5 Ekim 2016 Çarşamba






KÜRTLERİN ÖLÜM ACILARI
Hasan Gürkan



Hırant’ı vurdular,ciğerim dağlandı.Bu acıyı  ilk gençliğimden beri tanıyorum,yabancısı değilim.Daha önce kaç defa birlikte gökyüzünü  fethe kalkıştığımız; işkencede,faşist pusularda,yargısız infazlarda katledilen arkadaşlarım,yoldaşlarım için aynı acıyla dağlandı  yorgun yüreğim.
Bildik kelimelerle geliyor ölüm.
Haberi  aldığında - gecenin ıssızlığında yürürken,bilmediğin bir yönden ve aniden suratına şiddetli bir şamar yemiş gibi -aptallaşıyorsun.Bildik kelimeler.Ama beynin algılamak,anlamak istemiyor. Duygusuz,mat bir kalakalmışlık hali.
Sonra acı.
Kolların, bacakların zorla yerlerinden koparılıyorlarmış gibi,azgın,anlatılmaz bir acı. 


Çaresizliğin,öfkenin,kaybetmenin,yenilmenin, ölümün geri döndürülmez gerçeği karşısında  eli kolu bağlı  kalmanın acısı.Bütün damarlarına zerk edilen ve yavaş yavaş bütün bedenini zapteden ağu.
Sonra çığlık.
Kasvetli bir Oslo köprüsünde hiç ses çıkarmadan haykıran Munç’un kocaman açılmış karanlık ağzındaki gibi bir çığlık,o güne kadar etinde kemiğinde duyduğun bütün acıları sırtlamış  hızla gırtlağına yükseliyor.Boğazında  yumruk gibi bir kıl yumağı.Onu püskürtüp Kuyucaklı Yusuf’un yeri göğü inleten çığlığına dönüşemiyor.Gerisin geriye içine,önüne çıkan her şeyi yakarak içine dönüyor.Kimsenin görmediği kuytularını vuruyor.
Yüreğim! Ölüm acılarıyla dağlanmış yorgun yüreğim.Hırant acısını ırkçılığı boğacak isyanı dölle !

Şimdi devletin abluka altına aldığı Kürt şehirlerinden geliyor ölüm acıları.Üç aylık bebek,hamile kadın,onbeş yaşında çocuk,yetmiş yaşında bir ihtiyar:..


Ölüm,ölüm,ölüm...
Köye şehire,yere göğe sığmıyor ölüm.
Yüreğim! Şimdi Kürt halkının ölüm acılarıyla dağlanan yorgun yüreğim.Kürtlerin ölüm acısını,ırkçılığı,inkarcılığı,soykırım teşebbüsünü boğacak direnişi dölle!

4 Ekim 2016 Salı





iç kanama - aynur uluç



 




Foto:ömür eğribel

güneş giriyor parmaklarımın arasından
kedilerin bakışı seni tütüyor 

birden
tel tel bölünüyor yeryüzü
diken diken oluyor gülleri aşkın

oluk olmuş akıyor bir kadının bedeni
kefeler kan içinde
köşeler kan

yatırılmış öylece
gelmişi geleceği aynı yere akıyor
boğazından hayatı
gül memeleri akıyor nefes boruma

oysa ne kadar da güzeldi deniz
ne kadar güzel rüzgâr

neden kefeler hep kan içinde

xwînîbûna hundirî
ji tirkî werger: kamuran demir
  
tav di nav pêçiyên min de dikeve
nêhêrîna pisîkan
bêriya te dike ji nişka ve têl têl dabeş dibe rûyê erdê
gulên evînê strî strî dibin
bûye cihokek dikişe bedena jinikekê
kef di nav xwînê de ye
goşe xwîn in
hatiye dirêjkirin
wisa boriya wê dahatûya wê
diherike ji gerdena wê
li heman cihê jiyana wê
memikên wê
yên gul diherikin zengilorê min
hal ev e ku çiqas bedew bû behr
çiqas bedew bû ba
çima kef her tim di nav xwînê de ne

aynur uluç
ji tirkî werger: kamuran demir


******************

2 Ekim 2016 Pazar





DESEM Kİ-Cahit Sıtkı



Desem ki vakitlerden bir Nisan akşamıdır,
Rüzgârların en ferahlatıcısı senden esiyor,
Sende seyrediyorum denizlerin en mavisini,
Ormanların en kuytusunu sende gezmekteyim,
Senden kopardım çiçeklerin en solmazını,
Toprakların en bereketlisini sende sürdüm,
Sende tattım yemişlerin cümlesini.


Kû Ez Béjim-Çev.Şükriye Tadik

Kû ez bejim ji heyva évareke Nisané ye,
Bayé hînik ji te té,
Ji te temaşa dikim behra şîn,
Qûnciké daristana bi tere digerim,
Min ji te jékir kûlîlkén miç ne bû yî,
Axa bi adan min ji te ajot,
Fékîyé hevok min ji te çéjtin.