1 Ekim 2017 Pazar






DÜNYA FORUM:
ANGELA DAVİS / ‘EN ÇOK ARANAN’ KARA PANTER
Tarkan Tufan  ttufan@gazeteduvar.com.tr

Angela Davis, ABD'deki ırkçılık karşıtı mücadelede, Kara Panter Partisi lideri Mumia Abu Jamal kadar tanınmış ve bir o kadar mücadeleci bir kadın. Irkçılığın en şiddetli dönemlerinde çocukluğunu ve gençliğini yaşamış olan Davis, günümüzdeki antifaşist ve cinsiyetçilik karşıtı hareketlerin de ayrılmaz bir sözcüsü ve eylemcisi.


DUVAR – Angela Yvonne Davis, 26 Ocak 1944 tarihinde Alabama’nın Birmingham kentinde dünyaya geldi. Sosyalist bir siyasi eylemci ve entelektüel olan Davis, mahkûm haklarına dikkat çekmek için yaptığı bir eylem nedeniyle tutuklandığı 1970 yılında kamuoyunun dikkatini çektiğinden beri kadın hakları, yoksulluk ve barış, sağlık güvencesi ve hapishane reformu konularında yoğun çaba sarf etti. Eylemleri nedeniyle rehin alma, komplo ve cinayet suçlamalarıyla yargılandı. Davis’in bir yıldan uzun süre hapsedilmesi sonucunda, uluslararası “Angela’ya Özgürlük” hareketi ortaya çıktı; davası, azınlıklara karşı uygulanan cezalarda adalet sisteminin taraflı yaklaşımına karşı protestoların simgesi haline geldi. 1972’de beraat eden Davis, popüler bir öğretim görevlisi ve profesör olarak, ezilenlerin yararına olan devrimci sosyal ve politik reformlar hakkında yazarak ve mücadele ederek hayatını geçirdi.
Toplumsal bir reforma olan tutkusunun kökleri 1940’larda ve 50’lerde Alabama’nın Birmingham şehrinde geçirdiği gençlik yıllarına dek uzanıyor. O yıllarda, Amerika’nın özellikle güney eyaletlerindeki yaşam, siyahlar açısından oldukça sorunluydu. Dört kardeşin en büyüğü olan Angela, lise eğitimi almış bir ailenin çocuğu olarak sık sık Ku Klux Klan tarafından bombalanan “Dynamite Hill” lakaplı bir mahallede büyüdü. Angela’nın büyükannesi, bir Afrika kökenli Amerikalı olarak tarihini oldukça iyi biliyordu ve Angela’nın eylemci annesiyle birlikte Birmingham’daki çeşitli insan hakları eylemlerine ve gösterilere katılıyordu. Davis, lisede ırklar arası bir çalışma grubu oluşturmaya çalıştığında baskı ve tacizlere maruz kaldı; grup daha sonradan polis tarafından dağıtıldı.


.
BÜYÜK KENTTE MÜCADELE BAŞLIYOR
Genç Davis, 1956’da burs kazanarak ilerici bir liseye gitmek için New York’a taşındığında, o kentte daha dayanışmacı bir toplum potansiyeli gördü. Bu dönemde ilk önce New York’ta bulunan Marksist-Leninist bir gruba katılarak sosyalizm ve komünizm düşünceleriyle tanıştı. Çok az Afrika kökenli Amerikalı Brandeis Üniversitesi’ne burslu olarak kabul ediliyordu ve Davis 1965 yılında Fransız edebiyatı bölümünden mezun oldu. 1963-64 yılları arasında Sorbonne’da felsefe okudu ve bu yıllarda radikal siyasi değişim fikriyle bağlantılı olarak, Afrikalı sömürge uluslardan öğrencilerin deneyimleri üzerine yoğunlaştı. Ve Brandeis’e döndüğünde, son sınıflara Marksist siyaset dersi veren filozof Herbert Marcuse’dan ders aldı; Marcuse, Davis’i gelmiş geçmiş en iyi öğrencisi olarak nitelendirdi.
Davis, 1965-67 yılları arasında Frankfurt’ta felsefe alanında yüksek lisans eğitimi aldı. Yakın olduğu dört kadın arkadaşının ölümüne yol açan Birmingham’da bir kilisesinin bombalanmasının ardından, Amerika’da insan hakları mücadelesine aktif biçimde katılmak üzere ülkesine geri döndü. San Diego’daki Kaliforniya Üniversitesi’nde Marcuse’la felsefe alanında yüksek lisans eğitimini tamamladıktan sonra, 1969 yılında Los Angeles’ta bulunan Kaliforniya Üniversitesi’nde felsefe profesör asistanı olarak öğretime başladı. 1970 yılına gelindiğinde, Davis felsefeyle ilgili doktora çalışmasında tezini tamamlamıştı. Bu noktada siyasi eylemciliği onu dramatik bir şekilde kamuoyunda görünür kıldı.

KARA PANTERLER VE KOMÜNİST HAREKETLER
San Diego’da bir öğrenci olan Davis, insan hakları hareketinde daha aktif hale geldi, SNCC’ye (Şiddetsiz Öğrenci Koordinasyon Komitesi) ve ardından “Kara Panterler” hareketine katıldı. Sonrasında, bu örgütlerde gözlemlediği erkek-egemen tavra itiraz ederek, aktivizmini Los Angeles’taki Komünist Parti’nin siyah bir fraksiyonu olan “Che-Lumumba Kulübü” üyesi olarak sürdürdü. 1969’da, Kaliforniya Valisi Reagan, Davis’in tarafsız ve popüler bir öğretmen olarak değerlendirilmesine rağmen, ‘komünist eğilimi’ nedeniyle onu Los Angeles Üniversitesi’ndeki görevinden azletti. Öğrencilerin, fakültenin ve üniversite yönetiminin güçlü protestolarından sonra mahkeme kararı ile yeniden görevine döndü.
Davis, cezaevinde bulunan komünist tutuklular için yardım toplama ve gösteriler düzenleme gibi eylemleri nedeniyle defalarca soruşturmaya uğradı. Bu dönemde yüzlerce tehdit almıştı ve bu sebeple kendini korumak için silahlar satın aldı. Silahlarından bazıları, 1970’de mahkemede yargılanmakta olan Soledad kardeşlerin kurtarılması için yapılan bir baskın sırasında kullanıldı. Açılan ateşte bir hakim ve izleyicilerden ölenler oldu. Bu olayın ardından Davis, saldırganlara silah temin etmekle suçlandı. Bir kaçak haline geldiğinde, FBI’ın “en çok arananlar” listesinde bir numaraya oturdu. Ardından New York’ta tutuklanarak, bir yıldan fazla bir süre hapishanede tutuldu. Bu esnada büyük bir “Angela’ya Özgürlük” kampanyası başlatıldı. Kampanyaya Rolling Stones, John Lennon, Yoko Ono ve Alman Franz Josef Degenhardt şarkılarıyla destek verdi. Cenevre’deki İnsan Hakları kurumları kendisini politik bir tutsak olarak tanıdı.

BERAAT VE AKADEMİYE DÖNÜŞ
1972’de görülen duruşmada Davis tüm suçlamalardan beraat etti. Beraatının ardından, ulusal bir konferans turuna başladı; insan hakları, hapishane reformu ve sosyal değişim konularında konuşmalar yaptı ve makaleler yayınladı. Davası, 1979’da kendisine Lenin Barış Ödülü veren Sovyetler Birliği’nde özel bir ilgiyle izleniyordu. Lenin Üniversitesi ve Leipzig Üniversitesi’nden fahri doktora derecesi aldı.
Davis, 1980 ve 1984 yıllarında Komünist Parti Başkan Yardımcılığı görevinde bulunarak, Afrika kökenli Amerikan toplumu içindeki Komünist Parti hakkındaki farkındalığın artırılmasına yardımcı oldu. 1979 yılında San Francisco Devlet Üniversitesi’nde ders vermeye başladı ve 1992 yılından itibaren Kaliforniya Üniversitesi’nde profesör olarak görev yapmaya başladı.
“Angela’ya Özgürlük” hareketinin sonucunda gelişen “Irkçı ve Politik Baskıya Karşı Ulusal İttifak”ı kurdu. 1980’lerin ortalarında Ulusal Siyah Kadınlar Siyasi Kongresi ve Ulusal Siyah Kadın Sağlığı Projesi’nde yönetim kurulu üyesi oldu. Sonrasında ise birçok farklı sosyalist ve feminist kuruluşun hem yöneticisi hem de üyesi oldu. İnsan hakları, ırk ayrımcılığı, kadın hakları, sosyal değişim ve benzeri konularda birçok makale ve kitabı yayınlandı.

FEMİNİZME KATKILARI
Devrimci bir feminist olan Davis, araştırmalarının önemli bir bölümünü kadınların genel endişeleri üzerine, özellikle de siyah kadınlara uygulanan baskılara ayırmıştı. Çalışmalarında, Birleşik Devletler’deki siyah kadınlar temelinde ırk, cinsiyet ve sınıflar arasındaki kesişmelerin önemini vurgular. Her ne kadar Davis’in siyasal görüşlerinin çoğu, bireylerin gerçek kurtuluşu ve eşitliği için sosyalist bir sistemin gerekliliğine işaret etse de sosyalist hareket içinde dahi süren baskıların, hareketin bir bütün olarak başarısızlığa uğramasına neden olduğunu savunuyor: Kurtuluş, herkes için kurtuluş olmalıdır.



Davis, temel ders kitabı olan “Women, Race, and Class” (Kadınlar, Irk ve Sınıf) adlı çalışmasında, “Oy Hakkı” hareketi özelinde ırkçılığı, sınıf ayrımcılığını ve üreme hakları mücadelelerini ele alıyor. Bu sosyal adalet hareketlerinin başarısızlıklarını dışlama, çeşitlilik eksikliği ve bunlar dolayısıyla yaşanan karmaşanın yarattığı sorunları, baskıları, şiddeti çözememe nedenlerini ve kadınlara yönelik şiddeti tartışıyor. Benzer şekilde, “Sivil Haklar”da belirttiği üzere, birçok sosyalist harekette var olan cinsiyetçiliğin kadınlar üzerinde yarattığı baskıyı sözlü olarak ifade etme ihtiyacı duyan Davis, özellikle siyah kadınların endişelerini ele alma konusundaki yetersizliğe de işaret ediyor.
Davis, diğer eserlerinde birer köle olarak Afrika’dan getirilen kadınların ev kölesi olarak kullandığı dönemlerde yaşadıkları cinsel taciz ve tecavüzleri de detaylarıyla ele alıyor. Davis, “Oy Hakkı ve Sivil Haklar Hareketi” adlı eserinde, köleliğin kaldırılması ve özgürleşme hareketinin ardından, siyah kadınlar üzerinde, yüksek öğrenimden dışlanma, ırkçılık ve cinsiyet ayrımı gibi yöntemlerle devam eden ekonomik ve sosyal şiddet olaylarını ortaya koyuyor.
Davis, çalışmalarında eğitimin özgürleşmedeki rolünü vurguluyor; Siyah kadınların yüksek öğretimden sistematik olarak dışlanmasının maliyetlerini aktarıyor. Ayrıca, güney eyaletlerindeki ilk devlet okul sisteminin köklerini oluşturan “Yeniden İnşa” sürecinde Afrika kökenli Amerikalı ve beyaz kadınlar arasındaki işbirliğinin önemli katkılarından söz ediyor. Çalışmalarının geneli göz önüne alındığındaysa Davis, dünya çapındaki tüm kadınların çok etnisiteli, çok kültürlü ve ırkçılık ve cinsiyetçilik karşıtı bir hareket oluşturması dışında herhangi bir kurtuluş umudunun pek mümkün görünmediği konusunda uyarılarda bulunuyor.
Entelektüel ve politik hayatını ABD’de sürdürmekte olan Davis, günümüzde de özellikle ABD’de yaşanan ırkçı ve cinsiyetçi dalga karşısında “Siyahların Yaşamı Değerlidir” ve benzeri hareketlerin sözcülüğünü ve eylemciliğini yapmaya devam ediyor.

Kaynaklar:

19 Eylül 2017 Salı





 


Pınar Doğu
T24  17 Eylül

Hrant Dink ve ışıklar

Şili’de Claudio Castillo adında bir sanatçı. Toplumun erkek egemen yapısına ve LGBT üyelerinin uğradığı ayrımcılığa dikkat çekmek amacıyla bir grup kurdu. Yaşları 26-42 arasında değişen, farklı mesleklere sahip 12 erkek her ay bir gün şehrin başka bir noktasında bir araya gelerek örgü örüyor.
Diyarbakırlı Mehmet Nesim Öner. Hayvanları otlatırken mayına basıp bir kolunu ve bir gözünü kaybetti. Altı yıl sonra spora başladı. 2 yılda Paralimpik Olimpiyat sporcusu oldu. İngiltere’de düzenlenen Avrupa Görme Engelliler Atletizm Şampiyonasında 1500 metrede altın madalya sahibi oldu.
Rwanda’da 11 genç. ‘Future Vision’ adlı bir akrobasi grubu kurdu. Gençlerin bir araya gelerek karşılıklı güvene dayalı ilişkiler geliştirmelerini hedefliyor. 1994’te yaşanan soykırımın kötü izlerini silmelerine destek oluyor.
22 Ekim 1993. Diyarbakır Lice’de askeri bir operasyon düzenlendi. İnsan hakları ihlallerinin yaşandığı bu operasyonun sorumlularının yargılanması için, davanın zaman aşımına uğrayacağı tarihte 22 Ekim 2013’te kurulan ‘Lice Adalet Arıyor’ platformu yeni tanıkların bulunarak olayın tekrar incelenmesi, halkın bu konuda bilgilendirilmesi ve adaletin sağlanması için mücadele veriyor.
Başta Washington olmak üzere, Amerika’da ‘Göçmensiz Bir Gün’ boykotu yapıldı. Göçmenlerin çalıştığı iş yerleri bir gün kepenk indirdi ve bu durumun ekonomiyi nasıl olumsuz etkileyeceğine dikkat çekildi.
Mecid el Aisa. Suudi Arabistanlı feminist bir şarkıcı. Kadınlara dayatılan rolleri eleştirdiği, Arap kadınların basketbol oynarken, kaykaya binerken gösterildiği Hwages, yani ‘Sorunlar’ adlı klibi kısa sürede oldukça büyük ilgi uyandırdı.
Def Rap. İşitme Engellilerin kurduğu bir müzik grubu. ‘Eller Konuşur’ adlı videolarıyla içlerindeki rap aşkını gösterdiler, hiçbir şeyin hayallere engel olamayacağının canlı kanıtı oldular.
Victoria Emah Emah. Ebeveynleri aids nedeniyle ölen 5000 öksüz çocuk için kurduğu yardım derneğinde 15 yıldır çalışmalarını sürdürüyor. Ayrıca Afrika halkına aidsin büyücülerin yaydıkları bir lanet değil, HIV virüsü taşıyanlardan kan ve cinsel ilişki yoluyla bulaşan bir hastalık olduğunu anlatmaya çalışıyor.
Çorbada Tuzun Olsun Derneği ise gönüllülerin dayanışmasıyla her akşam Taksim’de evsizlere çorba dağıtıyor. Amaçları evsizler için kalıcı çözümler bulmak, onları sokaklardan kurtarmak ve toplumsal farkındalığı arttırmak.
Onlar Hrant Dink Vakfı’nın düzenlediği ödül töreninde,  topluma ışık tuttukları ve daha aydınlık bir gelecek için mücadele ettikleri için adlarından söz edilen Işıklar… İster bireysel ister örgütsel olsun, daha adil ve eşit bir toplum düzeni için fikir üreten, proje oluşturan ve hayata geçiren, her türlü yasak ya da engellemeye rağmen doğru bildiğini söylemekten vazgeçmeyen ilham kaynakları onlar.
Her ayrımcılığın kökeninde önyargı, sabit fikirlilik ve biraz korku yatar. Kendinden olmayanı düşmanlaştırarak hayal ürünü tehlikelere karşı gardını alıp kendini koruduğunu sanır insan. Böylece sadece kendi dininden, etnik kökeninden kişilerle bir arada yaşamanın huzur sağlayacağı yanılgısına kapılır, diğerlerini ya kendine benzetmek için uğraşır ya da saf dışı bırakır. Böylece birbirinden kopuk yaşayan, yakınlaşmayı tehlikeli bulan ve farklılıklara tahammül edemeyen toplumlar çıkar ortaya.
Diyalogun önemini vurgulayıp farkındalıkları arttırmak, olumsuz algıları değiştirip toplumlar arası barışı tesis etmek isteyen her girişim desteklenmeli ve adlarının daha çok duyulması sağlanmalıdır.
Çünkü Hrant Dink’in de mücadelesi tam da böyle önyargısız ve samimi bir diyalog kurabilmek adınaydı, Ermeni ve Türk halkları arasında. Kini teşvik eden yaklaşımları eleştirir, iki halkın birbirini tanıması, birbirine güvenmesi ve yan yana barış içinde yaşamasını salık verirdi yazılarında olsun, konuşmalarında olsun. Hrant Dink  barış karşıtlarının, ayrımcılıktan nemalananların, düşmanlığı körükleyenlerin rahatsız olduğu bir ışıktı. Göz alıcı denli parlak bir ışıktı Hrant Dink. Ve o ışık ölmedi, ölmeyecek.
Hrant Dink 2006’da Henri Hannen Basın Ödülü’nü aldığında şöyle demişti: “Size Türkiye’den bahsetmek istiyorum. Dışardan çok karanlık, çok dindar, çok milliyetçi gözükebilen bir ülkeden bahsediyorum ve ben o ülkenin içinden geliyorum. Ama o ülke karanlık bir ülke değil! Aydınlanıyor ve biz onu aydınlatmak için çaba sarf ediyoruz.”
Bu ülkenin aydınlanması için, Hrant Dink gibi canı pahasına emek veren, mücadeleden yılmayan başka isimler de var. Eren Keskin gibi.
Bu sene Hrant Dink Ödülü’nü alan Eren Keskin hem kamusal alanda hem siyasi platformlarda kadınlara yönelik ayrımcılıkla mücadele eden, Kürt halkının demokratik haklarını elde etmeleri ve Kürtlerin ağırlıklı yaşadığı şehirlerdeki hukuk dışı operasyonlarda yaşanan insan hakları ihlallerinin ortaya çıkarılması için çaba sarfeden bir ışık.
Ödül sahibi bir diğer kişi ise Ai Weiwei. Kavramsal sanat alanında çalışmalarıyla tanınan sanatçı gerek yaşadığı coğrafyadaki hukuksuzluklarla mücadele eden, gerek dünyanın dört bir yanındaki mültecilerin daha insani koşullarda yaşamaları, mecburen iltica ettikleri ülkelerde hoşgörü ve dayanışmayla karşılanmaları, maruz kaldıkları kötü muamelelerin önüne geçilmesi için yaratıcı ve kışkırtıcı sanatsal faaliyetlerde bulunan özgün bir isim. Ardı arkası gelmeyen baskılara rağmen, çalışmalarını sürdüren Ai Weiwei özellikle son yıllarda Avrupa ülkelerinde nüfusları giderek artan mültecilerin dramını resmettiği porselen tabak ve vazolarla insanlığın trajedisine sanatı aracılığıyla dikkat çekiyor.
Hem Eren Keskin’in hem Ai Weiwei’nin bugüne kadarki çalışmaları ve ödüllerini aldıktan sonra yaptıkları anlam yüklü konuşmaları insan haklarını savunmanın evrenselliği üzerine düşündürdü beni. İnsanın sadece doğup büyüdüğü topraklardaki soydaşlarının hakkını değil, hiçbir din, dil, ırk, mezhep ayrımı gözetmeksizin her mağdurun hakkını savunmanın gerekliliği üzerine.
İnsan haklarının her geçen gün daha şaşırtıcı ve can yakıcı bir şekilde ihlal edildiği bir ülkede insan olmak nedir? Nasıl insan kalınır? İnsan kimdir?
İnsan Hakları Beyannamesinin maddeleri evrensel yasalar olarak telakki edilmeli ve insan haklarının ihlal edilmesine yönelik açılan davaların akim kalmasına müsaade edilmemelidir.
Hrant Dink davasının her aşamasını takip eden Özlem Dalkıran başta olmak üzere gözaltına alınan ve tutuklanan İnsan Hakları Savunucularının,
ispatlanmamış iddialar nedeniyle neredeyse bir yıldır tutuklu bulunan gazetecilerin,
yıllardır evlatlarının cesedine kavuşamayan Cumartesi Anneleri’nin,
2000’de Hayata Dönüş Operasyonu’nda Burdur Cezaevi’nin duvarını yıkan buldozer yüzünden kolunu kaybeden ve KHK nedeniyle kaybettiği işini geri almak için eylem yaparken polisin plastik mermi sıktığı sosyolog Veli Saçılık’ın,
suçsuz yere 32 yıl hapis yatan Tahir Canan’ın,
ağır ihmaller nedeniyle gencecik yaşında hayata gözlerini yuman Eren Bülbül’ün,
bireysel kararlarıyla başladıkları açlık grevlerini sürdüren Nuriye Gülmen ve Semih Özakça dahil olmak üzere KHK kapsamında işten çıkarılan tüm akademisyenlerin ve öğretmenlerin,
erkek şiddetine maruz kalan kadınların,
cinsel istismara uğrayıp öldürülen çocukların,
aşağılayıcı ve dışlayıcı davranışlara maruz kalan mültecilerin,
Sur ve civarında son birkaç yıldır yapılan tüm insanlık ve hukuk dışı uygulamalarda canını kaybeden, evleri yıkılan ve yerinden yurdundan edilen halkın,
annesinin cenazesine saldırılan Aysel Tuğluk’un
ve insanlık onuru çiğnenen herkesin hakkına sahip çıkmak insanlık vazifesidir.
Sadece kendi komşunun, arkadaşının, akrabanın, çocuğunun, ebeveyninin, aynı siyasi görüşe ya da dine mensup olduğun kişinin hakkına değil, haksızlığa ve zulme uğrayan istisnasız herkesin hakkına sahip çıkmak insanlık borcudur.
Birbirimizin hakkına sahip çıkalım!
Yoksa cılız ışıkları aydınlık zanneder, gözümüzü kör eden karanlığın bizi yutmasına izin veririz.
@NarDogu

8 Eylül 2017 Cuma





GAZİ EĞİTİM ENSTİTÜSÜ
1968 TÜRKÇE BÖLÜMÜ MEZUNLARI
50.MEZUNİYET YILI TOPLANTISI İÇİN ÇAĞRI!

Sevgili Arkadaşlar,
Sınıf başkanımız Peder ( Hasan Kudat) mezuniyetimizin ellinci yılında, sizlerin fikrini alarak,uygun gördüğünüz yerde ve zamanda toplantı düzenlemek istiyor.ilişki için beni görevlendirdi.Bana Lütfen telefon numaralarınızı ve mail adreslerinizi bildirin.
Bu  duyuruyu yaygınlaştırın.
Hepinize sevgiler.

Hasan Gürkan
0532 794 01 55