KÜRTLERİN ÖLÜM ACILARI
Hasan Gürkan
Hırant’ı vurdular,ciğerim
dağlandı.Bu acıyı ilk gençliğimden beri tanıyorum,yabancısı değilim.Daha
önce kaç defa birlikte gökyüzünü fethe kalkıştığımız; işkencede,faşist
pusularda,yargısız infazlarda katledilen arkadaşlarım,yoldaşlarım için aynı
acıyla dağlandı yorgun yüreğim.
Bildik kelimelerle geliyor ölüm.
Haberi aldığında - gecenin
ıssızlığında yürürken,bilmediğin bir yönden ve aniden suratına şiddetli bir
şamar yemiş gibi -aptallaşıyorsun.Bildik kelimeler.Ama beynin algılamak,anlamak
istemiyor. Duygusuz,mat bir kalakalmışlık hali.
Sonra acı.
Kolların, bacakların zorla
yerlerinden koparılıyorlarmış gibi,azgın,anlatılmaz bir acı.
Çaresizliğin,öfkenin,kaybetmenin,yenilmenin,
ölümün geri döndürülmez gerçeği karşısında eli kolu bağlı kalmanın
acısı.Bütün damarlarına zerk edilen ve yavaş yavaş bütün bedenini zapteden ağu.
Sonra çığlık.
Kasvetli bir Oslo köprüsünde hiç ses
çıkarmadan haykıran Munç’un kocaman açılmış karanlık ağzındaki gibi bir
çığlık,o güne kadar etinde kemiğinde duyduğun bütün acıları sırtlamış
hızla gırtlağına yükseliyor.Boğazında yumruk gibi bir kıl yumağı.Onu
püskürtüp Kuyucaklı Yusuf’un yeri göğü inleten çığlığına dönüşemiyor.Gerisin
geriye içine,önüne çıkan her şeyi yakarak içine dönüyor.Kimsenin görmediği
kuytularını vuruyor.
Yüreğim! Ölüm acılarıyla dağlanmış
yorgun yüreğim.Hırant acısını ırkçılığı boğacak isyanı dölle !
Şimdi devletin abluka altına aldığı
Kürt şehirlerinden geliyor ölüm acıları.Üç aylık bebek,hamile kadın,onbeş
yaşında çocuk,yetmiş yaşında bir ihtiyar:..
Ölüm,ölüm,ölüm...
Köye şehire,yere göğe sığmıyor ölüm.
Yüreğim! Şimdi Kürt halkının ölüm
acılarıyla dağlanan yorgun yüreğim.Kürtlerin ölüm acısını,ırkçılığı,inkarcılığı,soykırım
teşebbüsünü boğacak direnişi dölle!



