Sular akmıyordu
Hasan Gürkan
uzun, tüketici bir düşten
uyandım.
yarın gidiyorum
1.
gövdemin
uslanmaz hayvanı
kendime
tırmanan yolları ıslak karanlığında yutan
ormanlarım
iç dünyamın
dizlerimi kanattığım uçurumları
varoluş
sebebimle dalaştığım yüreğimin bakir kuytuları
her şey ama
her şey neden hâlâ beni acıtıyor
2.
Düşmemek
için, düşüp kapaklanmamak için,
insan
dayanıklılığımın sınırlarına dayandığım iklimlerden geliyorum.
Taraftım . Mağlupların
öfkesinden uzağım.
İçimi ezen
- neden hâlâ- ağır bir boşluk duygusu, tepkisiz,
tembel bir
uyuşukluk, hepsi bu.
3.
Benim hep
zamanından önce ya gelmeyiverirse paniğiyle
senin hep
zamanından sonra aşka uzak telaşlar içinde
tırmandığın
yokuşlar
yıkılmış
ellerimi onaran ellerin
boğazın gece
sularına gömdüğüm öpüşlerin
omzuma en
mahrem şefkatleri fısıldayan omzun
4.
Portakal
çiçeklerinin kokusu içinde sarhoş yatağına çullanan
erkek
vahşeti
vahşetin
koynunda emzirdiğin tiksinti ve isyan
küçük
memelerinde içime çektiğim ılık ten kokusu
ortancalar
açtığında acılarımız bitecek deyip
unuttuğun
parklar
arabanda
patlayan çocuk kahkahalarım
yatağında
yanı başında kaç kere terk edilmişliğim
yelelerine
çırılçıplak yaslanıp koşturduğum kısraklarım
kasıklarımda
doyumlara terleyen ağdalı dişiliğin
saç kurutma
makinesinin gıcık homurtusu
düz saçların
karbeyaz
külotların
diş fırçanla
ağzıma uzattığın yakınlık
her şey ama
her şey neden hâlâ beni acıtıyor
5.
Aptal
umutlar peşindeyim, eprimiş pişmanlıklar,cürmün olan kibarlıklar.
Ama suları
akıtmayacağını düşünmüyorum.
Geçmişimiz
ağzı açık boş bir bavul ayaklarımın dibinde.
Telefonun
teline neden hâlâ bastığımda
mahalle
bakkalına götürdüğün sesin ortalıklarda yoktu.
Kadınlığının
unutmaya sürgün lezzeti, neden hâlâ bir hazzı büyütüyor.
Ne aptalım!
Bir hazzı.
6.
Yarın gidiyorum,bir
hoşcakal diyeyim dedim.
Odanın
içinde döneniyorum.
İyi hadi
güle güle demesi yakışık almazdı.
Zamanın
varsa görüşmesek de olur.
Çok isterdim
ama ile başlayan sahtekar bir cümle kurmadım.
Kamu
ahlakına bulaşmama iradem/
mazeretim
var.
Eve
gideriz belki, sarılırız belki, öpüşürüz belki.
Alakasız
kelimelerin sağnağında hevesim/iz kursağımızda kalır belki. Yankısı yıllar
sürecek çığlıklara savruluruz belki. Kim bilebilir?
Belkilerin
efendisi sendin.
7.
Şehir
uykuda.Amager’de bir otobüs durağındayım.
Kar,soğuk ve
telaşsız yağıyor.
Aşklı aşksız
fark etmez bütün evlerin suları akıyor.
Otobüs bir
gelse /gelirse gelsin /eve gidip uykuya sığınacağım.
İster misin
gecenin bu saatinde sarhoş bir yeşil ceketli
sırf canı
sıkılıyor diye/
iğrenç bir
böceğin ürpertisi kuyruk sokumumu yokluyor.
Sen
yatağa çıplak yüzükoyun uzandığında kuyruk sokumunun incecik tüyleri kalçana
ulanırdı.
Geçen
yüzyıldan beri bu insansız durağa bakan karşımdaki bu bina yalnızlığımı, korkularımı,
azgın hasretimi bilmiyor.
Pencerelerinde
tek tük ışıklar
–
İstanbul’da senin ışıklarında böyle geç saatlere kadar-
uykusuz
gövdelerimizi teslim olduğun tedirginliğinsarp kayalarına sürerdin.
8.
Birilerinin
uykusu kaçmış olmalı.
Yahut
alışılmış bedenlerinde heyecanın çoktan terk ettiği bıkkın doyumlar peşindeler
işer gibi.
Porno
şehvetle sevişen adam boşalınca kadına sırtını dönüp horlamaya başlıyor. Adamla
alakasız hazlara kızışan kadın. yarı yolda bırakılmış amını telaşla okşayarak
işini bitirme derdinde. Bacaklarının arasına beni alsa ısınırdım.
9.
Sen o zaman
yoktun, bilmezsin.
Alexandrplatz’da
bu saatlerdi.
Yapayalnız
ve sarhoştum
Televizyon
kulesinin dibindeki bankların birine oturdum.
Tepemde
yıldızlarla dolu cıvıl cıvıl bir gökyüzü.
Ben tam çok
uzun bilmem kaç gündür kimseyle konuşmamış, hiçbir Allah'ın kuluna bir
çift kelâm etmemiştim.
Her gece
burada bıkmadan seyrettiğim fıskiyeli havuzun ışık cümbüşünde oynaşan suları bu
gece yamaçlarıma akmıyor , bu oyunu saçma ve sıkıcı buluyorum.
Lokantadaki
garson kızın adı bile meçhulüm.
Ursula,Veronika,
Rosa.
Gittikçe
ağdalanan bulaşık bir hüzün çöküyor üstüme, ağlamanın eşikleri boğazımda
kıl yumağı, yutkunamıyorum.
Hüzün üstüme
üstüme.
Elimi bizim
köylüler gibi kulağıma attım, yüksek perdeden yanık bir türkü tutturdum. ”Karadır
kaşların /ferman yazdırır”
Senin kaşların kara değil, incecik, belli
belirsiz.
Ama gergin
kalçaların terli.
Her gece
yatağa uzandığımda garson kızın jilet değmemiş çok tüylü bacaklarını okşuyorum,
boşaldığımda açlığım azalmıyor artıyor.Vahşi apışarasını gösterse bir de
memelerini
kendimi daha
bir şehvetle okşayacağım.
10.
bu
kocaman şehirde kaldığım oda
marketten
tuzludur sanarak aldığım şekerli hıyar turşusu
kuyunduğum
rus votkaları
kırk kere
bakındığım yavan parti gasteleri
uzun
koridora dizilmiş kapılardan girip çıkan
her
milletten komşularım
dilsizdi.
belki biri
çıkar gelir diye sabahlara kadar açık bıraktığım kapım
dilsizdi.
Saçmalama
deme. Kar Alexandrplatz’a değil, Amager’da bu aşksız otobüs durağına yağıyor.
“Karanlık
bir yağmur gibi canını sıkarsa yaşamak…”
11.
Sırım gibi
bir göçmen.Filistinli.Herkes sarışın bir o, bir de ben esmeriz. başıyla etrafı
kolaçan ederek ilerdeki ulu çınarın dibine işiyor. sen bakma, insan ne kadar
içerse içsin bir yanı ayık kalır. Ufukta iki halk milisi göründü. sahte
pasaportum arka cebimde. Rahatlıyorum. Oysa Teodorakis’i ilk dinlediğim gece ne
kadar gergindim. Gece bitiverecekti. Bense zaman dursun müziğin depremi hiç
bitmesin istiyordum.Yüreğim çatlayacaksa aşktan çatlasın . Şimdi bak zaman
mıhlanmış yürümüyor. Otobüs hâlâ gelmedi.
Tivoli konser
salonunu bilir misin? Heyecandan ter içindeyim. Sana mutlaka anlatmış
olmalıyım. Hiç bilmediğin bir dilde sınırları, mayın tarlalarını, tel örgüleri,
uğruna ölümlere sürüldüğümüz bez parçalarını, derilerimizin rengini, ezan ve
çan seslerini havra ve tapınak davetlerini anlamsızlaştıran şarkılardı. Müzik
gözbebeklerimin pınarlarını kamçılıyordu.
12.
İyi ki sular
akmıyordu
İyi ki
yıkanamadın
Bir karış
ötemde bakkaldaki sesinle çok uzaklardasın diye yatağını terk ettim. Köşedeki
berberde yeşilceketlilerden biri dazlak kafasını kazıttırıyor,yılışık küstah
gözlerine bulaşmadım Duraktaki aynı böceğin iğrenç ayakları sırtımda
ürperiyorum. Kadın minyon. Çıtı pıtı biri. Uzun kollarıyla havaya silinmez
şarkılar nakşeden adamın önünde kuş gibi çırpınıyor.Geniş etekleri bacaklarının
rüzgarında. Kasıkları terli, nemlenmiş külotunun buğusu yüzüme vuruyor. Bazuki
çalanı kalabalık orkestranın en önünde tek başına oturan efendiden biri. Onun
notalarla bir alakası yok. son düğmesine kadar ilikli yakalı gömleği ve
briyantinli saçlarıyla
Beyoğlu
meyhanelerinde “baharın gülleri açtı / yine mahzundur bu gönlüm “ ü
söyleyen romana benziyor. Kasıkları terli kadın şarkı söyleyen erkeğin
yörüngesinde hayranlıkla sevgiyle şefkatle ona eşlik ediyordu. Kendi gövdesi
dışında cisimleştirdiği sesini uzun kollu adamın büyüsüne dolamıştı. Şarkılardan
soyunarak yanıma sokuldu. Gümrah memeleri, dolgun kalçaları, önünü boydan boya
kaplamış kara tüyleriyle kuraklığıma yayılıyor. Susuzluktan çatlamış
topraklarıma hazzın şiddetini emziriyor. sahnenin ortasında binlerce gözün
önünde çırılçıplak olduğumuzu fark ediyorum. Utanmam gerektiği geliyor aklıma
ama utanmıyorum. minyon kadınla ben hiç giyinik olmamıştık. Hep böyle anadan
üryan hep böyle etimizin yalazlarında yaşamıştık. Ak dişleri, leylak karışık
ter kokan koltuk altları bana hep ayılmak istemediğim bir sarhoşluğu
taşımıştı. Karlar içinde bata çıka Amager’deki otobüs durağına varıyoruz .Bu
havada üşütüp hastalanmasından korkuyorum.
13.
Önce
otobüsün kar taneciklerini açığa çıkaran ışığı göründü. Sonra kendisi. şoför
burada her gün rastladığım sarışınlardan.Yüzüne kibar.
içeride
kendilerine büzülmüş üç beş gece yolcusu. İnsan isterse yaratır. dağları yırtar
ayırır. Akmayan sulara yol verip gövdesini aşka sunar. türküyü bitirdiğimde
önüme yüzlerini görmediğim almanların bozuk paraları düştü. Şöyle baktım. Fenikler
dilsizdi. Banktan kalktım. Otobüsün arkasına yürüdüm. kapının yanındaki koltuğa
çöktüm.
Yüzün var da
ne iyi bakkala götürdüğün sesin yoktu.
Ne
badirelerden geçmişiz
Bacakların
ellerimi tanıyor
Kuş gibi çırpınanınki
sesini boynuna doladığı büyüden
Seninki
elimin şehvetinden ıslak
İkinizi de
neden hala hasretle
Özsularımız
denizlerimize ulaşıyor
Sular
akmıyor diye neden hâlâ sevişmeyecektin.
Terlersin
diye erkekliğimi okşamayacaktın. Ortaokullu siyah sutyenini geceliğinin
altından çıkarman bu yüzden. Onu edepsizliklerimizin şahidi iknalı fresklerin
yanına koyman
bu yüzden. Ezbere
bildiğim memelerini önce gözlerimden sonra ağzımdan, sonra ellerimden, sonra
göğsümden esirgemen bu yüzden. Okur seni tanımıyor.Yüzünü kafasında dilediği
gibi canlandırabilir.Yüzüne ebetteki bendeki yüzüne bir arzunun şavkı bir
uykuya sığınmış tereddüdün aczi yansıyor.
Biri
diğerinin siperi ey sevgili! rolünün yamaçlarından aşağı doğru yuvarlanıyorsun.
Uzaklarıma kaçıyorum. Bedeninin en koyu esmerliği bu gece gözlerime yasak.
Saçma sapan kaçırdığın çıplak memelerini suların gürül gürül aktığı bir
fırtınada iri terli uçlarıyla kudurmuş topraklarıma salmıştın. Beynim
uyuşmuştu.
Hâlbuki
şimdi aklın soğumuş bir ceset, aramızda yatıyor.
14.
Otobüs
gecenin karanlığını yararak ilerliyor. Duraklar bomboş Berlin’in yıldızları
söndü. Fıskiyeli havuzda sular akmıyor . Gırek şarkıları karanlığın sıvandığı
dilsiz pencerelerde geri dönülmez pişmanlıklar yaşıyor. Ben bir kelime bile
Almanca bilmiyorum. Sesin ki bana kadınlığının ilan edilmemiş mağaralarını
uzatırdı.
Kendi
bulanık sularında kayboldu.
Avuçlarım
terli. Oysa ben it gibi titriyorum.Yanımdan yok oldun. Öyle aniden. Kendime
acındırsam salya sümük yalvarsam bile, başını Piaf’tan kaldırıp
boynuma atılma.
15.
sen daha
gecenin başında kahve fincanını ardına gizlenmişken
daha gece
sevdiğim diyemediğim sabahlara çok uzaklardayken
çekip gitmek
vardı beceremedim
elveda benim
kendime uydurduğum koca bir yalan
aptal
umutlar peşindeydim
eprimiş
pişmanlıklar
cürmün olan
kibarlıklar.
ekim 95
nurtepe