FİGEN YÜKSEKDAĞ:
CİN ŞİŞEDEN ÇIKTI
Özlem Akarsu Çelik
Tutuklu bulunduğu davanın ilk duruşmasına 244 gün
sonra, 4 Temmuz Salı günü çıkacak olan HDP eski Eş Genel Başkanı Figen
Yüksekdağ, Gazete Duvar'ın sorularını yanıtladı.
Halkların Demokratik Partisi’nin
tutuklandıktan sonra parti üyeliği ve milletvekilliği düşürülen eski Eş Genel
Başkanı Figen Yüksekdağ gelecek hafta, tutuklu bulunduğu davanın ilk
duruşmasına çıkacak. Yüksekdağ’ın, tutuklandıktan 244 gün sonra çıkacağı duruşmaya
HDP Kadın Meclisi bir çağrı yaptı. 4 Temmuz Salı günü saat 14:00’te Ankara
16’ıncı Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülecek duruşma için kadın örgütlerine
yapılan çağrıda şöyle denildi:
“…Figen Yüksekdağ tutuklandıktan
sonra üç ay tek başına bir hücrede tutuldu, avukat görüşleri kayıt altına
alındı. Yüksekdağ’ın kalacağı hücrenin yer aldığı koridor daha gözaltı bile
gerçekleşmeden boşaltılarak gerekli hazırlık yapılmıştı. Tutuklu vekiller
arasında cezası hızla kesinleştirilerek vekilliği ilk düşürülen Figen Yüksekdağ
oldu… Figen Yüksekdağ şahsında büyük bir heves ve aceleyle olmamışa çevirmeye
çalıştıkları eşbaşkanlık ve siyasette eşit temsil kazanımlarımızdır. Nefretle
saldırdıkları itaat etmeyen onurlu kadın duruşudur…”
HDP Ağrı milletvekili ve Kadın Meclisi
Sözcüsü Dilan Dirayet Taşdemir de ‘Yüksekdağ’ın haftaya yargılanacağı davanın
dosyasının sekiz fezlekenin birleştirilmesinden oluşturulduğunu, altısının
Yüksekdağ’ın basın açıklamaları, birinin röportajda verdiği bir yanıt, bir
diğerinin de HDP MYK’sının açıklaması’ olduğunu hatırlatarak,
“Bu fezlekeler 2011, 2012 ve 2013 yıllarına ait ama ne tesadüftür ki 2016’da tam da cumhurbaşkanının ‘Dokunulmazlıklar kaldırılmalı, HDP’liler hesap vermeli’ sözlerinin ardından fezlekeler artmıştır. Bu fezlekeleri hazırlayan birçok hâkim ve savcı da terör örgütü üyeliğinden cezaevinde ama onların hazırladığı ve talimatla başlatılan bu yargılamalar iktidarın zorlamasıyla sürdürülüyor” açıklamasını yaptı.
“Bu fezlekeler 2011, 2012 ve 2013 yıllarına ait ama ne tesadüftür ki 2016’da tam da cumhurbaşkanının ‘Dokunulmazlıklar kaldırılmalı, HDP’liler hesap vermeli’ sözlerinin ardından fezlekeler artmıştır. Bu fezlekeleri hazırlayan birçok hâkim ve savcı da terör örgütü üyeliğinden cezaevinde ama onların hazırladığı ve talimatla başlatılan bu yargılamalar iktidarın zorlamasıyla sürdürülüyor” açıklamasını yaptı.
HDP Eş Genel Başkanı iken, 4 Kasım
2016 tarihinde gözaltına alınarak tutuklanan Figen Yüksekdağ sekiz aydır
tutuklu bulunduğu Kandıra 1 No’lu F Tipi Cezaevi’nden Gazete Duvar’ın
sorularını yanıtladı; cezaevinde günlerin nasıl geçtiğinden CHP Genel Başkanı
Kemal Kılıçdaroğlu’nun ‘Adalet Yürüyüşü’ne kadar pek çok sorumuza yanıt verdi.
İşte sorularımız ve Figen Yüksekdağ’ın yanıtları…
“YÜRÜYÜŞÜ,
ADALET İSTEYEN HER KESİMİN DESTEKLEMESİ GEREKİR”
CHP Genel
Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun İstanbul milletvekili Enis Berberoğlu’nun
tutuklanmasının ardından başlattığı “Adalet Yürüyüşü”nü nasıl
değerlendiriyorsunuz? HDP’nin, yürüyüşü sizin tutuklu bulunduğunuz cezaevinin
yer aldığı Kandıra’da karşılayacak olmasının anlamı nedir?
Halkımız “perşembenin gelişi
çarşambadan bellidir” der ama siyasetçiler bu sözü çokça unutur, dahası unutmak
ister. Enis Berberoğlu’nun tutuklanması tam da böyle bir unutuşun sonucudur.
Üstelik bizlerin tüm hatırlatma çabalarına rağmen unutuldu, göz ardı edildi bu
gerçek. Berberoğlu’nun haksız tutuklanması, ister istemez dokunulmazlıkların
kaldırıldığı 20 Mayıs 2016’ya götürdü beni. HDP’yle yan yana görünmeme kaygısı
“eğer hareket etmezsek, saldırganlık da hareket etmez, elbet bir yerde durur”
yanılgısı, doğruyu bilmelerine rağmen yanlışa esir düşmenin gerilimi arasında
sallanan CHP, tarihi bir kırılmaya sebep oldu. Türkiye’nin sürüklendiği kötü
yerden çıkışın tek geçerli yolu demokratik kriterleri geliştirmekken en başta
parlamenter demokrasinin temel kriteri çiğnendi. İşte oradan da buraya, hiçbir
kriterin olmadığı, hiç kimsenin güvende olmadığı noktaya geldik.
Başta CHP olmak üzere iktidara
muhalif çeşitli kesimler HDP gibi bir “baş ağrısı” olmadan, AKP-Saray rejimiyle
kabul edilebilir sınırlarda bir mücadeleyle baş edebileceklerini, en azından
eski güzel sıradan günlerine dönebileceklerini umuyordu. Sıra dışı HDP’yi feda
etmek, pek önemli bir fedakârlık değildi onlar için. Aksine açık ya da örtük
hepsinin gönlünden geçen buydu.
Bugün sırasıyla AKP- Saray
iktidarına muhalif tüm kesimlere düzenlenen operasyonlar, hız kesmeden
sürüyorsa bunda sırasını bekleyenlerin ve kendi sırasında olmayanların,
demokrasi, adalet talebiyle ilgilenmeyenlerin de payı var. Kılıçdaroğlu’nun
başlattığı ‘Adalet Yürüyüşü’ gecikmiş de olsa olumlu bir hareket oldu. Sadece
menzilinin ve kapsadığı kesimlerin sınırlı tutulmaması gerekir. Elbette
eleştirilerimizle birlikte yürüyüşü ve taleplerini destekledik. Adalet isteyen
her kesimin de desteklemesi gerekir.
Yürüyüş başladığı günden bu yana,
hedefin Maltepe’yle sınırlı kalmaması beklentisi dile getirildi. Bence de doğru
bir beklenti ve tanımlamadır bu.
Yürüyüşe Kandıra sapağında dahil
olmak aslında her siyasi akıl sahibinin aklına gelip de söylemediği gerçeği
hatırlatmış olacak. Her gerçek ve ihtiyacı transit geçmeye alışmış CHP
algısında bu hatırlatma bir yere oturur mu bilemem ama transit geçtikleri her
gerçek yarın yine önlerine çıkar. Tutuklanma operasyonunun Kılıçdaroğlu’na
kadar uzanmayacağını kimse iddia edemez. En başta ben, sonra Diyarbakır
Milletvekilimiz Nursel Aydoğan şahsında uygulanan vekillik düşürme, siyasi
hakkı gasp etme saldırıları karşısında da en başta ana muhalefet partisi olmak
üzere kimse güvende değil.
“ELDE VAR
BİR AVUÇ GÖKYÜZÜ!”
.
Bugünkü hapishane koşulları daha
ağır elbette. Mesela ben Sizin ilk
hapishane deneyiminiz değil. İlk tutukluluğunuzdan bu yana hapishanelerin
koşullarındaki değişiklikler neler? OHAL hapishanelere nasıl yansıyor? Yüksek
güvenlikli cezaevlerinde havalandırmanın bile üstünde tel örgü bulunan yerler
var. Siz gökyüzünü tel örgüsüz izleyebiliyor musunuz?
hiçbir hapishane sürecimde tek
başına tecrit yaşamamıştım. Bir kez yüksek güvenlikli kategorisinde hapishaneye
yolum düştü ama orada da altı kişi birlikte kalıyorduk. İlk kez F Tipiyle
tanışmış oldum. Uzun yıllar F Tipi sistemine karşı verdiğimiz mücadelenin ne
kadar haklı olduğunu yaşayarak anladım. Tek başına mimari yapısı bile tecrit ve
cezalandırma üzerine kurulmuş. Havalandırmanın üstünde tel örgü yok. Olmasına
gerek yok diye düşünmüş olabilirler. Zira havalandırma zaten sekiz adım
boyunda, beş adım eninde. Sonuçta, elde var bir avuç gökyüzü. Bunun için
devlete masraf çıkarmaya gerek yok dediler demek ki.
“MİLLETVEKİLİMİZİN
GÖNDERDİĞİ MEKTUP SAKINCALI BULUNARAK BİZE VERİLMEDİ”
OHAL kısıtlamaları devam ediyor. Telefon,
görüşçü sınırlamaları sürüyor. İlk üç aydan sonra avukat görüş kısıtlaması
kalktı sadece. Mektup ve iletişim konusundaki sansür ve yasaklamalar devam
ediyor. En son Van Milletvekilimiz Adem Geveri’nin bir mektubu “sakıncalı”
bulunarak bize verilmedi. Aynı mektup benimle birlikte, buradaki
dört siyasetçiye gönderilmişti. İtiraz süreci sonuçlanmadığı için
mektuptaki hangi “sakıncalı” ifadenin sansürlendiğini ve bize verilmediğini
bilmiyoruz. Sadece artık “bu kadar da olur mu” türünden cümleler kurmuyoruz.
Oluyor çünkü.
HDP Eş Genel
Başkanlarını, milletvekillerini tutuklatan çok sayıda savcı ve hâkim FETÖ’den
tutuklandı. Acaba onlardan bazıları sizinle aynı cezaevinde olabilir mi?
Evet, burada da FETÖ soruşturması
kapsamında tutuklananlar var. Kadınlar blokunda olduğunu biliyoruz ama birkaç
avukat ziyareti dışında pek görmedim. Koridorda karşılaştırmama sisteminden
dolayı başka türlü görme durumu da olmuyor. Erkeklerin kaldığı bölüm ve
binalarda çoğunlukla yargıç ve savcıların tutuklu olduğunu biliyorum. İlginç ve
ironik bir durum tabii. Vakti zamanında beni tutuklatan yargıç ve savcılardan
biriyle aynı hapishanede kalıyor olabiliriz. Bize dönük operasyonları yöneten,
tutuklayıp ceza veren hâkim ve savcıların neredeyse hepsi ya tutuklu ya ihraç
edilmiş ya da bize karşı kullandıkları yasalardan kaçıyorlar.
O yasaların bir gün herkesi kovalayacağını çok söyledik. Uyarıcı bir etkisi olur mu bilmem ama yine söylüyoruz.
Bu arada vekilliğimin gasp edilmesi ve parti üyeliğimin düşürülmesine dayanak edilen 10 aylık cezayı veren mahkeme heyeti de FETÖ’den şu an tutuklu. Ayrıca benim, Demirtaş’ın bazı milletvekilleri ve belediye başkanlarımızın iddianamelerini hazırlayan savcılardan, yargılamayı yapan heyetlerden yine aynı soruşturma kapsamında açığa alınan, tutuklananlar var.
O yasaların bir gün herkesi kovalayacağını çok söyledik. Uyarıcı bir etkisi olur mu bilmem ama yine söylüyoruz.
Bu arada vekilliğimin gasp edilmesi ve parti üyeliğimin düşürülmesine dayanak edilen 10 aylık cezayı veren mahkeme heyeti de FETÖ’den şu an tutuklu. Ayrıca benim, Demirtaş’ın bazı milletvekilleri ve belediye başkanlarımızın iddianamelerini hazırlayan savcılardan, yargılamayı yapan heyetlerden yine aynı soruşturma kapsamında açığa alınan, tutuklananlar var.
“ERKEK
EGEMEN SİYASETİN KADINA BİÇTİĞİ GÖMLEĞİ GİYMEYE YAPIMIZ MÜSAİT DEĞİL”
Bir
sosyalist, kadın ve Kürtlerin demokratik mücadelesinde onlarla yan yana yürüyen
bir Türk siyasetçi olarak özellikle hedef alındığınız sizinle ilgili en sık
yapılan yorumlardan. Özellikle hedef alındığınızı düşünüyor musunuz?
İktidar
partisi yöneticilerinin her fırsatta dile getirdikleri, “Biz sırtımızı
Rojava’ya, Kobani’ye, IŞİD vahşetine karşı direnen halklara, insanlık
mücadelesi yürüten YPG-YPJ’ye, PYD’ye dayıyoruz” sözünüz neden bu kadar tepki
çekti sizce?
İktidarın öncellikli hedefi olduğumu
görmek için çok dikkatli bakmaya gerek yok. Saldırı o kadar açıktan sürdürüldü
ki! Hepsi de açıktan gözdağı vermek içindi. Bana gözdağı veremeyeceklerini
bildiklerini varsayarsak esasta kadınlara, sola ve Kürt halkıyla demokrasi ve
özgürlükler ortak paydasında buluşanlara, buluşmak isteyenlere bir gözdağıydı
bu. Elbette benim profilimin ayırdedici özelliklerine sahip birçok insan var
ama bu özelliklerin merkez siyasette kendini göstermesi ve karşılık bulması
egemen siyasette kadının tam hak eşitliği, Meclis’in üçüncü büyük grubu
nezdinde karşılık buldu. Meclis, tarihinde ilk kez ‘Kadın Grubu’yla kadın grup
toplantılarıyla tanıştı. Bu kazanımların hepsi eşbaşkanlık rolüm nedeniyle
bende sembolize oldu. Bir de siyaset tarzım kabul edilebilir kıvamda ve
naiflikte değildi sanırım. Erkek egemen siyasetin kadına biçtiği gömleği
giymeye yapımız müsait değil. Siyasette ne erkeğe öykündük ne de onların
döktüğü makul kadın kalıbına girdik. Hal böyle olunca, saldırının şiddetinden
tutalım da diline, içeriğine kadar birçok şey kadınlığı hedef alıyor.
Sosyalist bir partiden geliyor
oluşum ve bu aidiyetle Türkiye demokrasi mücadelesi ve Kürt demokratik
hareketine katılımım da iktidar açısından sorun oldu. Onlara göre kimse evinin
bahçesinden çıkmazsa ciddi bir sorun olmuyor. Sokağa ve başka mahallelere
açılınca merkezi sistemde alarm zilleri çalıyor ve ardından ön kesme
operasyonları başlıyor. HDP ve benim eşbaşkanlık deneyimimde de böyle oldu. Ama
Batı’nın sol ve demokratik mücadele çizgisiyle Kürt demokrasi hareketinin
HDP’deki buluşmasını engelleyemediler. Dahası bu buluşma tüm Türkiye’yi
kapsayan yeni demokratik bir gelişme çizgisine dönüştü. Şimdi ben ve Demirtaş
nezdinde bu çizgiyi kırmaya “evli evine köylü köyüne” bölünmesi yaratmaya
çalışıyorlar. Beni HDP’nin yarattığı başarıdaki rolüm nedeniyle ekstra
cezalandırma tavrı da tarihsel başarı düzeyinin karşısında aciz kalır. Türk
halkı içinden, egemen ulus – mezhep alanından ya da geleneksel – sosyal
aidiyeti Kürt gerçeğinden farklı olan birileri bahçe çitlerini aşacak ve
düşmanlığa, bölünmeye karşı barışı ve eşitlik temelindeki birleşikliği
savunacak. Bu çizgi kendisini tüm saldırılara rağmen sürdürüyor. Yani cin
şişeden çıkmış bir kere, baskılarla, cezalandırmalarla eski yerine
döndürülemez.
O çokça hedef alınan sözlerime
gelince, kırparak, çarpıtarak, bir nefret hedefine dönüştürerek anlamını
yitirmeyecek bir gerçeği ifade ettim. Üstelik o zaman PYD’yi YPG ve YPJ’yi
terör yapılanması olarak görmüyorlardı. Kobane’de IŞİD kuşatması kırıldıktan
sonra Türkiye içinde 200 kilometre boyunca peşmerge ve silah sevkiyatı yapanlar
da onlardı. IŞiD tehdidi altındaki Süleyman Şah Türbesi’ni YPG desteğiyle
taşıdıklarını, Ankara’da PYD’yle ortak koordinasyon masası kurulduğunu da
unutmayalım. Benim söz konusu konuşmam, Suriye Kürtleri açık düşman ilan
edildikten ve iktidarın IŞİD’le kurduğu köprüler berhava olduktan sonra, bant
kayıtlarıyla dolaşıma sokuldu ve saldırı gerekçesine dönüştürüldü. Bir Türk siyasetçinin
destek ve sahiplenme tavrını cezalandırarak, linç histerisi yaratarak, Suriye
Kürtlerine karşı düşmanlık ve ırkçı nefret örgütlemeye yöneldiler. O konuşmanın
ilgilenmedikleri ve gürültüyle üstünü örttükleri esas kısmı hâlâ geçerliliğini
koruyor. Dün de bugün de IŞİD vahşetine karşı direnenlerin yanında olmak,
onlarla barışçıl, demokraktik bir bölge ve Türkiye için sırt sırta vermek neden
yanlış olsun? Bakın bugün dört tarafımızdan Türkiye’nin güvenle sırtını
dayayabileceği sırtını dönmekten korkmadan ittifak kurabileceği tek devlet ya
da meşru güç kaldı mı? Bunların hepsi Türkiye’yle derdi olmayan, iktidarın
gerçekleştirdiği operasyonlarda onca kayıp vermesine rağmen, misillemeci ve
saldırgan tavır sergilemeyen Suriye Kürt siyasetine düşmanlığın sonuçları. Hâlâ
“neden Suriye’de ve bölgede IŞİD ve tekfirci çeteler yerine Kürtlerle ittifak
kurulmadı?” sorusuna akılcı, ahlaki bir cevap veremedikleri için bu cevabı
verenleri taşlayarak sorunu çözeceklerini sanıyorlar.
Terör tanımının bu kadar genişletilmesi,
içerde ve dışarda da politik basiretsizliği örtmek için terörist icat edilmesi
doğru değil. Bölgede Kürtlerle demokratik tarihsel bir ittifak kurulup kıyıcı
iç savaşı durdurmak, Suriye ve Ortadoğu’nun demokratik yapılanmasında merkez
olmak varken Türkiye bugün kaos ve krizin merkezi olmaya sürükleniyor. PYD, DSG
ve sahada gerçek çözüm gücü olabilecek Kürtler, ABD ve Rusya’yla başbaşa
bırakılıyor ve bu tutum gittikçe daha fazla kriz, çatışma üretiyor. Bu
gerçekleri birilerinin söylemesi gerekiyordu. Ben söyledim, HDP söyledi, bugün
de bu gerçekle yüzleşmek istemeyenler tarafından cezalandırılıyoruz. Aslında
Suriye Kürtlerine karşı ilan edilen düşmanlığa inanmayan, bunu akılcı ve
gerekli görmeyen Türklerin de düşünceleriyle bir ölçüde çakıştı sözlerim. Var
olan bu eğilimi güçlendirmemek için beni ve söylediğim sözler hedef aldılar.
Evet, ben hapisteyim ama gerçek hâlâ yerli yerinde duruyor. Bugün de IŞİD
vahşetinin kendi mahallesine gelmesini beklemeden o vahşetin yolunu kesenlerle,
kadınların satıldığı köle pazarlarını yıkmak için yürüyenlerle herkesin nasıl
bir ilişki kuracağı sorusu ortada duruyor. Bu kez ben bir şey demeyeyim, akıl
ve vicdanla karar versin herkes.
“HUKUK
KATLİAMININ YAŞANDIĞI BİR ÜLKEDE TAHLİYEYLE ÖZGÜRLÜK BEKLEMEK ZOR!”
.
Tutukluluğunuzun
bu kadar uzun süreceğini öngörüyor muydunuz? Kısa süre içinde özgür
kalacağınıza dair umudunuz var mı?
Tutuklanmamız zaten olağan
koşulların ürünü değildi. Bu kadar uzun kalmamız da olağan değil. Ben kendi
adıma uzun tutukluluğu bekliyordum. Genellikle politik iyimserimdir ama bu
süreçte beni her şeye hazır olma duygusu yönetti. En kötüsüne hazır olursan
kötülük şoke edici gücünü yitirir, sen güç kazanırsın. Buna da bir tür kötünün
içinde iyimserlik diyelim. Hukuk katliamının yaşandığı bir ülkede tahliyeyle
özgürlük beklemek zor! Üstelik mahkemelerin verdiği tahliye kararları da
oyuncağa dönüştürüldü. Üç milletvekilimiz tahliye edildikten sonra hiçbir
hukuki izah yapmaya bile zahmet etmeden yeniden tutuklandı. Hapishane alanının
bu kadar genişlediği şartlarda, özgürlük alanını da bizim genişletmemizden
başka seçenek yok.
‘BARIŞ
SÜRECİ YAKIN BİR OLASILIK DEĞİL’
Referandumdan
sonra barış sürecinin yeniden başlayabileceği yönünde bir umut vardı toplumun
bir kesiminde ve bazı siyasetçilerde. Ancak bu yönde hiçbir emare yok. Sizce
yakın zamanda bu yönde bir adım atılması ihtimali var mı ve bir erken seçim
bekliyor musunuz?
Barış sürecinin yeniden başlaması yakın
bir olasılık değil ne yazık ki. Daha topluma neden bitirildiğini dahi izah
edemediler. Sürecin bitirilmesini değil de çatışmasız, ölümsüz geçen
iki yıllık çözüm sürecini sorun olarak gören zihniyet değişmedikçe, yeni
bir süreç başlamaz. İçeride ve dışarıda çatışmacılık ve çözümsüzlüğü
tırmandırmak ne getirdi bize önce buna bakalım. Tarihsel varlık mücadelesi ve
beka sorunu adı altında, Türkiye halkları en kritik beka tehlikesine
sürükleniyor. Çözümde oluşan tüm düzey sıfırlanmış, az buçuk yapılanlar da
inkâr edilmiş durumda. Yine de çaresizliğe, seçeneksizliğe saplanmamak gerekir.
Belki sıfırdan başlamak daha hayırlısı olabilir. İktidarın süreç diye bir derdi
olmasa da her gün ölümle, acıyla kuşatılan halkın barışa ve çözüme ihtiyacı var
ve her ihtiyaç kendine bir yol bulur.
Bu koşullarda erken seçim ihtimalini
yakın görmüyorum. AKP-Saray gücünden emin olsa bir gün beklemezlerdi ama
referandum sonuçlarından sonra istedikleri gibi ezici çoğunlukla iktidar mümkün
değil. AKP-MHP koalisyonu da buna yetmez. Baskıyı artırarak, sandık oyunlarında
yeni sahneler sergileyerek seçime gitmeleri durumunda ise pamuk ipliğiyle
tutundukları meşruiyetle tüm bağları kopar. Ama her şeye olduğu gibi erken
seçime de hazır olmamız gerekir. Biz hazırız mesela. Bütün kayıplarımıza, ağır
bedellere, siyasi yasaklarla kuşatılmış olmamıza rağmen halklarımıza ve
seçmenlerimize güveniyoruz.
‘ORTADOĞU VE
OSMANLI OKUYORUM. BAŞUCUMDA ŞİİR VAR’
Hapishanede
günleriniz nasıl geçiyor? Neler okuyorsunuz? Yazıyor musunuz?
Bol bol okuyorum. Günlük ve süreli
yayınları takip ediyorum. Dışarıda fırsat bulamıyordum doğrusu. Sağ olsunlar
başta dost ve yoldaş dergiler, yayınlar olmak üzere birçok yayın geliyor.
Bazılarını yasak, toplatma kararlarından dolayı alamıyoruz ama herkesin ne
dediğini öğrenmek farklı farklı sözleri muhakeme etmek iyi geldi bu dönem.
Ortadoğu ve yakın dönem Osmanlı
konularında özel ve yoğunlaştırılmış okuma, fikir oluşturma çalışması
yapıyorum. Bu konuların külliyatı sürekli sona gelmemi erteletiyor ama artık
sistemi dağıtmadan nokta koysam iyi olacak. Arada roman ve çeşitli toplumsal
hareketlerin tarihini okuyorum. Tabii başucumda, yastık altında hep şiir var.
Bu zamana kadar çok mesaj yazıp,
yazılı röportaj yaptım. Sistematik yazı çalışmaları bundan sonra olur ama yazıp
kenara koyduğum dönemsel çalışmalar var. Şimdilik kenarda duruyor, yarın
bakarız ne yapılacağına.
Gelen her mektup inanılmaz değerli
benim için. O mektuplar bir tarih aslına bakarsanız. Kuru bir cevaptan
fazlasını hak ediyor. Başka bir çalışma yapmayı deneyebilirim. Bu nedenle kart,
mektup, faks hepsini biriktiriyorum. Şimdilik hapishanelerden gelen postalara
cevaba öncelik veriyorum
Spor yapabiliyor musunuz?
Bir, bir buçuk saat sporla geçiyor.
Hareket performansım, kondisyonum sorunsuz.
Burada kendimi her açıdan geliştirmeye bir taraftan da siyasi görevlerimi, hapishane de olsa yerine getirmeye çalışıyorum.
Burada kendimi her açıdan geliştirmeye bir taraftan da siyasi görevlerimi, hapishane de olsa yerine getirmeye çalışıyorum.
Saz kursuna
gittiğinizi biliyoruz. İlerleme katettiniz mi?
Evet, bağlamaya da başladım ama
nasıl olduğum sorusuna cevap vermek için daha erken. O da çok yönlü gelişimin
bir parçası diyelim sadece.
‘GERÇEĞE
HAYALLERİN ELİYLE DOKUNMA HEVESİ’
Çizgi film
izlemeyi çok sevdiğinizi ve hapishanede bol bol çizgi film izlediğinizi
yazmıştık. Ana akım medyadan uzak durmak için mi çizgi film izliyorsunuz?
Haberim olmadan neler yazılmış
meğer. Çizgi filmleri, animasyonları, masalları fantastik bilim kurgu
ürünlerini seviyorum. Hayal gücü kaybına ve aşırı büyüme sendromuna iyi
geliyor. Gerçeklere tahammülsüzlük demeyelim de gerçeğe hayallerin eliyle
dokunma hevesi diyelim. Çizgi film kanalı yok. Animasyon çizgi sinema
yakalarsam kaçırmıyorum. Ana akım medya ve haber kanallarını mecburen
izliyorum. Oralar da trajedi sahnesine dönmüş, ibretlik izliyoruz sadece.
İçeriden
dışarısı nasıl görünüyor?
Çok yakın görünüyor.


