeğlemez kimse

ama hapishane daha güvenlidir

yanan bir şehirden

gece başında dikilen

tek bir gardiyan daha iyidir

babana benzeyen bir yığın adamdan

hiç kimse kaldıramaz bunu

hiç kimse yediremez kendine

hiç kimsenin derisi o kadar kalın olamaz

bütün o laflar

defolun gidin siyahlar

mülteciler

pis göçmenler

sığınmacılar


ülkemizi yiyip bitirenler

ellerini uzatan o zenciler

garip kokuyor hepsi

vahşiler

kendi ülkelerini batırdılar

şimdi de gelip bizimkini batıracaklar.

nasıl oluyor da bütün o laflara

o kötü bakışlara

katlanabiliyorlar

belki de hiçbir darbe acıtmaz diye

kopan bir kol kadar.

sözcükler yine yumuşak gelir kulağa

on dört adam olmasındansa

bacaklarının arasında.

hakaretleri daha kolay

hazmetmesi

molozlara kıyasla

veya kemiklere

veya parçalanmış

o çocuk bedenine.

yurduma dönmek istiyorum ben

ama yurdum köpekbalığının ağzında

bir namlunun ucunda.

kimse terk etmez yurdunu

o seni sahillere doğru kovalamadıkça

yurdun sana demese

çabuk ol kaç diye

bırak her şeyini ardında

çöllerde sürün

bata çıka git okyanuslarda

boğul

kurtul

aç kal

dilen

gururunu unut

sadece hayatta kal.

kimse terk etmez yurdunu, o yorgun bir ses olmadıkça kulağında

sana fısıldayan

git diye

kaç kurtul benden

ne hale geldim ben de bilmiyorum

ama biliyorum ki

başka neresi olursa olsun

daha güvenli buradan




15 Ağustos 2021 Pazar

 

ALİ HIFZI FARSAKOĞLU

Hasan Gürkan

-Kıdemli Başçavuş -Çanakkale, Milli mücadele gazisi

-Harp Madalyası, Gümüş Liyakat madalyası,

İstiklal Madalyası sahibi 

-Bahçe Belediye Başkanı

                       Biyografi

Doğum Yeri ve Tarihi : Adana/Bahçe Kazası - Hicri 1310 Miladi 1892

Adana muallim mektebini terk, Ankara'da Berup Piyade Küçük zabit Mektebi (1910) terfiler sonunda Kıdemli başçavuş.

Çanakkale ve Ardahan savaşlarında Harp madalyası

Gazi ve Filistin savaşlarına gümüş liyakat madalyası

Milli mücadelede kırmızı şeritli İstiklal madalyası (1927)

                       Aile efradı

Eşi; 1318 doğumlu Güllü, Oğlu; 1926 doğumlu Osman Fuad, 1933 doğumlu İsmail Kemal, Kızı; 1935 doğumlu Mesrure, Oğlu; 1938 doğumlu Cemil Cahit FARSAKOĞLU


Gerek askerlik görevleri, gerekse Belediye Başkanlığı dönemlerinde çok fedakarca ve yararlı görevler icra etmesi gerekse bilgi, birikimi nedeniyle İlçenin akil adamı olarak tanınmasıyla bilinen Ali Hıfzı FARSAKOĞLU, emeklilik sonrası yaşamını, hayata gözlerini yumduğu 27/03/1982 tarihine kadar Bahçe İlçesinde sürdürmüştür.

ALİ HIFZI  FARSAKOĞLU  MEKTUBU

Ali bey bu dilekçesinde kendisine yapılan haksızlığı nezaket kuralları içinde kullandığı aristokrat üslubuyla çok güzel anlatıyor. Bence bu dilekçe tarihsel bir belge.


Vekilimiz sayın General Sinan Tekelioğlu

Mektubunuzu aldım. Gösterilen alakaya candan teşekkürler etmeyi bir borç bilirken intizarın ne dereceye kadar sıkıntılı ve ruha azap verici olduğunu takdir buyuracağınıza eminim.

6 / 6 / 946 ve 9 / 8 / 946 tarihli mektuplarımda keyfiyeti arz etmiş ve dilekçenin bir suretini de takdim etmiştim. Bu konu üzerinde daha fazla söz söylemeyi zait bulur ve başınızı ağrıtacağımdan çekiniyorum.

Evvelce arz ettiğim veçhile bendeniz Jandarma Başgedikli rütbesinden Emekliye ayrıldım. Emekli maaşım ( 57 ) lira (4-) kuruştur. Çocuk zammı vesaire zamlarla mahiye elime geçen ( 71 ) liradır.

Belediyenin haydalata istinat ettirilen bütçesi (8.000) lira olmasına rağmen hakikisi (4.000) liradır. Bununla beraber Belediye Başkanının maaşı (40 liradır. Bu fakir olan belediyeden muntazam maaş almanın imkanı olmadığı için bendeniz belediye başkanlığı vazifesini sırf memlekete bir hizmet olsun için fahri olarak kabul ettim. Belediye başkanının maaşını bir kenara bırakalım bu gün üç aydan beri memur ve müstahdemlere maaş ve ücretleri verilememiştir. Bir taraftan belediyeden maaş alamamakla beraber diğer taraftan emekli maaşımın kesilmesi eğer kanuni bir muamele ise, kanuni bir haksızlık karşısındayım, demektir.

Bir adam ben burada fahri hizmet edeceğim ve ediyorum. der de diğer taraftaki hakkından vaz geçmezse 'yok sen orada ne yaparsam yap, biz buradan sana hakkını vermeyeceğiz ve aynı zamanda senin fazla tahsilatını keserek noksan vereceğiz' demek bilmem ki hak ve adalet  mefhumlarına ne kadar uygundur. Bunları affınıza mağruren döküp sayarken her bakımdan bu şeklin hallinin yine sizlerin yüksek görüş ve dirayetinize bağlı olduğunu da Arz edersem kanaatinde yanılmam zan ederim.

Maliye bakanlığına sunduğum dilekçem Muntazam Borçlar Umum Müdürlüğü 29/7/ 1946 gün ve 11-64460 / 19420 de kayıtlı B.M. Meclisine

sunduğum dilekçem Genel Katip Kağıt İşleri Müdürlüğü 10/8/946 gün ve 96 numarasına kayıtlı olduğu gibi, burada teftişte bulunan Maliye Müfettişleri aynı konu üzerinde Maliye Bakanlığına 7/8/946 gün ve 11/8 sayı ile bir teklif layihası takdim etmişlerdir.

Otuz iki sene memleketin ak ve kara günlerinde memleketine yüz aklığı ile hizmet eden ve memleketin selameti uğrunda bu gün vücudunda sekiz kuşun yarası taşıyan bir vatandaşın kendi arzusu hilafına uğradığı bir haksızlık ve mağduriyetin giderilmesi için candan alaka göstereceğinize de emin bulunduğum arz eder, sonsuz saygı ve sevgilerimi sunarım.

                                                       Bahçe Belediye Başkanı

                                                      Ali Farsakoğlu




                                               










-











13 Ağustos 2021 Cuma

 DERSİM BELEDİYE BAŞKANI

MAÇOĞLU İLE RÖPORTAJ

Dersim Belediye Başkanı Fatih Mehmet Maçoğlu ile röportaj
Merhaba Sayın Maçoğlu, öncelikle bizimle röportaj yapmayı kabul ettiğiniz için teşekkür ederiz.


                                         Dersim

Sizce Sosyalist bir toplum düzeninde LGBTİ bireylerin yeri nerededir?

Sosyalist bir toplumun temelini oluşturan en önemli şeylerden biri tam hak eşitliğinin sağlanması olacaktır. Dolayısıyla sosyalist bir düzende biz bunları uygulanacak bir pratik içerisinde olacağız.

Sizce LGBTİ bireylerin uğradığı ayrımcılığın altında dini sebepler mi yoksa sosyo kültürel sebepler mi daha etkin rol oynuyor? Bir siyasetçi olarak bu konudaki düşünceleriniz nelerdir?



Bu ayrımcılığın temeli hem dini hem sosyo kültürel yani bunların yanında birçok neden yatıyor. Bin yıllardır erkek egemen bir dünyada yaşıyorsunuz. Medyanın dili, egemenlerin dili ne yazık ki çoğu örnekte nefreti körüklüyor. Bu da yaşanan zorbalığı katlandırıyor.

Bazı kanaat önderleri ve siyasetçiler tarafından yapılan açıklamalara göre LGBTİ bireylerin toplumda görünür olmasının Türk aile yapısına zarar vereceği öne sürülüyor…

Maalesef sistemler, kültürler, kimlikler size bir yaşam şekli öğretir. Bugün sistemin devamını sağlayacak çocuk üretiminin temel taşlarından biri; Dünyada nüfus politikaları… Yani evet ismi her ne olursa yeni bir aile tipi…

Gençlerimizin LGBTİ’ye özeneceği bu nedenle de bununla mücadele edilmesi gerektiği söyleniyor. Bu söylemleri nasıl değerlendiriyorsunuz? Komünizmin geleneklere ve dinlere bakış açısı nedir?

LGBTİ+ Özenmek… Yanlış bir cümleyle tanımlanan kendi dışında farklı bir cinsi ret eden bir anlayış. Ne yazık ki LGBTİ bireylere dair en büyük yanılgılardan biri bu durumun bir tercih olduğu bilgisi.

Komünist bir toplumda dinin toplumsal yaşantıyı belirlemesine müsaade edilmez. Herkesin inancı yalnızca kendisini ilgilendirir. Toplumun bir dini olmaz. Kamusal kurumlar tüm inançlara eşit mesafede yer alır. Yani komünizm kimsenin inancını, kültürünü, cinsini, yönelimini yargılamaz. Ama tabii LGBTİ bireylerin toplumsal yaşantıda eşit yurttaşlık elde etmeleri de ne yazık ki çok kolay bir süreç değil.

Geçmişten günümüze Türkiye’de LGBTİ bireylerin durumunu inceleyecek olursak daha iyi bir noktada olduğunu söyleyebilir misiniz? Cevabınız evet ise bunun nedenini neye bağlıyorsunuz?

Cevabım evet. Bunu verilen mücadeleye bağlıyorum. Çünkü insanlar daha duyarlı, hak arama mücadelelerinde tüm eksiklere rağmen daha ilerideler. Sosyal medyanın da olumsuz etkileri kadar olumlu etkileri olduğunu da düşünüyorum.

Belediyeniz bünyesinde onur yürüyüşlerinde LGBTİ Bireylere idari izin hakkı tanıdınız. Bu kararı almanızda etkili olan etmenler var mı?

Bu kararı almamızda savunduğumuz dünya görüşü yatıyor. Kimliksiz, sınıfsız, sınırsız bir dünya düşü…

Dersim Belediyesinde hali hazırda LGBTİ çalışanlar var mı? Bu çalışanlara yönelik ayrımcılıkla mücadele kapsamında atacağınız somut adımlar hususunda ne gibi çalışmalar yaptınız?

LGBTİ çalışanlar var mı diye sorgulamadık. Biz bu kararı alırken yukarıda bahsettiğiniz sosyo kültürel yapı vb. nedenlerle kendini ifade edemeyen LGBTİ+ bireyler varsa kendilerini daha rahat ifade etmelerinin önünü açmak ve sadece söylemle değil pratikle destekleyen bir anlayış ortaya koyma amacı güttüğümüz için bu kararı aldık. İlla bir hak vermek için bir talebin olması da gerekmiyor. Bu bir haksa biz onu vermek durumundayız. Kişi kendini ifade etti ya da etmedi tanımlaması üzerinden insan haklarını yorumlamak doğru değil.

Türkiye’de evlilik eşitliğini nasıl görüyorsunuz? Türkiye komünist partisi iktidarında Eşcinseller bir gün evlenir mi?

Evlilik… Türkiye’de evlilik eşitliğinin olduğunu düşünmüyorum. Sevgi temelli bir birlikteliği bir kuruma onaylatma ihtiyacı olmasa keşke ama Sosyalist bir sistemde illa evlenmek isteyen olursa da yönelimi, rengi, dili, dini bizim için önemli olmaz.

Son olarak Türkiye’de yaşayan LGBTİ bireylere neler söylemek istersiniz?

Mücadeleye devam…



8 Ağustos 2021 Pazar

 ALTMIŞINCI DOĞUM GÜNÜM :

MERHABA MORUK!

Hasan Gürkan



Bu konuşmayı 20.09.2007 tarihinde ‘ Merhaba Moruk’ adıyla düzenlediğimiz altmışıncı doğum günüm partisinde yaptım.Şİmdi yetmiş üçümdeyim.

Bahar geçtise n’ola / Hazanı hoş görelim / Zaman zamana erişmez / Biz anı hoş görelim”

Hayat, Bahar denilen kavga bu eylülün yirmisinde beni cebren altmış yaşıma sürüklüyor. Akranım olan dostlarım, yoldaşlarım, bu yaşa benden önce gelenler, geçip gidenler alınmasın. Altmış yaş resmen ihtiyarlık yaşıdır.

Merhaba moruk! Derler adama.

Yo! Sakın bana her yaş güzeldir, mavalı okumayın. Her yaş güzel değildir. Devlet tarafından işkence, hapis, idam, yargısız infazla hatırlatılmazsa, yaşlanmanın/ ölümün aklının ucundan bile geçmediği yaşlar güzeldir.Belediye otobüsünde, dolmuşta kimsenin ayağa kalkıp ta “buyur amca!” demediği yıllar.

Bak dostum,

Altmışın kapısına dayandığında usulca geriye bakıyorsun. Kat ettiğin yol epey uzun. Önündeki ise kısa ve engebeli. Bu, hiç hoşuna gitmiyor. İflah olmaz bir aptal değilsen her şey sana son yokuşu inmekte olduğunu söylüyor. Kabullen yoldaş, şimdi hazandasın.

Hasan Efendi,

Arkadaşlarınla yola çıktığınızda, Marksizm-Leninizm, Proletarya Enternasyonalizmi, ihtilal diyordunuz da, mitinglerde ucuz manzumeler eşliğinde kalpaklı Mustafa Kemal posterleriyle yürüyordunuz; gardıroptakine muhalefeten! Hatırladın mı? Bu sizin kuşaktan çok önce eski tüfek yoldaşlarınızın, mesela Şefik Hüsnü’nün başlattığı talihsiz bir çırpınış, Marksizm’le Kemalizm’i imtizaç ettirme gayretiydi. Bir bak allasen o çaba bugün nerelere geldi. Vatan uygun adım laik cumhuriyet mitingleriyle çalkalanıyor.


Tavariş Hasan,

Mitinglerde, korsan gösterilerde, grevlerde, hapiste, işkencede evet, hiç itirazım yok devrimciydin(iz). Ama kadın yoldaşların(ız)la, sevgililerin (iz)le, karın (ız)la, kaçamağın (ız)la, ilişkin (iz)de tam bir beş r’li errrrrkektin(iz).




Ayıp değil mi ihtiyar! Erkek egemen geçmişin(iz)den ve dahi bugünün(üz) den yüzün(üz) kızarmıyor mu?

Demircan Yoldaş,

Parti dili militaristti. Çelik disiplin, öncü müfreze vesaire. Ol sebepten mi mirim, Vicdani Red’ten hiç bahsetmiyordunuz. Ezilenlerden yanaydın(ız) ama, eşcinsellerin, travestilerin haykırışlarına kulakların(ız) tıkalıydı. Oğullarınızın çüklerini ala-yıvala ile kestirmekle meşguldünüz. ‘Kutsal Aile’nin peder-i muhteremi, çocuklarınızın sebebi hayatıydınız.

Hey Ahbap!

Sahi parti kongrelerinde, parti yayınlarında Ermeni soykırımından, Anadolu Rumlarının Mübadele acılarından neden hiç bahsetmediniz? Sayısız Kürt isyanına neden bigâne kaldınız? Aklınız saygıdeğer moruk, mabadınızın kılları ağarınca mı başınıza geldi!




Hayır, hemen celallenme!

Ne karamsarım, ne de umutsuz. Sadece kendime geçmişime bakmağa çalışıyorum.Paris Komünü’nden günümüze, savaşsız, sömürüsüz, iktidarsız bir dünya için verilen büyük kavgayı,mücadeleyi asla inkar etmiyorum.Ekim devrimi, İspanya tugayları, Çin, Vietnam, Küba ve daha niceleri. Ol sebepten hala içim daraldığında “ Güzel günler göreceğiz çocuklar / Motorları maviliklere süreceğiz” mısralarıyla ferahlıyorum.

Merhaba Hasan Arkadaş,

Şimdi yorgun, şişman ve geveze bir adamsın. Kendine, kitaba ve alkole siperlendin. Hiçbir şeyi beğenmiyorsun, eyvallah ama, öbür taraftan hayatını anlamlandıracak bir bok bulmak için çırpınıyorsun.

Çabalama! Kimi yerde insan çabaladıkça batar. Bekle seni hayat batırsın, batıracaksa. Ama yola çıktığında kan ter içinde, çamurlara bata çıka, inatla peşinden koştuğun düşü görmeğe devam et, becerebilirsen. Ve unutma:

“DÜNYA ORDA BİTER Kİ MAĞLUP OLUR HAYAL

  TEMDİD-İ ÖMRE KUDRETİ KALMAZ TAHAYYÜLÜN”

-----------------




.

0









3 Ağustos 2021 Salı

 

IRKÇILIK VİRÜSÜ

Metin Yeğin



Klasik söylemleri bir kenara bırakın. Irkçılık bir virüstür ve genellikle ‘ama’ dan sonra başlar



Sevgili okur eğer ki, bu yazıyı okuyup, ‘tamam’ ya da ‘haklısın’ ile başlayan bir cümleye, ‘ama’ ile devam edecekseniz, hiç okumaya zahmet etmeyin. Mültecilere ilişkin, halihazırda kullandığınız ‘ama’ hakkında bir kuşku duyabilme olasılığınız varsa ona yönelik bir yazı bu ya da kendimizle yüzleşme cesaretimiz varsa ona ilişkin…



‘Mülteciler ya da yabancılar’ diyerek bir genelleme yaptığımızda, zaten ırkçılık tuzağına düşüyoruz. Kendimizden başkalarını, genel, birbirinden ayırımsız, toptan, bir resmi sınır ötesinden gelenler, mesela ten renkleri, konuştukları dilleri, göz biçimleri ya da dinlerine ve benzeri diye genel çuvalının içine attığınız anda ırkçısınızdır artık. Yani ‘Araplar elleriyle yemek yiyor’ dediğinizde ırkçısınız. Sahiden de öyle yeseler de ırkçısınız. Fakat burada ‘ırkçılık’ sadece genellemeden de ibaret değildir. Mesela ‘Çinliler çubukla yemek yerler’ ya da ‘Almanlar çok bira içer’ dediğinizde bir genelleme vardır ama ‘ırkçılık’ bunun üstüne bir de ‘aşağılama’ ile kardeş olduğunda tam olarak suç olur. Yani ırkçılık bir iktidar sorunudur. Tamamiyle aynı şey olan iki şey bile, iktidar hali ile farklı nitelik alır.  Mesela ‘Fransız mürebbiye’ ile ‘Arap bacı’ arasındaki şey böyle bir farktır. Mesela aynı apartmanda ‘İngiliz komşular’ her cumartesi parti verir ya da Araplar sabaha kadar tepenizde tepinmişlerdir.

Yani ‘ırkçılık’, ‘iktidar’ mefhumu ile birlikte önümüze gelene bir tekmedir her zaman…

O zaman klasiklerle devam edelim;

Birinci sorumuz şu; Mülteciler-yabancı işçiler bizim sırtımızda yük mü?

En sık söylenen budur ve yanlıştır. Tam olarak ikiyüzlü aynasıdır bu. Mülteciler ya da yabancılar, özellikle kağıtsız olanlar her yerde ‘ucuz’ işçi olarak çalışırlar. Evinizin inşaatında, kanalizasyon tamiratında onlar vardır. Camlarınızı siler, kapınıza pizza getirirler. Her yerde onlar çalışmıyor olsaydı, her şeye daha fazla para ödemek zorunda kalacaktınız.

Yani mülteciler-yabancı kaçak işçiler size hayatı ucuzlatır.

-Tabii ki onların ucuza çalıştırılmasını savunmuyor, bir olgunun altına çiziyorum.-

Eğer onları doğrudan yanınızda çalıştırıyorsanız, bu daha da açıktır. Bu durumda siz onlara genellikle sanıldığı gibi iyilik de yapmıyorsunuzdur, tam aksine onlar size emeklerini -çok muhtemel- ucuza satıyorlardır.

Mutlaka doğrudan çalıştırmanız gerekmez. Belki haberiniz bile yoktur. Marketten aldığınız elmayı toplayanlar ya da içtiğiniz keçi sütünün çobanıdırlar. Çocuk ve yaşlı bakıcıların çok büyük çoğunluğu, kaçak işçi Türki cumhuriyet kadınları, Kafkasyalılar yani mülteciler ve yabancılardır. Sitelerde yolları süpürenler, sokaklarda geri dönüşüm atıklarını toplayanlardır. Ayrıca en kötü koşullardaki evleri kiralayanlar ve en tehlikeli ve sağlıksız işlerde çalışanlardır.

Ayrıca mültecilere ödendikleri söylenen, açlık sınırını bile aşmayan miktar, zaten hemen, ekmek, patates, makarna alınarak geri döner. Bu bütçe genellikle zaten yurt dışından gelmektedir. Aksi olsa bile cesaretiniz varsa mesela ulus ötesi marketlerin sofranızdan çalıp, borsalara yatırdığı milyonlarca dolardan paraların geri alınmasını talep edin.

Gücünüz yeterse sarayların, devlet başkanlarının, bürokratların maaşlarını kesin.

Yani mülteciler-yabancı işçiler, bizim sırtımızda yük değil, biz onların sırtında küçük çaplı efendileriz.

İkinci sorumuz şu; Mülteci-Yabancı dükkanları mı kapladı her yeri?

Burada da esas şey ‘iktidar olan’ sorunudur. Mesela her yerde ‘Starbucks’ kahveci dükkanları, ‘Zara’ filan mağazaları ve benzeri yüzlercesi varken her şey çok mutenadır ama Araplar bir lokanta açtığında, Beyoğlu bozulmuştur. Her yer Arap'tır ya da Suriyelidir. İki taraflı bir ırkçılık vardır. Boynumuz kültürel hegemonyanın sahiplerine inceyken, diğerlerine-ötekilerine karşı külhanbeyidir.

Üçüncü sorumuz; Ekonomi mülteciler-yabancılar yüzünden mi kötüdür?

Türkiye ekonomisi uzun zamandır bir akbaba ekonomisidir. Savaşlardan, yıkımlardan, ambargolardan, felaketlerden beslenir. Ülkeye bin bir zahmet, rica minnet ve bolca imtiyazla gelen yabancı sermayeden çok daha fazlası bu ‘akbaba ekonomisi’ vasıtasıyla girer. Eğer yabancı sermayenin ülke ekonomisini ayakta tuttuğuna inanıyorsanız, çeşitli şekillerde bundan çok daha fazla ülkeye giren ‘mülteci sermayeyi’ yok sayamazsınız.

Klasik söylemleri bir kenara bırakın. Irkçılık bir virüstür ve genellikle ‘ama’ dan sonra başlar…




1 Ağustos 2021 Pazar

 

AHMET ARİF İLE KÜRT OTEL KAPICISI

Hasan Gürkan




!974 yılı olmalı. Ankara'da Bilgi yayınevinde düzeltmenlik yapıyorum. Yayınevine Attila İlhan, Ahmet Arif gibi ünlü yazarlar geliyor. Attila İlhan cep kanyağı getiriyor. Sohbet ediyorlar. Bir gün Ahmet Abi  bana ‘Hasan yarın akşam Diyarbakırlılar gecesi var, beraber gidelim’ dedi. Çok sevindim. Ertesi gün buluştuk. Ahmet abi takım elbise kravat çok şık giyinmişti. Beş yıldızlı otelin kapısında üniformalı bir kapıcı var. Ahmet abi ona Kürtçe bir şey söyledi. Kapıcı Kürtçe cevap verdi. Ahmet abi ‘Hassiktir yalaka’ dedi. İçeri girdik. Bana anlattı. Adama Kürt müsün diye sormuş. Adam Kürtçe ‘Vallahi, billahi Türküm’ demiş. Neden öyle söyledi dedim. Benim kılık kıyafetimden ürkmüştür, dedi.


Adiloş Bebenin Ninnisi


Doğdun / Üç gün aç tuttuk

Üç gün meme vermedik sana

Adiloş bebem,

Hasta düşmeyesin diye,

Töremiz böyle diye,

Saldır şimdi memeye,

Saldır da büyü...

Bunlar, /Engerekler ve çiyanlardır,

Bunlar, /Aşımıza ekmeğimize,

Göz koyanlardır,

Tanı bunları, /Tanı da büyü...

Bu namustur,

Künyemize kazınmış,

Bu da sabır,

Ağılardan süzülmüş,

Sarıl bunlara,/Sarıl da büyü.






Akşam Erken İner Mapushaneye


Akşam erken iner mahpushaneye
Ejderha olsan kar etmez
Ne kavgada ustalığın
Ne de çatal yürek civan oluşun
Kar etmez, inceden içine dolan
Alıp götüren hasrete

Akşam erken iner mahpushaneye
İner, yedi kol demiri
Yedi kapıya
Birden, ağlamaklı olur bahçe
Karşıda, duvar dibinde
Üç dal gece sefası
Üç kök hercai menekşe

Aynı korkunç sevdadadır
Gökte bulut, dalda kaysı
Başlar koymağa hapislik
Karanlık can sıkıntısı
"Kürdün Gelini"ni söyler maltada biri
Bense volta'dayım ranza dibinde
Ve hep olmayacak şeyler kurarım
Gülünç, acemi, çocuksu

Vurulsam kaybolsam derim
Çırılçıplak, bir kavgada
Erkekçe olsun isterim
Dostluk da, düşmanlık da
Hiçbiri olmaz halbuki
Geçer süngüler namluya
Başlar gece devriyesi jandarmaların

Hırsla çakarım kibriti
İlk nefeste yarılanır cigaram
Bir duman alırım, dolu
Bir duman, kendimi öldüresiye,
Biliyorum, "sen de mi?" diyeceksin
Ama akşam erken iniyor mahpushaneye
Ve dışarda delikanlı bir bahar
Seviyorum seni

Çıldırasıya

h




.