DOLMABAHÇE’DEN GÜNÜMÜZE
ÇÖZÜM SÜRECİ:
BAŞARISIZLIĞI ANLAMAK VE
YENİ BİR YOL BULMAK
Cuma ÇİÇEK & Vahap COŞKUN
SUNUŞ
Sizinle Barış Vakfı’nın ilk çalışmasını
paylaşmak istedik. Eşit, Özgür ve
Demokratik Bir Gelecek İçin Barış Vakfı
1 Eylül 2007 tarihinde kuruluşu
gerçekleşen Türkiye Barış Meclisi’nin 7
yıllık tecrübesinin sonunda kuruldu.
Barış Meclisi’nin çalışmalarını
kurumsallaştırmak, süreklilik kazandırmak ve Barış
Meclisi çalışmalarını aşmak ve
zenginleştirmek istiyoruz. Bunu barışa inanan
değerli dostlarımızın dayanışma,
katkıları ve ortak çabasıyla başaracağız.
Bu rapor da böylesine bir emeğin ürünü.
Bir yıl önce Türkiye Barış Meclisi,
değerli dört akademisyen ve bir
gazetecinin çalışması olan “Çözüme Doğru
Olasılıklar, İmkânlar ve Sorunlar
Üzerine Değerlendirme” isimli bir rapor
yayınladı. Rapor 7 Haziran seçimlerine
kadar olan dönemi kapsıyordu. 7 Haziran
sonrasını kapsayan elinizdeki
“Dolmabahçe’den Günümüze Çözüm Süreci:
Başarısızlığı Anlamak ve Yeni Bir Yol
Bulmak” isimli bu çalışma bir anlamda ilk
raporun devamı niteliğinde.
İsimlerinde de anlaşılacağı gibi
niteliksel olarak birbirinden çok farklı iki dönemi kapsayan bu raporlar barış
çalışmalarının sürekliğinin ihtiyacının ve zorluğunun
çok yönlülüğünü ortaya koyar
nitelikteler.
Barış Vakfı’nın varoluş nedeni her
koşulda, her türlü sorunu, sivil siyaset,
diyalog ve müzakere yoluyla çözüme
kavuşturulmasına katkı sunmaktır. Barış
sözcüğünün telaffuz edilmesinin dahi
zorlaştığı dönemlerde bu konulardaki ısrar
ve çaba daha bir anlam kazanmaktadır.
Detayı raporda açıklandığı gibi
Türkiye, böylesine zorlu bir süreçten geçiyor. Bu
süreci elbirliğiyle aşabiliriz. Körü
körüne taraf tutarak değil. Yalnızca gerçeğin,
doğrunun, güzelin peşinde gidersek
bugün bize uzak gibi görünen barışı inşa
edilebiliriz. Bu rapor bize bunu
anlatıyor. Barışın siyasal iradesinin şekillenmesine
ilişkin öneriler sunuyor. Çözüm yolunun
barış dilinden geçtiğini ortaya koyuyor.
Benzer sorunları çözen ülke
deneyimlerin gösterdiği gibi sürece eleştirel ve
özeleştirel yaklaşma cesareti
gösterdiğimizde mevcut krizin aşılması, çatışma,
kutuplaşma, gerilim ve ölümleri
durdurmak daha hızlı ve daha az maliyetli
olacağını hatırlatmak isteriz. Bu
çalışma buna katkı sunmayı amaçladı.
Bu kıymetli çalışma yapan Vakfı’mızın
kurucularından Mardin Artuklu Üniversitesi
Öğretim Üyesi Cuma ÇİÇEK ve değerli
dostumuz Dicle Üniversitesi Öğretim
Üyesi Vahap COŞKUN’a huzurunuzda bir
kez daha çok teşekkür ederiz. Kısa
sürede iyi bir iş başardılar.
Çalışma sizlerin katkısı ve
önerileriyle daha zenginleşecektir.
Barış Vakfı Genel Başkanı
Ayşe Soysal
4
Cuma ÇİÇEK
Lisans ve yüksek lisansını İstanbul
Teknik Üniversitesi’nde yaptı. Doktora eğitimini Paris Politik Etütler
Enstitüsü’nde (SciencesPo de Paris) Siyaset
Bilimi Anabilim Dalı Siyaset
Sosyolojisi ve Kamu Politikaları programında
tamamladı. 2014 yılından itibaren
Mardin Artuklu Üniversitesi İktisadi ve İdari
Bilimler Fakültesi Siyaset Bilimi ve
Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde yardımcı
doçent olarak çalışmaktadır. Diyarbakır
Siyasal ve Sosyal Araştırmalar
Enstitüsünün (DİSA) üyesi olan Çiçek,
Barış Vakfı’nın da kurucularından
biridir.
Birikim, Praksis, İktisat Dergisi,
Turkish Studies, Dialectical Antropology
dergilerinde Kürt meselesi, demokratik
özerklik, Kürt İslamcılığı, bölgesel
yönetimler, bölgesel eşitsizlik, sınıf
ve kimlik ilişkisi, barış süreci konularında
makaleleri yayımlandı. Birikim
dergisinin internet yayınında (www.
birikimdergisi.com) düzenli olarak
yazıyor. Çiçek’in yayımlanmış üç kitabı
bulunuyor: Ulus,
Din, Sınıf: Türkiye’de Kürt Mutabakatının İnşası (İletişim,
2015); Zimanek çima tê
qedexekirin?: Politikayên zimanî û rewşakurdîli
Tirkiyeyê [Bir
Dil Neden Yasaklanır: Dil Politikaları ve Türkiye’de Kürtçenin
Durumu] (Peywend, 2013); Küreselleşme
ve Yerel Demokrasi: Liberal Katılım
Söyleminin Sınırları &
Diyarbakır Örneği (Vate, 2011).
Vahap COŞKUN
Lisans ve yüksek lisansını Dicle
Üniversitesi’nde yaptı. Doktora çalışmalarını
Ankara Üniversitesi’nde tamamladı.
İnsan hakları, siyaset teorisi ve Kürt
meselesi ile ilgili çok sayıda makalesi
çeşitli gazete ve dergilerde yayımlandı.
Çözüm Süreci kapsamında görev yapan
Akil İnsanlar Heyeti içinde yer aldı.
Halen Dicle Üniversitesi Hukuk
Fakültesi’nde görev yapmaktadır. Yeni Yüzyıl
gazetesinde köşe yazarıdır.
Coşkun’un yayınlanan kitapları
şunlardır: İnsan Hakları: Liberal Bir Tahlil
(Liberte Yayınları, 2007), Ulus-Devletin
Dönüşümü ve Meşruluk Sorunu
(Liberte Yayınları, 2008), Toplumsal
Barışın İnşası: Sivil Anayasa Arayışı
(Diyarbakır Barosu ve Heinrich Böll
Stiftung Derneği Yayını, 2009), Dil Yarası
(DİSA Yayınları, 2010; Şerif Derince ve
Nesrin Uçarlar ile birlikte), İnsan
Hakları ve Demokrasi (Anadolu
Üniversitesi Yayını, 2012; Kolektif Çalışma),
Kürt Meselesinin Anayasal Boyutu (Orion
Yayınları, 2013)
Giriş .........................................................................................................................
2013 Newroz Deklarasyonunu Hatırlamak ...............................................
Dolmabahçe: Aşılamayan Kritik Eşik ya
da Keşif Aşamasının Sonu
Artarak Geri Dönen Çatışmalar: Kent
Çatışmaları ve Sosyopolitik
Etkileri ...................................................................................................................
Can kayıpları ve toplumsal
yıkımlar ................................................................
Kent çatışmalarının sosyopolitik
sonuçları ...................................................
2013-2015 Çözüm Süreci Neden Başarısız
Oldu? ...................................
Zamanın kullanımı
............................................................................................
Aşırı muğlaklık ......................................................................................................
Taahhütlere uyulmaması ...................................................................................
Çözüm sürecinin mimarisi .................................................................................
Kazananı Olmayan Yol .....................................................................................
PKK’nin çıkmaz yolu
.........................................................................................
Devletin çıkmaz yolu
........................................................................................
Sonuç ve Politika Önerileri .............................................................................
Çatışmasızlık ve kentlerin
silahlardan arındırılması ...................................
Çatışma alanlarında toplumsal
yeniden inşa ...............................................
Yeni bir müzakere sürecinin
zeminini oluşturmak ......................................
Yeni bir müzakere süreci,
mekanizmaları ve aktörleri ...............................
EK 01: Dolmabahçe’den Bugüne: Neler
Oldu? ........................................
GİRİŞ
“Newroz ateşiyle yüreği tutuşan,
meydanları hınca hınç dolduran yüz
binler, milyonlar artık barış diyor,
kardeşlik diyor, çözüm istiyor.
Bugün artık yeni bir Türkiye'ye, yeni
bir Ortadoğu'ya ve yeni bir
geleceğe uyanıyoruz. Çağrımı bağrına
basan gençler, mesajımı
yüreğine katan yüce kadınlar,
söylemlerimi baş-göz üstüne diyerek
kabul eden dostlar, sesime kulak
kesilen insanlar;
Bugün yeni bir dönem başlıyor. Silahlı
direniş sürecinden, demokratik
siyaset sürecine kapı açılıyor. Artık
silahlar sussun, fikirler ve siyasetler
konuşsun. Bu bir son değil, yeni bir
başlangıçtır. Bu mücadeleyi bırakma
değil, daha farklı bir mücadeleyi
başlatmadır. Yeni mücadelenin
zemini fikir, ideoloji ve demokratik
siyasettir, büyük bir demokratik
hamle başlatmaktır.”
Yukarıdaki satırlar PKK lideri
Öcalan’ın 2013 Newroz çağrısından.
Öcalan bu çağrıyı, insani, sosyal,
ekonomik ve mekânsal anlamda büyük
yıkımlara neden olan 30 yıllık bir
çatışma döneminden sonra, devletin bilgisi
ve onayıyla, Diyarbakır gibi sembolik
bir merkezde, sembolik bir günde
ve bir milyona yakın insanın huzurunda
yaptı. Tarihi nitelikteki bu çağrıyı
hatırlayınca sivil örgütleriyle,
medyasıyla, akademisiyle, siyasi kurumlarıyla
toplum olarak çok büyük bir imkânı
değerlendiremediğimizi kabul etmemiz
gerekiyor.
Çok değil daha bundan bir yıl önce
PKK’nin silahlı güçlerini sınır dışına
çekmesini, silahı Türkiye’de bir bütün
olarak bırakmasını ve Kürt meselesinin
barışçıl demokratik yollarla çözümünü konuşuyorduk. 2013 Newroz çağrısıyla
başlayan Çözüm Süreci Türkiye’nin
Kürtlerle ilişkisini kendi sınırlarından
öteye bölgesel ölçekte yeniden
düzenlemesini hedefliyordu. Bugün bir
yandan kentlere yayılmış çatışmalar,
öte yandan PYD/YPG üzerinden sınır
ötesine taşan yeni bir çatışma
dalgasıyla karşı karşıyayız.
Bu raporda,Türkiye’de PKK’nin
silahsızlandırılarak Kürt meselesinin barışçıl
çözümünün sağlanması ve kapsamlı bir
demokratikleşmenin sağlanması
konusunda büyük bir umut yaratan Çözüm
Süreci ele alınıyor. Bu anlamda,
kesintiye uğrayan sürecin yeniden
başlamasına ve bugün çatışmalı bir
mecraya kayan Kürt meselesinde sözün,
diyaloğun, özetle siyasetin hâkim
olmasına ve çözüm arayışlarına katkı
sunmayı amaçlıyor.
7
Rapor, Dolmabahçe Sarayı’nda hükümet ve
HDP’li temsilcilerin yaptığı ortak
basınaçıklamasından bu yana yaşanan
sürece odaklanıyor. Ortaya çıkan
başarısızlığı irdeleyerek, barış ve
kardeşliğe dönük yeni bir yol inşası için
başta siyasiler olmak üzere ilgili tüm
aktörlere politika önerileri sunuyor.
Bu amaçla, ilk olarak, sürecin
-özellikle sembolik olarak- başladığı 2013
Newroz Çağrısı ele alınıyor. İkinci
bölümde, aşılamayan bir eşik olarak
Dolmabahçe Açıklaması tartışılıyor.
Üçüncü bölümde, Temmuz 2015 – Mart
2016 tarihleri arasında yaşanan
çatışmaların bilançosu ve sosyopolitik
etkileri irdeleniyor. Dördüncü bölümde,
2013-2015 Çözüm Süreci’nin neden
başarısızlıkla sonuçlandığı
tartışılıyor. Beşinci bölümde, son çatışmaların
neden kazananı olmayan bir yol olduğu
irdeleniyor. Son bölümde, yaşanan
tecrübeler ışığında yeni bir yol bulmak
için birtakım politika önerileri
getiriliyor. Ayrıca rapora eklenen
kronolojide Dolmabahçe’deki toplantıdan
günümüze kadar yaşanan belli başlı
vakalar hatırlatılıyor.
2013 Newroz Deklarasyonunu Hatırlamak
Çözüm Süreci sembolik olarak 21 Mart
2013 Newroz günü başladı.
Diyarbakır’ın Newroz meydanında
Öcalan’ın çağrısı1 yüzbinlerin huzurunda
ve anaakım televizyon kanallarında
canlı olarak tüm Türkiye’ye duyuruldu.
1984 yılından bu yana süren
çatışmaların yarattığı insani, sosyoekonomik
ve mekânsal yıkımlar ile Türkiye
genelindeki toplumsal psikoloji dikkate
alındığında PKK liderinin çağrısının
böylesi sembolik bir zaman ve mekânda
milyonlara canlı olarak duyurulması
Türkiye toplumu için tarihi bir günü ifade
ediyordu. Kürt meselesinin çok uzun bir
dönemden sonra silah ve şiddetten
arındırılarak siyaseten çözümlenmesi
için büyük bir umut belirmişti.
Yapılan çağrının usulü kadar içeriği de
çarpıcıydı. Öcalan “silahlı direniş
sürecinden, demokratik siyaset
sürecine kapı[nın] açıl[dığı]” yeni bir
dönemin başladığını ilan etti. Buna
göre, “yeni mücadelenin zemini fikir,
ideoloji ve demokratik
siyasettir, büyük bir demokratik hamle başlatmaktır.”
Milyonların barış, kardeşlik ve çözüm
taleplerine vurgu yapan Öcalan, “artık
yeni bir Türkiye’ye, yeni bir
Ortadoğu’ya ve yeni bir geleceğe” uyandığımızı
müjdeliyordu. Öcalan’ın metnindeki en
kritik çağrının muhatabı, hiç kuşkusuz,
PKK’nin silahlı güçleriydi: “Artık
silahlı unsurlarımızın sınır ötesine çekilmesi
aşamasına gelinmiştir.”
1 Çağrının tam metni internet ortamında
erişime açıktır. Bkz. Bianet, “Öcalan’ın
Açıklaması:
‘Silahlı Güçler Sınırdışına, Artık
Siyaset Dönemi’,” Bianet, 21 Mart 2013, http://bianet.org/bianet/
siyaset/145269-silahli-gucler-sinirdisina-artik-siyaset-donemi,
Erişim tarihi: 19 Şubat 2016.
Öcalan yeni dönemde esas alacakları
mücadele yöntemi kadar, siyasal
amaçlarını da yeniden formüle ediyordu.
Daha doğrusu, 1990’lı yıllarla
birlikte esas aldıkları ve 1999 yılında
kendisinin yakalanmasıyla birlikte
resmileşen söylemini dikkat çekici bir
içeriğe kavuşturuyordu: Öcalan’a göre,
“[e]tnik ve tek uluslu
coğrafyalar oluşturmak, bizim aslımızı ve özümüzü inkâr
eden modernitenin hedeflediği
insanlık dışı bir imalattır”. Bundan dolayı,
“Kürdistan ve Anadolu tarihine
yaraşır şekilde tüm halkların ve kültürlerin
eşit, özgür ve demokratik
ülkesinin oluşması için herkese büyük sorumluluk
düşüyor”.
Öcalan, Newroz Deklarasyonunda Kürtler
kadar diğer etnik/ulusal gruplara
da çağrı yapıyor ve onları yeni
Türkiye’nin inşasına katılmaya çağırıyordu: “Bu
Newroz münasebetiyle en az
Kürtler kadar Ermenileri, Türkmenleri, Asurları,
Arapları ve diğer halk
topluluklarını da yakılan ateşten kaynaklı özgürlük
ve eşitlik ışıklarını, kendi öz
eşitlik ve özgürlük ışıkları olarak görmeye ve
yaşamaya çağırıyorum.”
Deklarasyonun en mühim noktalarından
biri Öcalan’ın Türk halkına yaptığı
çağrıydı. Öcalan, Kürtler ve Türklerin
bin yıla yakın “İslam bayrağı” altında
kardeşlik ve dayanışma hukukuna dayalı
ortak yaşamlarına gönderme
yapıyor ve “Ortadoğu’nun
temel iki stratejik gücü” olarak onları ittifaka, birlikteliğe, kucaklaşmaya ve
helalleşmeye çağırıyordu.
Newroz Deklarasyonu bir bütün olarak
irdelendiğinde öne çıkan mesajları
birkaç başlık altında toplamak
mümkündür:
• Çözüm Süreci Türkiye sınırlarını aşan
Ortadoğu çapındaki yeniden
düzenlemenin bir parçası olarak ele
alınıyordu.
• Kürt meselesinin ortaya çıkışında
harici müdahalelere, baskıcı rejimlere,
elitlerin negatif rolüne gönderme
yapılıyordu.
• Geçmiş mücadele sahipleniliyor, elde
edilen kazanımlar vurgulanıyor,
ama yeni şartların eskisinden farklı
bir mücadeleyi gerekli kıldığı
belirtiliyordu.
• Türkiye yeni bir sayfa açıyor; bu
sayfada silahlara veda ediliyor, somut
anlamda PKK’nin silahlı unsurları sınır
ötesine çekiliyordu.
• Yeni dönemin mücadele yöntemi olarak
demokratik siyaset
benimseniyordu.
• “Ulus devletçikleri” reddeden ve
etnik/ulusal anlamda çoğulcu, yeni bir
düzen kurma çağrısı yapılıyordu.
• Kürtler ve Türklerin tarihsel
ilişkileri “İslami birlik”e atıfla vurgulanıyordu. • Ortadoğu’nun iki stratejik gücü olarak
Kürtlerin ve Türklerin helalleşmesi
ve ittifak kurması gerektiği ifade
ediliyordu.
9
Dolmabahçe: Aşılamayan Kritik Eşik ya
da Keşif Aşamasının Sonu
2013 Newroz Deklarasyonuyla kamuoyuna
duyurulan çözüm süreci iki yıllık
bir diyalog sürecinden sonra önemli bir
eşiğe geldi: Dolmabahçe Açıklaması.
28 Şubat 2015 tarihinde,
Dolmabahçe’deki Başbakanlık Ofisi’nde Çözüm
Süreci’nin tarafları ilk kez kameralar
karşısında ortak bir açıklama yaptılar.
Hükümeti Başbakan Yardımcısı Yalçın
Akdoğan, İçişleri Bakanı Efkan Ala, AK
Parti Grup Başkanvekili Mahir Ünal ve
Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarı
Muhammed Dervişoğlu temsil ediyordu.
Masanın diğer tarafında ise HDP
İmralı Heyeti üyeleri Sırrı Süreyya
Önder, İdris Baluken ve Pervin Buldan oturuyordu.2
İmralı Heyeti adına yazılı metni okuyan
Sırrı Süreyya Önder, Kürt meselesinde
“çözümün de çözümsüzlüğün de salt
bizim toplumlarımızla ilgili olmayıp,
tüm bölgeyi hatta dünyayı
etkileyen muhtevası[nın]” altını çizerek, diyalog
sürecinin “resmî, ciddi ve
sorumlu” bir aşamaya geldiğini belirti. “Çözüm
süreci çalışmalarında tarihi bir
karar sürecinin eşiğinde” bulunduğumuzu
belirten Önder, “gelinen
aşamaya ilişkin Öcalan’ın temel belirlemesi[ni]” şu
sözlerle ifade etti:
“Bu 30 yıllık çatışma sürecini
kalıcı barışa götürürken, demokratik bir
çözüme ulaşmak temel
hedefimizdir. Asgari müştereğin sağlandığı
ilkelerde, silahlı mücadeleyi
bırakma temelinde, stratejik ve tarihi
kararı vermek için PKK’yı bahar
aylarında olağanüstü kongreyi
toplamaya davet ediyorum.
Bu davet, silahlı mücadelenin
yerini demokratik siyasetin almasına
yönelik tarihi bir niyet
beyanıdır. Hem gerçek bir demokrasinin, hem
de büyük barışımızın temel
omurgasını teşkil edecek olan olgusal
başlıklarımız şunlardır:
1. Demokratik siyaset tanımı ve içeriği
2. Demokratik çözümün ulusal ve
yerel boyutlarının tanımlanması
3. Özgür vatandaşlığın, yasal ve
demokratik güvenceleri
4. Demokratik siyasetin devlet ve
toplumla ilişkisi ve bunun
kurumsallaşmasına dönük başlıklar
5. Çözüm sürecinin sosyoekonomik
boyutları
6. Çözüm sürecinde demokrasi
güvenlik ilişkisinin kamu düzenini
özgürlükleri koruyacak şekilde
ele alınması
7. Kadın, kültür ve ekolojik
sorunların yasal çözümleri ve güvenceleri
8. Kimlik kavramı, tanımı ve
tanınmasına dönük çoğulcu demokratik
anlayışın geliştirilmesi
9. Demokratik cumhuriyet, ortak
vatan ve milletin demokratik
ölçütlerle tanımlanması, çoğulcu
demokratik sistem içerisinde
yasal ve anayasal güvencelere
kavuşturulması
10. Bütün bu demokratik hamle ve
dönüşümleri içselleştirmeyi
hedefleyen yeni bir anayasa
11. Tüm bu hususlarda beklenen tarihi
gelişmelerin hayata geçebilmesi
için, tahkim edilmiş bir
çatışmasızlığın elzem olduğuna şüphe
yoktur.”
Önder
gibi yazılı bir metni esas alarak açıklama yapan Başbakan Yardımcısı
Yalçın Akdoğan da“çözüm sürecinde
önemli bir aşamaya” gelindiğini teyit
etti. Başbakan’ın başkanlığında çözüm
süreci kurulunda gelinen aşamayı
tüm boyutlarıyla kapsamlı bir şekilde
ele aldıklarını belirten Akdoğan, “[s]
Silahların bırakılmasına yönelik
çalışmaların hız kazanması, tam anlamıyla bir
eylemsizliğin hayata geçmesi ve
demokratik siyasetin bir yöntem olarak öne
çıkartılması konusundaki
açıklamayı önemli gör[düklerini]” ifade etti.
AK Parti’nin 12 yıllık iktidarı
döneminde “sessiz devrim” niteliğinde reform“lar
yaptığını söyleyen Akdoğan, sorunun çözüm yeri olarak siyaset kurumuna
işaret etti. Hükümet temsilcisine göre,
“demokrasimiz sorunları
konuşabilecek, tartışabilecek, çözüm yoluna
koyabilecek imkân ve kabiliyete
ulaşmıştır. Demokrasimizin daha ileri
noktalara ulaşması için bütün
toplum kesimlerinin, siyasi partilerin,
STK’ların el birliğiyle gayret
göstermesi gerektiği de açıktır. Silahların
devre dışı kalması, demokratik
gelişime hız katacaktır. Bir kısım
konu başlıkları uzun yıllardır
konuşuluyor, tartışılıyor. Bundan sonra
da özgüven içinde tartışmaktan,
konuşmaktan geri durmamamız
gerekiyor. ... Demokrasilerde
halkın desteğini alan görüşler, düşünceler
ve politikalar değer kazanır. Biz de milletimizin hayır duası
ve
desteğiyle süreci nihai sonuca
ulaştırmakta kararlıyız.”
Sorunun çözümünü silahların devre dışı
bırakılması ve demokratikleşme çerçevesinde değerlendiren Akdoğan, hükümetin
yeni anayasayı “birçok
köklü ve kronik sorunun çözümünde
önemli bir fırsat olarak” gördüğünü
belirti. Akdoğan’a göre, “temel
hak ve özgürlükleri daha da geliştirmek,
hakça ve kardeşçe bir ortam
hazırlamak ancak bütünlüğe katkı sağlar.
Vatandaşlarımızın aidiyet
duygusunu daha da geliştirir. Temel sorunlarını
geride bırakan Türkiye, küresel
ve bölgesel bir güç haline gelecektir.
Cumhurbaşkanı’na atıfta bulunan
Başbakan Yardımcısı Akdoğan, esas
olanın uygulama olduğunu ve sürecin ete
kemiğe bürünmesi için somut
gelişmelerin yaşanmasının önem
taşıdığını vurguladı.
Dolmabahçe’de yapılan açıklamalar, yeni
anayasa çerçevesinde çoğulcu
demokratik bir sistem etrafında
müzakerelerin yürütülmesi karşılığında
“silahlı mücadelenin yerini
demokratik siyasetin almasına yönelik karar
almak üzere PKK’nin kongreyi
gitmesi” konusunda tarafların bir mutabakata
vardığını gösteriyordu.
Artarak Geri Dönen Çatışmalar: Kent
Çatışmalarıve Sosyopolitik Etkileri
Ne var ki süreç, Dolmabahçe’de yapılan
toplantıda öngörüldüğü gibi
ilerlemedi. Tam “Kürt
meselesinin silah ve şiddet yolundan siyaset yoluna
girmesi konusunda kritik eşik
aşıldı” diye düşünülürken Dolmabahçe’deki
toplantıdan sonra yaşananlar iki yıllık
diyalog sürecini sonlandırdı. EK
01’de kronolojisini verdiğimiz son bir
yıllık gelişmelerin neticesinde; iki
yıllık çatışmasızlık sona erdi,
çatışmalar kırsal alandan kentlere taştı, 30
yıllık çatışma sürecinde görülmemiş
ölçüde yoğunlaştı ve büyük yıkımlar meydana getirdi.
Can kayıpları ve toplumsal
yıkımlar
Genel Kurmay Başkanlığının rakamlarına
göre, 10 Mart 2016 tarihi itibariyle
sadece Diyarbakır Sur ilçesinde 286,
Şırnak Cizre’de 665, İdil’de 125 olmak
üzere toplam 1076 örgüt üyesi yaşamını
yitirmiştir.3 PKK/KCK’nin yaptığı
açıklamaya göre ise 2015 yılı
içerisinde 261 silahlı militan, 1250 asker, 132
polis, 162 özel harekat polisi ve 13 üst
rütbeli asker olmak üzere toplam 1818
kişi yaşamını yitirmiştir (can
kayıpları her geçen gün artıyor).4
Emniyet Genel Müdürlüğü tarafından 2015
Aralık ayında hazırlanıp İçişleri
Bakanlığı’na sunulan rapora göre sokağa
çıkma yasaklarından etkilenen
nüfusun toplamının 1 milyon 300 bin
olduğu belirlendi. Rapora göre
yaşanan çatışmalar sonucu 100 bine
yakın kişi evlerini terk etmek zorunda
kaldı.5 Hükümete yakın kaynakların
verilerine göre sokağa çıkma yasağı,
operasyonlar ve kent çatışmaları sonucu
evlerini terk etmek zorunda kalan yurttaşların sayısı 2016 Ocak ayı sonu
itibariyle 200 bine ulaştı.6 Sağlık
2 Açıklamanın tam metni ve video
kayıtları internet ortamında erişime açıktır. Bkz. AljazeeraTurk
“Ortak
açıklamanın tam metni,” AljazeeraTurk, 28 Şubat 2015,
http://www.aljazeera.com.tr/haber/
ortak-aciklamanin-tam-metni, Erişim
tarihi: 21 Şubat 2016.
3 “Önemli Yurtiçi Olaylar”, Genel
Kurmay Başkanlığı, 10.03.2016,
http://www.tsk.tr/4_olaylar/4_2_
onemli_yurtici_olaylar/onemliyurticiolaylar.html,
Erişim tarihi: 12.03.2016.
4 “2015’in savaş bilançosu”, Özgür
Gündem, 04.01.2016.
5 “5 İlçe kritik”, Hürriyet,
23.12.2015.
6 Selvi, Abdulkadir, “Başbakan’ın bölge
programı”, Yeni Şafak,
28.01.2016.
Bakanı Müezzinoğlu, terör olayları
yüzünden 355 bin kişinin göç etmek
zorunda kaldığını açıkladı.7
Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV)
verilerine göre sokağa çıkma yasaklarının
başladığı 16 Ağustos 2015 ile 18 Mart
2016 tarihleri arasında Diyarbakır
(34 kez), Şırnak (9 kez), Mardin (11
kez), Hakkâri (5 kez), Batman (2 kez),
Muş (1 kez) ve Elazığ’daki (1 kez)
toplam en az 22 ilçede,
resmi olarak
tespit edilebilen en
az 63 kez süresiz ve gün boyu sokağa çıkma yasağı
uygulanmıştır. Söz konusu tarihler
arasında 72’si çocuk, 62’si kadın, 29’u 60
yaş üstü olmak üzere en
az 310 sivil sadece resmi sokağa çıkma yasağı ilan
edilmiş zaman dilimleri içerisinde ve
ilgili bölgelerde hayatını kaybetti. 8
Can kayıplarının ve zorunlu göçün yanı
sıra çok büyük bir mekânsal
yıkım meydana geldi. Cizre, Silopi,
Sur, Nusaybin gibi ilçeler, yeniden inşa
edilmeyi gerektirecek ölçüde tahribata
uğradı. Nitekim yaşanan kentsel
yıkımın büyüklüğü hükümet tarafından
açıklanan “Terörle Mücadele ve Rehabilitasyon
Eylem Planı”na da yansıdı.9 Toplam 10 başlıktan
oluşan
“Master Plan”ın altıncı maddesi
“şehirlerin ihyası”na ayrıldı ve tarihi dokuların
büyük bir yıkıma uğradığı Diyarbakır
Sur ilçesine özel bir vurgu yapıldı.10
Çatışma süreci, sosyo ekonomik hayatı
felç etti.
Mesela binlerce işyerinin faaliyet
gösterdiği, 50 binden fazla çalışanın
olduğu Diyarbakır-Sur’da ekonomik hayat
tamamıyla durdu. Sur’daki
ekonomik aktivitenin Diyarbakır’dan
öteye bölgesel bir ağ içinde yer aldığı
düşünüldüğünde yaşanan kaybın büyüklüğü
ve Sur’un ötesine taştığı
anlaşılır. M.Gürcan, Cizre’de 04-12
Eylül 2015 tarihleri arasında gerçekleşen
sokağa çıkma yasağının ekonomik
kaybının ayrıntılı tablosunu çıkardı.
Gürcan’a göre, sadece bu birkaç günlük
sokağa çıkma sürecince yaşanan
kent çatışmalarının Türkiye’ye maliyeti
100 milyon TL oldu.11 Aynı şekilde,
çatışmaların yoğunlaştığı Silopi
ilçesinde sadece mekânsal yıkımların
maliyeti 82 milyon TL olarak tespit
edildi.12
----------------------
7
“355 bin kişi terörden göç etti”, Hürriyet,
27.02.2016.
8 Raporun tamamı için bkz.: Türkiye İnsan
Hakları Vakfı (2016), “TİHV Dokümantasyon Merkezi
Verilerine Göre 16 Ağustos 2015 – 18
Mart 2016 Tarihleri Arasında Sokağa Çıkma Yasakları ve
Yaşamlarını Yitiren Siviller”, TİHV,
22.03.2016, http://tihv.org.tr/wp-content/uploads/2016/03/
TİHV-Sokağa-Çıkma-Yasakları-Bilgi-Notu-18-Mart-2016.pdf,
Erişim tarihi: 22.03.2016.
9 “Başbakan ‘master planı’ açıkladı”, Yeni
Şafak, 05.02.2016.
10 Başbakan Davutoğlu Mardin’de eylem
planını açıkladı”, Milliyet,
05.02.2016.
11 Gürcan, Metin, “Kent çatışmalarının
ekonomik ve sosyal bilançosu: Cizre örneği”, T24, 29.12.2015.
12 “Terörün Silopi’ye faturası ağır”, Yeni
Şafak, 07.03.2016
Kent çatışmalarının sosyopolitik
sonuçları
Çözüm Süreci’nin sonlanması ve
özellikle 16 Ağustos 2015 tarihinden bu
yana uygulanan sokağa çıkma yasakları
ve artan kent çatışmaları yukarıda
özetlenen insani, toplumsal, mekânsal
ve sosyoekonomik yıkımın yanı sıra
sosyopolitik açıdan da dikkate değer
tahribatlar yarattı. Bu tahribatları
sıralayacak olursak:
1. Mevcut şiddet politikaları, AK Parti
hükümetinin ve PKK/KCK’nin
niyetlerinden bağımsız olarak, Kürt
meselesini Türkiye sınırları içerisinde
çözmeyi esas alan ve 1990’lı yıllardan
bu yana hakim olan “iç çözüm
siyasetinin” altını şiddetli ve hızlı
bir şekilde oydu/oyuyor.
2. 30 yıllık çatışmaların yarattığı
toplumsal ayrışmaları aşmak ve toplumsal
entegrasyonu ilerletmek adına Türkiye
toplumu için dikkate değer bir imkân
sunan HDP projesi büyük bir darbe aldı.
3. İki yıldan uzun süren diyalog
sürecinden sonra şiddetin yoğunlaşarak
ve kentsel alanları içererek yeniden
yükselmesi, Kürt meselesinin barışçıl
demokratik yollarla çözümüne olan
inancı zayıflattı. Kürt sorunun çözümü
ve toplumsal barışın inşası bugün
dünden çok daha zor bir hale geldi.
4. Türkiye ölçeğinde olduğu kadar, Kürt
toplumu içerisinde de dikkate değer
ayrışmalar yaşandı. Kent çatışmalarının
çoğunluğu 1990’lı yılların zorunlu göç
mağdurlarının yaşadığı yoksun
mahallelerde yoğunlaşması, Kürt toplumu
içerisindeki sınıfsal ayrışmaları
derinleştirdi. Bu dönem içerisinde yerinden
olan nüfusun en temel insani
koşullardan mahrum kalması ve onlara yönelik
dayanışma çalışmaların yetersiz
kalması, sınıfsal ayrışmaları derinleştirdiği
gibi sosyal dayanışma ağlarının
çözülmesini de hızlandırdı.
5. Sınıfsal ayrışmaların yanı sıra,
siyasal ayrışmalar da derinleşti. 1990’lı
yıllardaki kanlı çatışmalar
hatırlandığında, Kürt meselesinin siyasi ve
demokratik yollarla çözümü konusunda
bölgesel ölçekte farklı siyasi gruplar
arasında uzlaşının sağlanmasının büyük
bir önemi vardı. Yaşanan kent
çatışmaları siyasi uzlaşı olanaklarına
büyük bir darbe vurdu, siyasi çatışmaları
ve bölünmeleri büyüttü.
6. Siyaset alanı büyük bir darbe aldı.
Kürt meselesinin çözümü popüler tabirle
“dağ yollarının kapanmasına,
ovada siyaset olanaklarının geliştirilmesine”
bağlı olduğundan, siyaset alanının
genişlemesi hayati değere sahiptir.
Maalesef yoğunlaşan çatışmalarla
birlikte sözün ve siyasetin sahası önemli
oranda daraldı. HDP deneyimi çarpıcı
bir örnektir. 07 Haziran 2015 seçimleri öncesinde HDP, Kürt meselesinin siyasi
yollarla çözümü konusunda her
geçen gün güçlenen bir aktör olarak öne
çıkarak parlamentoda üçüncü
büyük parti haline gelirken, bugün
büyük oranda etkisini yitirdi ve sahanın
belirleyici aktörü olmaktan çıktı.
7. Siyaset alanı kadar sivil alan da büyük
bir darbe aldı. Son yıllarda farklı siyasi
görüşlerden insanların öncülüğünde çok
farklı alanlarda çalışan sayısız STK
kurulmuştu. Bu STK’lar farklı sorun
alanlarında yaptıkları birçok çalışmayla
toplumsal normalizasyonda önemli roller
üstlendiler. Ancak çatışmaların
artmasıyla beraber sivil alan küçüldü
ve STK’lar sessizliğe büründü. Kürt
meselesinin temelde sivil alanın
genişlemesiyle çözüleceği düşünüldüğünde,
bu durumun tüm taraflarca kaygıyla ve
dikkatle ele alınması gerekir.
8. Çatışmaların çözümünde ve uzlaşıların
inşa edilmesinde gri alanların
genişlemesi ve farklı taraflarla
konuşma kapasitesi olan aktörlerin
güçlenmesi önemli bir yer tutar. Kent
çatışmaları gri alanları dikkate değer
ölçüde daralttı, tarafları eleştirme
olanaklarını azalttı ve çatışmanın tarafları
dışındaki aktörleri susturarak taraf
olmaya zorladı/zorluyor.
9. Siyasetin ve sivil alanların darbe
alması ile gri alanların daralmasının bir
sonucu olarak kamusal alanın, başka bir
ifadeyle sokağın sesi her geçen gün daha fazla kısıldı/kısılıyor.
10. Sosyopolitik tahribatlar, siyasetin çözüm
üretici işlevine duyulan umudu
sarstı ve bir bütün olarak siyaset
kurumuna ve siyasetçilere olan güveni
azalttı.
11. Toplumsal militarizasyon her geçen gün
arttı. Orta ve uzun vadede bu
durumun ağır toplumsal sorunlar
yaratacağı not edilmelidir. Sokağa çıkma
yasaklarının ve çatışmaların yaşandığı
bölgelerde çocukların ve gençlerin
karşı karşıya kaldığı militarizm büyük
toplumsal riskler üretmeye gebedir.
Azımsanmayacak sayıda çocuk ya silaha
ve şiddete maruz kaldılar, ya da
silahı ve şiddeti kullandılar.
Yarın-ertesi gün Kürt meselesine siyasi bir çözüm
bulunsa bile, silahla bu şekilde ilişki
kurmuş çocuk ve gençlerin siyasi olmayan
farklı şiddet biçimleri üretmeleri ve
şiddeti temel yöntem olarak benimseyen
toplumsal gruplaşmalara gitmeleri büyük
bir tehdit olarak ortada duruyor.
12. Geçmişle yüzleşme, toplumsal adaletin
sağlanması, helalleşme, eşitliğin
sağlanması anlamında barışı inşa etmek
zaten zor bir iş ve sorumluluk olarak
aktörlerin önünde duruyordu. Kürt
meselesinin siyasi çözümü gerçek bir
barışın sağlanması için önemli bir
başlangıç olacaktı. Bugün yaşanan kent
çatışmalarından sonra zaten çok zor
olan barışın inşası büyük bir yıkıma uğradı. Kürt meselesinin siyasi çözümü
daha da zorlaştı.
13. Özetle, 2013 Newroz’u ile başlayan
sürecin çok daha gerisine düşüldü.
2013-2015 Çözüm Süreci Neden Başarısız
Oldu?
Bunca yıkıma ve tahribata neden olan
mevcut çatışmaların ortadan kalkması,
Kürt meselesinin silah ve şiddet
yolundan tekrar diyalog ve müzakere yoluna
girmesi için 2013-2015 Çözüm Süreci’nin
neden başarısız olduğu sorusu
cevaplanmalıdır. Bu soruya verilen
doğru ve yeterli açıklamalar, yeni bir
diyalog ve müzakere sürecinin inşasına
katkı sağlayabilir.
Çözüm Süreci’nin başarısız olmasına
neden olan birçok dinamik bulunmakla
birlikte üç temel yapısal hatanın altı
özellikle çizilmelidir: (1) Zamanın
kullanımı, (2) aşırı muğlaklık ve (3)
taahhütlere uyulmaması. Süreç, doğası
gereği birçok zorluğu içeriyordu.
Yapısal hatalar da buna eklenince süreç
akamete uğradı.
Zamanın kullanımı
Ortadoğu gibi zamanın hızlı aktığı,
şartlar ve olanakların sürekli değiştiği, güç
dengelerinin, aktörlerin
pozisyonlarının ve ittifakların her an değişebildiği bir
ortamda zamanın kullanımı kritik bir
öneme sahipti. Zira, 2013-2015 yılları
arasında hem ülke ölçeğinde hem de
bölgesel ölçekte yaşanan değişimler sonucu Çözüm Süreci’ndeki tarafların güç ve
kapasiteleri, pozisyonları,
ittifakları ve bunların sonucunda
talepleri büyük oranda değişti.
Türkiye’de iki buçuk yıllık süre içinde
önemli işler yapıldı. Süreç toplumsallaştı,
barış fikri egemen bir fikir haline
geldi ve yeterli olmasa da hukuki altyapı
hazırlandı. Elde edilen bu kazanımları
hatırlatmak, hakkaniyetin gereğidir:
Tüm süre boşa geçirilmedi, bazı
noktalar aşıldı.
Bununla birlikte zamanın kullanımıyla
bağlantılı olarak iki büyük yanlış
yapıldı: İlki, sürecin ucu açık bir
zamana yayılmasıydı. İlk etapta bu tavır
anlayışla karşılanabilirdi. Fakat belli
bir yere geldikten sonra bir ‘zaman
çizelgesi’nin oluşturulması, hangi
adımların ne kadar süre içinde atılacağının
tespit edilmesi lazımdı. Kamuoyu bu
konuda bilgi sahibi olmalı ve belirlenen
işlerin belirlenen sürelerde yapılması
için taraflara demokratik bir basınç
uygulamalıydı. Bunlar yapılmadı. Zaman
zaman bazı tarihler telaffuz edildi
ama bunlar tamamen keyfiydi. Herhangi
bir denetlemeye de tabi değildi.
Bu süre zarfında önemli hadiseler
meydana geldi. Yeni sorun alanları ortaya
çıktı, denkleme tanıdık olmayan gruplar
girdi. Rojava, süreçle irtibatlı bir
meseleye dönüştü. PYD, IŞİD ve onların
bağlantıları sürece doğrudan müdahil olmaya başladı. Bölgede bütün dengeler
yerinden oynadı. Bir tarihle
kayıtlı olmaması nedeniyle süreç bu
olayların tesirine daha açık hale geldi.
İlişkilerin
giriftleşmesi, taleplerin değişmesi ve tarafların yeni bir pozisyon
edinmesiyle beraber süreç direncini
kaybetti ve sonunda derin bir yara aldı.
Zamana dair ikinci hata, sürecin siyasi
takvime aşırı duyarlı bir şekilde ele
alınmasıydı. Taraflar kısa vadeli
politik hedeflerini sürecin önüne koydular.
7 Haziran öncesinde tarafların aldıkları
tutum, bu bağlamda oldukça
öğreticidir. Seçim dönemi boyunca her
iki taraf da tamamen birbirlerini
hedef tahtasına oturttular.
Birbirlerine karşı kampanya yürüttüler; AKP
milliyetçiliğe, HDP ise Erdoğan
karşıtlığına oynadı. Süreci güçlü bir biçimde
sahiplenmekten kaçındılar, birbirlerini
hırpaladılar ve oluşturdukları ortak
zemini de aşındırdılar. 28 Şubat’ta
Dolmabahçe’de yapılan ortak basın
toplantısından sonra dört ay boyunca
süreci besleyecek tek bir siyasi hamle
yapılmadı. Siyaset geri çekilince her
yerde ve her zaman olan oldu, siyasetin
yarattığı boşluğu silah doldurdu ve
süreç bir darboğaza girdi.
Aşırı muğlaklık
Bir çözüm süreci genel hatlarıyla dört
aşamadan oluşur: Temas, diyalog,
müzakere ve çözüm. İçinin doldurulması
için her bir aşamanın bir vakte
gereksinimi vardır. Eşyanın doğası
gereği içerik hemen ilk anda bütün
hatlarıyla belirlenemez. Her bir husus
mutlak bir şekilde kararlaştırılamaz.
Önce temas eden ve ardından diyaloğa
geçen tarafların birbirlerini tanımaları
gerekir. Tarafların karşılıklı olarak
sınırlarını görmeleri, “olur” ile “olmaz”larını keşfetmeleri ve birbirlerini
anlamaları icap eder.
İyi organize edildiğinde söz konusu
muğlaklık “yapıcı” bir işlev görür.
Tarafların daha en baştan sıkıntıya
girmelerini önler, bazı tıkanıkları aşar,
sürecin kamusal kabul görmesini sağlar.
Ancak muğlaklığın da bir kullanım
süresi ve değeri vardır. Kısa vadede
yardımcı olur ama uzun vadede iş
görmez. Muğlaklığın haddinden fazla
uzaması süreci tahrip eder. Bu nedenle
tarafların süreç demini aldıktan sonra
muğlaklığı gidermeleri, sürece belirlilik
ve öngörülebilirlik kazandırmaları
gerekir.
Türkiye’deki Çözüm Süreci de herkesin
kabul edeceği genel bir söylem
(“Analar ağlamasın”, “Kan dökülmesin”,
“Sorun vurarakkırarak çözülmez”)
üzerinden başladı ve belli bir
merhaleye geldi. 28 Şubat’ta ise süreçte önemli
bir viraj dönüldü. İki taraf birlikte
fotoğraf verdiler ve sürecin izleyeceği
güzergâhı açıkladılar. Toplantıda iki
metin okundu: AKP adına Yalçın
Akdoğan, genel bir demokratikleşme
perspektifini seslendirdi. HDP adına ise Sırrı Süreyya Önder, Öcalan’ın 10
maddesini deklare etti.
Sürecin bu aşamasında müphemiyetin
asgariye indirilmesi ve belli bir yol
haritasının oluşturulması gerekiyordu.
Ancak her iki metinde de bunun izi
yoktu. Hükümetin söylemi fazla geneldi.
Özü itibariyle “Bir demokratikleşme
yolundayız ve bu yolda
ilerledikçe tüm sorunlara çare bulunur” diyordu.
Üzerinde çalışılan konuya ilişkin
metnin herhangi bir özel düzenlemesi söz
konusu değildi. Akdoğan aynı konuşmayı
başka bir toplumsal sorun için de
yapabilirdi ve muhtemelen kimse bunu
yadırgamazdı.
Keza Öcalan’ın 10 maddesi de acil
ihtiyaca cevap verme niteliği taşımıyordu.
Öcalan’ın yelpazesi çok genişti. Bir
müzakereye bu kadar ağır meselelerle
yüklenmek iki açıdan süreci zorlayıcı
niteliğe sahipti: İlki, müzakereyi bu
maddelere bağlamak, gerçekte
müzakerenin geleceğini belirsiz kılmak ve
olası bir anlaşmayı muhtemelen hiçbir
zaman gelmeyecek bir tarihe atmak
anlamına gelirdi. Oysa ortada mümkün
olduğunca çabuk sonuçlandırılması
gereken bir süreç vardı. Böylesi bir
süreci, daimi ve süresiz bir çabayı gerekli
kılan maddelere bağımlı kılmak hataydı.
İkincisi, devlet ile müzakereye oturan
bir grubun tüm toplumsal sorunların
kendisiyle konuşulmasını istemesi
çözümü zorlaştırıcı bir tutumdu. Çünkü
her sorunun farklı bir muhatabı vardı
ve toplumun tümünü temsil etmeyen
bir grupla toplumun tüm sorunları
müzakere edilemezdi. Çatışmanın bitmesi
için toplumsal sorunların tamamının bir
koşul olarak ortaya sürülmesi
sorunluydu. Zira sorunların önemli bir
kısmı ancak silah bırakıldıktan sonra ve demokratik siyaset içinde çözülebilir
nitelikteydi.
Aslında 28 Şubat’ın ertesinde
Türkiye’de de yapılması gereken tarafların
muğlaklığı gidermesi ve sürece açıklık
kazandırmasıydı. Karşılıklı olarak
birbirlerinden ne istediklerini net bir
şekilde masaya koymalıydılar. Silahlar
ne zaman ve nasıl bırakılacak? PKK
üyelerinin hukuki durumu ne olacak?
Siyasi hayata geçiş nasıl düzenlenecek?
Hangi yasalar değişecek? Hangi
alanda yeni yasalar çıkarılacak? Bunlar
ne zamana kadar bitirilecek? Bu ve
benzerleri cevabını herkesin merakla
beklediği somut sorulardı. Ve bunlara Ve bunlara üzerinde mutabık kalınan,
gerçekçi ve somut cevaplar üretilmeliydi. Burada eksik kalındığı için süreç
başarıya ulaşmadı ve açmaza girdi.
Taahhütlere uyulmaması
Zamanın doğru kullanılmaması ve
muğlaklığın giderilmemesinin yanı sıra
süreci çıkmaza sokan bir diğer önemli
hata da tarafların birbirlerine verdikleri
sözlere uymamaları ve/veya uymakta
gönülsüz davranmalarıydı.
Çatışma sonrası müzakere süreçlerinde
taraflar kolay kolay söz vermezler.
Karşı tarafa güvenmediklerinden
kendilerini bağlamak istemezler ve/veya en
alt seviyeden kayıt altına almaya
çalışırlar. Ama bir yerde sürecin ilerlemesi
için karşılıklı sözlerin verilmesi ve
taahhütlere uyulması gerekir. Verilen
taahhütlere uymak, her şeyden önce
taraflar arasında güven köprülerinin
kurulmasını sağlar. Küçük bir adımda
muhatabının hakkıyla davrandığını ve
kendisine düşeni yaptığını gören taraf,
iş büyük ve kritik adımları atmaya
gelince daha cesur davranır. Her
kazanım, iki tarafta da var olan itirazcıları
güçten düşürür. Devletin ve silahlı
grubun içindeki sertlik yanlılarının eli
zayıflar. Halkta sürecin ilerlediği ve
bir neticeye varacağı yönündeki kanaat
pekişir. Tutulan her söz kitlesel
desteği artırdığı gibi, tarafların anlaşmasını
da mümkün kılar ve varılan anlaşmanın
kalıcı olmasını sağlar.
Görüşmeler, ancak pratik sonuçlar
ürettiğinde değer kazanır. Eğer
görüşmeler olmasına rağmen pratik
sonuçlar alınmazsa tünelin sonundaki
ışık görünmez olur. Süreç yorulur.
Beklentiler düşer, şartlar bozulur. Süreç,
artık barışa giden bir yol olarak
değil, çatışmaları erteleyen bir yol olarak
görülmeye başlanır. İnancı örselenen
kitleler süreçten gına getirir. Taraflar
mutlaka süreci sekteye vuran
davranışlarına bir gerekçe bulurlar. Ama sonuçta yerine getirilmeyen sözler bir
anlaşmaya giden yolu torpiller.
Türkiye’de Çözüm Süreci’nin
dondurulmasının altında yatan en önemli
sebeplerden biri, sözlerin
tutulmamasıdır. Üzerinde durulan üç söz var: Ülke
dışına çıkışın tamamlanmaması, kamu
güvenliğini tahrip eden eylemlerin
sonlandırılmaması ve Dolmabahçe
Açıklaması’na riayet edilmemesi.
Taraflar bu üç konuya ilişkin farklı
öyküler anlatıyor. Her biri yapması gerekeni
yaptığını, sorumlu davrandığını ama
diğer tarafın taahhütlerini yerine
getirmeyerek süreci riske attığını
iddia ediyor. Tarafların her ikisi de kendisini
aklar paklarken bütün günahı diğerine
yüklüyor, artıları kendi hanesine yazıp
eksileri karşı tarafa mal ediyor.
Örneğin, hükümet, PKK’nin silahlı
unsurlarını sınır dışına çekme sözü
verdiğini ama daha sonra bazı
gelişmelere bakıp bu sözünden caydığını
belirtiyor. PKK ise geri çekilmenin
gerçekleşmesi için hükümetin bir yasa
çıkarma sözü verdiğini fakat bunu
tutmadığını söylüyor. Yine, Dolmabahçe
ortak açıklaması konusunda PKK,
hükümetin seçimleri hesaba katarak Dolmabahçe’yi rafa kaldırdığını ileri
sürüyor. Hükümet ise, Dolmabahçe’de geri çekilme için kesin bir tarihin
kararlaştırıldığını ancak PKK’nin bu tarihe uymadığını iddia ediyor.
Çözüm Süreci’nde yurttaşların doğru ve
etkin bir şekilde bilgilendirilmelerini sağlayacak, tarafların taahhütlerini
takip edecek bir gözlemci/izleyici heyetin de olmaması, tarafların taahhütlere
uymamasını kolaylaştırmış, bu konuda toplumsal denetimi ve baskıyı
zayıflatmıştır.
Çözüm Süreci’nin mimarisi
Bu noktada, temel sorunun çözüm
sürecinin mimarisinde olduğunu belirtmek
gerekir. Diyalog ve müzakere süreci,
mekanizmaları ve aktörleri ile müzakere
kapsamının etkili bir şekilde
belirlenmemesi ve tarafların verilen taahhütlere
uymalarını sağlayacak çoklu
mekanizmaların oluşturulmaması toplumda
büyük umutlar yaratan Çözüm Süreci’nin
sonlanmasına neden oldu.
Bu dönemde bölgesel ölçekte değişen
denklemler de çözüm sürecine menfi
tesir etti. Suriye’de patlak veren iç
savaş giderek büyüdü. IŞİD yükselişe
geçti. Kürtler yaşadıkları bölgelerde de
facto özerk bölgeler/kantonlar inşa
edip ABD ve Rusya ile yeni ilişkiler
kurdular. Tüm bu gelişmeler -yukarıda
özetlenen hatalarla birlikte-
tarafların pozisyonlarını değiştirdi, zaten
pamuk ipliğine bağlı olan güven
ilişkilerini zedeledi ve son sekiz ayda tanık
olduğumuz yeni kentsel şiddet
dalgasının başlamasına neden oldu.
Son olarak, tarafların bir yandan
diyalogları sürdürürken, öte yandan sürecin
çökme ihtimali karşısında bir B planı
hazırlığı içerisinde olduğunu not etmek
gerekir. İki yıllık diyalog sürecine
rağmen, çok kısa bir zaman dilimi içerisinde,
kentsel alanlarda çatışmaların bu denli
yoğun yaşanması, siyasi çözümün her iki taraf için hâlâ tek seçenek haline gelmediğini
ve tarafların çatışmayı
içeren bir B planı kapsamında hazırlık
yaptığını gösteriyor.
Kazananı Olmayan Yol
2013-2015 Çözüm Süreci başarısızlıkla
sonuçlandı. Maalesef, yine ve yeniden
bir şiddet sarmalının içinden
geçiyoruz. Cizre, Sur, Ankara derken, Kürt
meselesi bağlamında işler her geçen gün
daha kötü bir noktaya gideceğimize
işaret ediyor. Eşikler her geçen gün
bir bir aşılıyor. Dönülmez noktaya belki
daha gelmedik. Ancak 17 Şubat 2016
Ankara saldırısı sonrası hükümetin
PYD/YPG’yi adres göstermesi, Cizre’de
çatışmalar sonrası arkada kalan
görüntüler, PKK/KCK’nin “Halkların
Birleşik Devrim Hareketi” adı altında
farklı örgütlerle geliştirdiği yeni
ittifak, son olarak Ankara Güven Park’ta
gerçekleşen katliam bu noktaya da adım
adım yaklaştığımızı gösteriyor.
Barış ve siyasi çözüme dair sözler
duyulmaz, kıymetsiz oldu. Ancak, girdiğimiz
yolun yol olmadığını hatırlamak ve
hatırlatmak dışında seçeneğimiz de yok.
Zira bu yolun kazananı yok, kaybedeni
ise çok. Bu yoldan çıkış için hem
taraflara hem de kamuoyuna sunduğumuz
önerilere geçmeden önce, içine
çekildiğimiz yolun neden bir
kazananının olmayacağını birkaç argümanla tartışmak istiyoruz.
PKK’nin çıkmaz yolu
PKK’nin kent çatışmalarıyla, Kürt
meselesinde masaya dönüş dışında yeni
bir yol açma şansı yok. Üç argüman
ileri sürebiliriz.
1. Örgütün kendi iç kurumsal bilgisi
askerî yöntemlerle ve şiddetle çözümün
olmadığı yönündedir. Bu bilgi örgütün
daha 1980’li yıllarda stratejisini
anlattığı metinler kadar, yakın
zamanlarda KCK yetkililerinin silahın
döneminin bittiğine dair
açıklamalarında da vardır. Keza Öcalan’ın gerek
2013 Newroz’unda, gerekse Çözüm Süreci
boyunca yaptığı bütün çağrıların
ana teması, şiddet yoluyla bir çözüme
varılamayacağıdır.
2. Irak ve Suriye deneyimleri, Kürtler
için son derece öğreticidir. Üzerinde
durulması gereken bir soru var: Acaba
Kürtler, bu iki ülkede, hangi şartlar
altında güce/zora dayalı araçları
üzerinden kendi bölgelerinde teritoryal
bir egemenlik inşa edebildiler? Irak ve
Suriye tecrübesi, bu noktada üç
dinamiğin belirleyici olduğuna işaret
eder:
a. Merkezî devlet -yani Bağdat ve Şam
yönetimi- varoluşsal bir krizle karşı
karşıya kaldı.
b. Kürtlerden öteye ülke genelinde bir
siyasal istikrarsızlık ve ayaklanma başladı.
.
c. Uluslararası güçler doğrudan müdahil
oldular.
Türkiye’deki bağlamın üç dinamik
açısından da farklı olduğu belirtilmelidir.
Türkiye; NATO üyesidir, dünyanın 17.
büyük ekonomisine sahiptir, dış
ticaretinin %55-60’ını Batı ile yapan
bir ülkedir. Dolayısıyla Irak ve Suriye
için geçerli olan Türkiye için geçerli
olmayacağı, Irak ve Suriye’de iş yapan
metotların Türkiye’de iş yapmayacağını
görmek gerekir.
Kaldı ki Irak’ta Kürtler 1991 yılından
bu yana de facto olarak teritoryal
egemenliğe sahip olmalarına, 2003
Amerikan müdahalesi üzerinden 13 yıl
geçmesine ve açıktan ABD’nin desteğini
almalarına rağmen bugün hâlâ
bağımsızlık konusunda istedikleri
mesafeyi kat edemediler. Suriye’de beş
yıldır devam eden bir iç savaş var ve
henüz ortada bir çözüm bulunmuyor.
Suriye yerle bir oldu. Yüzbinlerce
insan hayatını kaybetti. Milyonlarca insan evini, yurdunu terk etmek zorunda
kaldı. Bugün makul tüm
yaklaşımlar, Suriye’de askerî bir
çözümün olmadığını söylüyor. Tüm askeri
mobilizasyonlarına, ABD ve Rusya’nın
açık askeri desteğine rağmen Kürtlerin kantonları koruyup koruyamayacakları
belirsizliğini koruyor.
3. Son olarak, son sekiz ayda yaşanan kent
çatışmaları deneyimine bakılabilir.
Halkın büyük çoğunluğu kent
çatışmalarını desteklemedi, PKK beklediği
cevabı bulamadı. Halk, hendeklerin ve
barikatların arkasında durmadı, silahlı
özyönetim ilanlarına teveccüh
göstermedi. Elbette bunun hem ekonomik
(orta sınıflaşmanın militanlaşmayı
engellemesi), hem de hukuki (iç güvenlik
paketinin sonucunda yaygınlaşan
“cezalandırma rejiminin” sokağı hareketsiz
hale getirmesi) nedenleri var. Ama asıl
belirleyici olan neden, siyasidir.
O da, halkın büyük çoğunluğunun başka
bir yolun mümkün olduğunu
düşünmesidir. Parlamento, belediyeler,
medya ağı, STK ağları gibi kurumsal
yapılar ve araçlar varken bunca yıkıma
ve gündelik hayatı askıya almaya yol
açan tercihin halkın çoğunluğunun
nezdinde kabul görmemesidir.
Ayrıca halk, ilan edilen siyasi amaçlar
ile başvurulan yol, yöntem ve maliyet
arasında bir uyumsuzluk olduğunun
farkında. Sokağın ortalama aklı, mevcut
kent çatışmaları sonrasında tekrar
masaya dönüleceğini öngörüyor ve bu
çerçevede meşru bir soru soruyor: “Madem
yeniden masaya dönülmesinden
başka yol yok, o halde bu kadar
yıkım niye?”
Devletin çıkmaz yolu
PKK şiddete başvurarak bu savaşı
kazanamaz. Lakin devlet de bu savaşı
kazanamaz. Müzakereyi dışlayan bir
yolla devlet, ne Kürt meselesi ile baş
edebilir, ne de onu çözebilir. Çünkü:
1. Devlet normatif olarak kazanamaz. Zira,
AK Parti’li Kürtler de dahil, Kürtler
arasında bu sorunun bir terör ve
güvenlik sorunu değil, siyasi bir sorun
olduğuna dair güçlü bir mutabakat var.
Bu da meseleye siyasi bir çözümü
zorunlu kılıyor.
2. 1984 yılından bu yana devam eden
çatışmalarda devlet asayişi temin
etmek için bütün metotları denedi.
Denebilir ki devletin tecrübe etmediği
bir yöntem kalmadı. Birçok kez terörle
mücadele paketleri açıldı. Ama hiçbiri
çözümü sağlamadı. Dolayısıyla devlet,
geçmişte olduğu gibi bugün de, bu
stratejiyle bir zafer elde edemez.
3. Bugün HDP ve DBP’nin temsil ettiği
anaakım Kürt siyasetinin güçlü bir
toplumsal tabanının olduğu akılda
tutulmalıdır. Devletin tabiriyle “terör
örgütünün uzantısı HDP” beş
milyonoy alıyor.Bu oyun önemli bir kısmı
“kemik kitle” olarak tarif edilen bir
desteği kapsıyor. Devletin bu kitleyi
güvenlikçi tedbirle yola getirmesi
düşünülemez.
4. Anaakım Kürt siyaseti, sadece kuvvetli
bir toplumsal tabana dayanmıyor,
aynı
zamanda dikkate değer ölçüde kurumsal yapılara sahip bulunuyor. Bu
konuda, parlamentoyu, üçü büyükşehir
olmak üzere 11 il belediyesini ve 10’a
yakın televizyon kanalını hatırlatmak
yeterli.
5. PKK’nin askeri mobilizasyon
kapasitesinin bulunduğu unutulmamalıdır.
PKK silahlı bir halk ayaklanmasını
gerçekleştiremedi. Ancak, asgari bir askeri
mobilizasyonu sürekli kılabileceği
insan kaynağı, lojistiği ve tecrübesi var.
6. Devletin askeri başarıları, beklenenin
aksine PKK’yi bitirmiyor, yeniden
üretiyor. PKK içinde kurumsal yeniden
üretim ve büyümede “direniş
söylemi” oldukça etkilidir. Üstelik
Kürt politik kimliğinin yeniden üretiminde
dağ-mezar-zindan-sürgün üzerinden
üretilen “bedel” merkezî bir yer tutar.
Devlet askerî başarı elde ettikçe dağı,
mezarı, zindanı ve sürgünü yeniden
üretiyor. Yani PKK’yi yeniden üretiyor,
hem de büyüterek.
7. PKK’den ve anaakım Kürt hareketinden
bağımsız olarak en az 15 milyona
sahip Kürt nüfusu var. Bu nüfusun en az
yarısı Cumhuriyet projesine onay
vermiyor. Farklı bir toplumsal
tahayyülleri var. Ulus, millet, halk gibi farklı
kavramlar kullansa da Kürtlüğü,
Araplıkla, Farslıkla, Türklükle, Almanlıkla
eşdeğer bir kategori olarak görüyor ve
eşitlik talebinde bulunuyor.
8. Kürtler, Türkiye coğrafyasının yaklaşık
%15’lik bir bölümünde bütünleşik bir coğrafyada çoğunluğu oluşturuyor. Bu
bölgenin üç tarafında kardeşleri
yaşıyor. İran’da Kürdistan eyaleti,
Irak’ta Kürdistan Bölgesel Hükümeti,
Suriye’de federasyona dönüşmeye meyilli
Kürt kantonları var. Kürt
meselesinin jeopolitik denklemi çoktan
değişti. Ve en önemlisi Kürtler arası
çok aktörlü, çok sektörlü sınır-ötesi
işbirlikleri geçmişle kıyaslanmayacak
düzeyde artmış durumda.
Başka bir yol bulmak zorundayız. Bu
hâlâ mümkün. Son bölümde bu yolun
inşasına katkı sunacağını düşündüğümüz
öneriler yer veriliyor.
Sonuç ve Politika Önerileri
“Bir çatışma, Kürt meselesinde olduğu
gibi on yıllarca sürmüşse,
çözümünün birden çok girişim
gerektirmesi muhtemeldir.
Geçmişte çözüm bulunamamış olması,
çözümlenemez olduğu
anlamına değil, yalnızca daha fazla
çaba gösterilmesi gerektiği
anlamına gelir.”
Yukarıdaki sözler 1997-2007 yılları
arasında İngiltere Baş Müzakerecisi
olarak Kuzey İrlanda çözümünde büyük
rol oynamış Jonathan Powell’e ait.
Teröristlerle Konuşmak: Silahlı
çatışmalar nasıl sona erdirilir? adıyla Türkçeye
çevrilen ve barış ile çatışmaların
çözümüne dair zengin deneyimlerini
paylaştığı kitabın önsözünde Powell,
ilk ders olarak sabrın altını çiziyor. Bu
bölümde, çok kritik bir hatırlatmada da
bulunuyor: 1998 yılında İngiltere ile
IRA arasında imzalan Belfast Anlaşması
ya da daha popüler ismiyle Hayırlı
Cuma Anlaşması, 1973 yılında imzalanan
ve iktidar paylaşımı hükümlerini
içeren Sunningdale Anlaşması’na çok
benziyordu. 25 yıllık kanlı bir dönemden
sonra taraflar çok benzer bir çerçevede
mutabakata varmıştı.
30 yıllık bir çatışma döneminden sonra
2013-2015 Çözüm Süreci’yle
birlikte Kürt meselesinin silah ve
şiddetten arındırılarak siyasi bir çözüme
kavuşturulması konusunda çok önemli
mesafeler alınmıştı. Silahların bir
bütün olarak gündemden çıkışını
sağlayacak bir siyasi çözüme geçmişte
olmadığı kadar yaklaşılmışken, 1990’lı
yıllardan bu yana süregelen “iç
çözüm siyasetini” bir
bütün olarak ortadan kaldıracak büyük bir şiddet dalgasıyla karşı karşıyayız.
Kuzey İrlanda’daki gibi 25 yıl kaybetmemek,
son sekiz ayda yaşanan can
kayıplarından ve büyük yıkımlardan çok daha
fazlasını yaşamamak için başta siyasi
aktörler olmak üzere, toplum olarak bir
yol bulmak zorundayız.
Bu yol arayışında iki önemli dayanağa
sahibiz: İlk olarak, halkın büyük
çoğunluğu silahların ortadan kalmasını
ve barışın tesis edilmesini destekliyor.
Kürt meselesinin çözülmesi gereken
birçok boyutu var. Ancak bunların
çözümü için şiddete gerek olmadığı ve
sorunların demokratik siyaset
içerisinde çözümü konusunda toplumsal
mutabakat büyük oranda inşa
edilmiş durumda.
İkinci olarak, halkın çoğunluğu Kürt
meselesinin çözümünün Türkiye’nin
bütünlüğü içerisinde
gerçekleşebileceğine inanıyor. Türkiye’nin sosyal
yapısının bunu zorunlu kıldığını, silah
ve şiddete dayalı bir tercihin toplumun
bütün kesimlerine büyük bir maliyet
çıkaracağını biliyor. Çözüm Süreci
bunun için önemli bir fırsatı
içerdiğinden halk tarafından destekleniyor.
Aşağıda sunulan öneriler bu yol bulma
arayışlarına katkı sunmayı amaçlıyor:
Çatışmasızlık ve kentlerin
silahlardan arındırılması
1. Kent çatışmalarının yaralarının
sarılması ve mağduriyetlerin giderilmesi
için çatışmasızlığın ivedilikle
sağlanması gerekir.
2. Kürt meselesinde şiddet sarmalını
büyütecek, güven erozyonunu
derinleştirecek olan,
dokunulmazlıkların kaldırılması, parti kapatma
tartışmaları gibi adımlardan
kaçınılmalıdır. Bu konuda siyasi partiler başta
olmak üzere tüm ilgili aktörler sorumlu
davranmalıdır.
3. Çatışmasızlığın sağlanması için
çatışmaların yoğunlaştığı ve büyük
yıkımların meydana geldiği ilçeler
başta olmak üzere, kentsel alanlar silahtan
arındırılmalı, başka bir ifadeyle
de-militarize edilmelidir. Bu konuda PKK/KCK kentsel alanlardan silahlı
militanlarını çekmeli, hendek ve barikatlarla kentsel alanlarda “alan
hakimiyeti” arayışına son vermelidir. Öte yandan,hükümet on binlerce insanın
yaşadığı ilçeleri kapatmaya varan, Cizre ve Sur’da görüldüğü gibi ayları bulan
sokağa çıkma yasaklarına son vermeli,
özel harekât gibi askerî/polis
güçlerini geri çekmeli ve kentsel alanlardaki polis gücü olağan asayiş işlerini
yürütecek sınırlara çekilmelidir.
4. Çatışmasızlık sonrasında kaybedilen
yaklaşık 2 bin yurttaş için ülke
genelinde bir ya da üç günlük yas ilan
edilmelidir.
Çatışma alanlarında toplumsal
yeniden inşa
1. Sur, Silvan, Cizre, Nusaybin, Dargeçit,
Silopi, İdil ilçeleri başta olmak
üzere çatışmaların yoğunlaştığı
yerleşim yerlerinde yaraların sarılması,
mağduriyetlerin giderilmesi ve
toplumsal yeniden inşa için ülke ölçeğinde
bir seferberlik ilan edilmelidir. Bu
kapsamda;
2. Bu ilçeler sosyal afet bölgesi olarak
kabul edilmelidir.
3. Hükümet 05 Mart 2016 tarihinde
kamuoyuna duyurduğu planını söz
konusu yerleşim yerlerindeki yerel
yöneticiler, sivil toplum örgütleri, kanaat
önderleri başta olmak üzere ilgili
aktörlerle görüşerek revize etmelidir.
4. Can kayıpları ve hak ihlalleri
konusunda etkin bir inceleme ve soruşturma yürütülmelidir. Bu konuda meclis
bünyesinde bir komisyon oluşturulmalıdır.
Ayrıca, bu komisyonla eşgüdü halinde çalışacak meslek odaları, sivil
toplum örgütleri, dini cemaatler ve kanaat önderleri/akil insanlar
temsilcilerinden
oluşan bir komisyon kurulmalıdır.
5. Söz konusu illerde bulunan Kalkınma
Ajansları bünyelerinde
sosyoekonomik ve mekân salinşa sürecine
katkı sunmak amacıyla özel
bir birim kurulmalı, bu birimler için
özgün kaynaklar tahsis edilmeli ve bu
birimler bünyesinde özgün programlar
oluşturulmalıdır.
6. Her bir ilçe için ülkenin batı
yakasında bir kardeş şehir bulunmalı, ilçenin
inşası için söz konusu kardeş şehrin
kamu, sivil ve özel sektör alanındaki
ekonomik, sosyal, kurumsal ve bilgi vb.
kaynakları seferber edilmelidir. Söz
konusu şehirlerin kamu, sivil toplum ve
özel sektör kuruluşları arasında
işbirliği ağları örülmelidir.
7. İlçelerin inşası için kardeş şehirlerin
yanı sıra ülke ölçeğinde meslek odaları
başta olmak üzere, ekonomik, sosyal,
kültürel sahada çalışan sivil toplum
örgütleri mobilize olmalı ve dayanışma
ağlarını örmelidir.
8. Son olarak, yurttaşlar arasında
dayanışma ağlarının örülmesi için medya
kuruluşları toplumsal inşa
seferberliğine katılım sağlamalıdır.
Yeni bir
müzakere sürecinin zeminini oluşturmak
1. Kentlerin silahsızlandırılması ve
toplumsal inşa faaliyetleriyle birlikte, yeni
bir müzakere süreci başlatılmalıdır. Bu
kapsamda;
2. Son çatışmaların gösterdiği üzere bir
kaybet-kaybet oyunu olan
mevcut gidişattan çıkmak için Kürt
meselesinin siyasi çözümünün herkese
kazandırdığı, bir kazan-kazan oyunu
olduğu hatırlanmalı ve bu fikriyat
kamuoyunda tartışılmalıdır.
3. Büyük bir erozyona uğrayan güven
sorununun aşılması için taraflar bazı
sembolik adımlar atmalıdır. Kentleri
silahlardan arındırmak, operasyonların
durması, dokunulmazlıkların
kaldırılması tartışmalarının sonlandırılması
bu konuda önemli bir zemin oluşturacaktır.
Bununla beraber, akil insanlar,
gazeteciler ya da aydınlardan oluşan
bir heyetin Öcalan ile görüşmesi,
Suriye’deki Kürt Kantonlarının
yönetimiyle yapılacak bir görüşme ya da
temas, 6551 sayılı “Terörün Sona
Erdirilmesi ve Toplumsal Bütünleşmenin
Güçlendirilmesine Dair Kanun”un gözden
geçirilerek tekrar gündeme
alınması ve uygulanması, PKK/KCK’nin
Türkiye’de silahı bırakacağına dair
bir niyet beyanı gibi adımlar güven
ortamının tesisinde önemli katkılar sunacaktır.
4. Kazan-kazan oyununu kurmak her şeyden
önce tarafların mutabık
kalacağı ortak bir siyasal hedefin
belirlenmesine bağlıdır.
5. Bu bağlamda mevcut yeni anayasa ve
rejim değişikliği tartışmaları bu
ortak siyasal hedefin belirlenmesi,
yeni bir toplumsal sözleşme için bir fırsat
olarak değerlendirilmelidir.
6. Başkanlık sistemi, parlamenter sistem
ve özerklik/yerelleşme gibi siyasi
hedefler kamuoyunda etkin şekilde
tartışılmalıdır. Bu konular uzunca
bir süredir gündemde olmasına rağmen,
her bir sistemin avantaj ve
dezavantajları, etkin ve sorunlu yönleri
kamuoyu tarafından yeterince
bilinmemektedir. Bu konuda sadece
siyasi partiler değil, akademi ve medya
başta olmak üzere diğer toplumsal
aktörler de etkin bir rol almalıdır.
7. Anaakım Kürt hareketinin talep ettiği
özerklik, başka bir ifadeyle yerel/
bölgesel adem-i merkezileşme hem
parlamenter hem de başkanlık
sistemleri içerisinde mümkündür. Bu
konuda, her iki seçeneğe de açık,
uzlaşmacı bir yaklaşımın esas alınması
ortak siyasal hedefin belirlenmesini
kolaylaştıracaktır.
8. Müzakere gündeminin muğlaklıktan
çıkarılması için, önceki deneyimlerin öne çıkardığı dört kritik konu merkeze
alınmalıdır: (1) Kamu yönetimi reformu
ve adem-i merkezileşme, (2)
Dilsel/kültürel çoğulculuk ve anadilde eğitim,
(3) Siyaset alanının genişletilmesi ve
(4) PKK’nin silahsızlandırılması.
9. Dil silahsızlandırılmalıdır. Başta AK
Parti hükümeti ve HDP, PKK/KCK
olmak üzere, siyasi partiler, medya,
sivil toplum örgütleri, akademi gibi tüm
taraflar bir uzlaşı ve çözüm dili
oluşturmalıdır.
Yeni bir müzakere süreci,
mekanizmaları ve aktörleri
1. Yukarıdaki adımlarla birlikte yeni bir
müzakere sürecinin başlaması için
gerekli ortam oluşacaktır. Bu konuda,
öncelikli olarak etkin bir çözüm süreci
mimarisi oluşturulmalıdır. Bu kapsamda,
katılımcı bir mekanizma inşa
edilmeli, tarafların çoklu ağlar ve
aktörler tarafından denetlenebildiği bir
kurumsal/organizasyonel mimari
oluşturulmalıdır.
2. Meclis çözüm sürecinin yürütüldüğü ana
siyasal alan olarak
değerlendirilmelidir. Tüm süreci
yönetecek bir meclis komisyonu
oluşturulmalıdır. Komisyonun etkin
çalışması için oybirliği ya da çoğunluk
yönteminden ziyade nitelikli çoğunluk
ilkesi esas alınmalıdır.
3. Çözüm Sürecinin başarısız olmasında CHP
başta olmak üzere muhalefetin
sürece destek sunmamasının etkisi
dikkate alındığında, yeni bir sürece
muhalefetin katılımını sağlamak önem
arz ediyor. Yeni bir çözüm sürecine
MHP’nin etkin katılımı oldukça zor
görünüyor. Bununla beraber CHP’nin
çözüm sürecine etkin katılımı kritik
bir öneme sahiptir. CHP’nin de iştirakinin
sağlanacağı bir süreç çok daha güçlü ve
sağlıklı bir şekilde yürütülecektir.
4. Dünya deneyimleri çatışma süreçlerinin
çözümünde üçüncü tarafların yer
aldığı vakalarda çözüme ulaşma
olanağının arttığını gösteriyor. Bu bağlamda,
2009 yılından bu yana süren deneyim ve
tarafların hassasiyetleri dikkate
alınarak, her iki tarafın da
güvenebileceği bir İzleme Heyeti oluşturulmalıdır.
Tarafların taahhütlere uyması için bu
adımın atılması kritik bir öneme sahiptir.
5. Meclisteki siyasi partilerin yanı sıra
diğer siyasi grupların, toplumsal
hareketlerin, sivil toplum örgütlerinin
çözüm masasına katılması
sağlanmalıdır.
6. Bu bağlamda, toplumsal müzakere
mekanizmaları kurulmalı, Türkiye
Barış Meclisi gibi deneyimler dikkate
alınarak, tüm şehirlerde sivil toplum
örgütlerinin öncülüğünde Uzlaşı ve
Çözüm Konseyleri kurulmalıdır.
7. Akil İnsanlar deneyimi dikkate
alınarak, ülke ölçeğinde tüm süreci takip edecek, taraflardan bağımsız bir
Uzlaşı ve Çözüm Heyeti kurulmalıdır.
8. Anaakım Kürt siyaseti dışındaki Kürt
politik aktörleri, siyasi partileri, sivil
toplum camiası, dini cemaatler ve
kanaat önderleri çözüm sürecine katılım
sağlamalıdır. Bu konuda, hükümeti ve
anaakım Kürt hareketini beklemeksizin
diyalog ve müzakere mekanizmaları inşa
etmeli, hem anaakım Kürt hareketi
hem de hükümet üzerinde çözüme dönük
baskı kurmalıdır.
9. Medya yeni çözüm sürecinde aktif rol almalı, bir Uzla
Uzlaşı ve Çözüm ya da
Barış Medyası oluşturmalıdır. Bu
bağlamda, anaakım medyada sürekli ve
düzenli barış programları, barış
gazetesi/bülteni, kadınların sorunlarına
odaklı Mor Bülten ya da ekolojiye
odaklı Yeşil Bülten gibi, uzlaşı ve çözüme
odaklı Beyaz Bülten ya da Barış/Çözüm
Bülteni gibi çalışmalar hem yazılı
hem de görsel medyada yapılabilir.
10. Dilin silahsızlandırılmasında,
kamuoyunun inşasında oynadığı başat rol dikkate alındığında medya aktif bir rol
oynamalıdır.
11. Uzlaşı ve çözümün inşasında
üniversiteler aktif bir rol oynamalıdır.
12. Tüm üniversitelerde Barış ve Toplumsal
Uzlaşı konulu seçmeli dersler
açılabilir.
13. Süreç boyunca belli bir takvim
eşliğinde sürekli ve düzenli barış
konferansları tüm üniversitelerde
yapılabilir.
14. Biri Diyarbakır (Dicle Üniversitesi) ya
da Mardin (Artuklu Üniversitesi),
diğeri Ankara ya da İstanbul’daki bir
üniversite bünyesinde olmak üzere iki
Uzlaşı ve Çözüm Süreci Arşiv Merkezi oluşturulmalıdır.
Hem geçmiş hem de
bundan sonraki süreçlere dair
belgeleme, arşivleme ve kamuya bilgi sunma
işlevlerini yerine getirecek bu
merkezler Çözüm Süreci’ne önemli katkılar
sunacaktır.
15. Çatışma çözümü ve Kürt meselesi üzerine
çalışan akademisyenlerden
oluşan Uzlaşı ve Çözüm İçin Akademik
Danışma Kurulu oluşturulabilir.
16. Uzlaşı ve Çözüm Süreci’ne gençlerin
katılımı sağlanmalıdır. Bu bağlamda
tüm liselerde barış ve toplumsal uzlaşı
dersleri verilmelidir. Ayrıca şehirlerde
kurulacak Uzlaşı ve Çözüm Konseyleri
gibi Uzlaşı ve Çözüm İçin Gençlik
Konseyleri oluşturulmalıdır. Bu
konseyler aracılılığıyla tüm illerde gençlerin talep, beklenti ve önerileri
çözüm masasında yer almalıdır.
17. Suriye ve Irak’ta yaşananlar Kürt
meselesinin Türkiye’deki çözümünü
bölgesel denklem içerisine
yerleştirmeyi zorunlu kılmaktadır. Türkiye
bölge ölçeğinde yükselen Kürt dalgasını
bir tehdit olarak değil, tarihsel
eşitsizlikleri ortadan kaldırmak ve
ortak bir gelecek inşa etmek için fırsat
olarak görmelidir. Türkiye coğrafyasının
ve nüfusunun çok önemli bir
bölümünü oluşturan Kürtlerin bölgesel
ölçekteki kazanımları Türkiye’nin
kazanımları olarak görülmeli, bu
bağlamda, Türkiye’de Kürt meselesinin
siyasi çözüm arayışları Irak ve
Suriye’deki Kürtlerle barışçıl ve dostane
ilişkilerin kurulmasıyla birlikte
sürmelidir.
18. Son olarak, Oslo sürecinin 2008 yılında
başladığı dikkate alındığında,
tarafların birbirini keşfettiği,
müzakere öncesi diyalog aşamasının üzerinden
yeterince uzun bir zaman geçmiştir. İyi
tasarlanmış kurumsal/organizasyonel
mimariyle birlikte kamuoyunun taraflar
üzerindeki denetimini artırmasına
ve
tarafların masadan kalkmasını engellemesine imkân tanıyacak
yeni bir
Yol Haritası ya da Eylem Planı
oluşturulmalı ve kamuoyuyla paylaşılmalıdır.
Esnek bir çerçevede ele alınacak
böylesi bir Yol Haritası hem zamanın etkin
kullanımını, hem muğlaklıkların
giderilmesini hem de aktörlerin taahhütlerini yerine getirmesikolaylaşacaktır.
EK 01 Dolmabahçe’den Bugüne: Neler
Oldu?
• 28 Şubat 2015,
Dolmabahçe Toplantısı 13
• 28 Şubat 2015,
Başbakan Ahmet Davutoğlu Çözüm Süreci’nin yeni bir
aşamaya girmiş bulunduğunu, silah
dilinin sona ererek demokratik yaşama
geçileceğini söyledi. 14
• 1 Mart 2015, KCK
Eşbaşkanlığı tarafından yapılan açıklamada,
Öcalan tarafından yapılan silah bırakma
çağrısı tarihi bir adım olarak
nitelendirilerek hükümet üzerine düşeni
yaptığı takdirde sorumluluklarını
yerine getirecekleri dile getirildi. 15
• 1 Mart 2015, ABD
Dışişleri Bakanlığı, Öcalan tarafından yapılan silah
bırakma çağrısını memnuniyetle
karşıladığını belirtti. 16
• 11 Mart 2015,
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Öcalan’ın silah bırakma çağrısının
güven ve barışın, istikrarın tesisi
için önemli olduğunu söyledi ve bu vaatlerin
sözde kalmayarak uygulamaya geçirilmesi
temennisinde bulundu. 17
• 18 Mart 2015,
Başbakan Yardımcısı Yalçın Akdoğan, Çözüm Süreci'ne ilişkin
izleme heyetinde yer alan isimlerin
belirlenmesi ile ilgili olarak açıklama
yapılmadan ortaya atılan iddialara
itibar edilmemesini söyledi. 18
• 20 Mart 2015,
Cumhurbaşkanı R. Tayyip Erdoğan, İzleme Heyeti’nden haberinin olmadığını ve bu olaya olumlu
bakmadığını açıkladı. 19
•
21 Mart 2015, Cumhurbaşkanı Erdoğan, Nevruzun
yepyeni bir döneme
vesile
olacağına inandığını söyledi. 20
•
21 Mart 2015, Öcalan Diyarbakır’da okunan Newroz
mesajında silahlı
mücadeleyi
bırakmak adına PKK’ye kongreyi toplama çağrısında bulundu.
Kongrenin
toplanmasını milletvekilleri ve İzleme Heyeti’nden oluşacak bir
“Hakikat
ve Yüzleşme Komisyonu”nun kurulması şartına bağladı.
•
22 Mart 2015, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan,
Dolmabahçe
toplantısını
doğru bulmadığını açıkladı.
.
23 Nisan 2015, İç
Güvenlik Paketi olarak bilinen “Polis Vazife ve Salahiyet
Kanunu, Jandarma Teşkilat, Görev ve
Yetkileri Kanunu Bazı Kanunlarda
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun”
Cumhurbaşkanı tarafından onaylandı.
--------------------
13 “Ortak açıklamanın tam metni,” AljazeeraTurk,
28.02.2015
14 “Başbakan Davutoğlu: Silahın dili sona
erecek”, NTV,
28.02.2015.
15 “KCK'dan Öcalan'ın çağrısına evet
ama...”, AljazeeraTurk,
01.03.2015.
16 “ABD'den 'Silah bırak' çağrısına
yorum”, Sabah ,
01.03.2015.
17 “Erdoğan: Silah bırakma lafla olmaz”, AljazeeraTurk,
11.03. 2015.
18 “Yalçın Akdoğan'dan izleme heyeti
açıklaması!” , A Haber , 19
.03. 2015.
19 “Erdoğan’dan İzleme Heyeti açıklaması”,
Hürriyet, 20.03. 2015.
20 “'Erdoğan’dan Newroz Mesajı: Yepyeni
Bir Döneme Vesile Olacak”, Bianet.org,
21.03. 2015.
21 “İşte Öcalan’ın tarihi Newroz
mektubunun Türkçe tam metni”, T24,
21.03. 2015
------------------------------------------------------------------------
• 11 Nisan 2015, Ağrı
Diyadin’de PKK ve asker arasında yaşanan çatışmada
4 asker yaralandı, 5 PKK’lı ise
öldürüldü.24
• 21 Nisan 2015, AK
Parti, Seçim Beyannamesinde Çözüm Süreci’nin 07
Haziran seçimlerinden sonra da
sürdürüleceğine yer verdi.25
• 02 Mayıs 2015,
Cumhurbaşkanı Erdoğan, silahları gömmeden hükümeti
eleştirme haklarının olmadığını
belirtti.26
• 17 Mayıs 2015, KCK
Yürütme Konseyi, HDP'nin seçim bürolarına yönelik
saldırılardan AK Parti’yi sorumlu
tuttu. Böyle bir ortamda Kürt sorununu
çözmenin mümkün olamayacağını
belirtti.27
• 31 Mayıs 2015,
Başbakan Davutoğlu, seçimlerden sonra Çözüm Süreci’nin
muhatabını gözden geçireceklerini
söyledi.28
• 05 Haziran 2015, HDP
Diyarbakır mitingine bombalı saldırı yapıldı.
• 07 Haziran 2015, HDP
%13,02 oy alarak mecliste 80 milletvekilliği elde etti.
AK Parti 13 yıllık tek parti
iktidarından sonra tek başına hükümet kurma
çoğunluğunu kaybetti.30
• 12 Haziran 2015, KCK
silah bırakma iradesinin kendilerinde olduğunu ifade
etti.31
• 15 Haziran 2015, Tel
Abyad (Grê Spî) YPG’nin eline geçmesi sonrası Kobanî
ve Cizîr kantonları coğrafi olarak
birleşti.32
• 26 Haziran 2015,
Erdoğan,“Suriye’nin güneyinde bir devlet kurulmasına asla izin vermeyeceğiz”
açıklamasını yaptı.33
• 03 Temmuz 2015,
Öcalan ile görüşme için izin alamayan HDP İmralı Heyeti
süreç açısından alarm zillerinin
çaldığını belirtti. 34
• 1 Temmuz 2015, KCK,
bölgede yapılan baraj ve kalekol inşaatlarının
ateşkesi
bozmak anlamına geldiğini ve kullanılan araçların gerilla güçlerinin hedefinde
olacağını açıkladı.
23 “İç Güvenlik Paketi onaylandı”, Sabah,
03.04.2015.
24 “Ağrı'da gerçekte ne yaşandı?”, BBC,
13.04. 2015.
25 “AKP beyannameye süreci ekledi”, AljazeeraTurk,
21.04. 2015.
26 “Erdoğan: Silahı gömmeden eleştiri
hakları yok”, AljazeeraTurk,
2.05.2015.
27 “ KCK: Bu ortamda çözüm mümkün değil”, AljazeeraTurk,
17.05.2015.
28 “Sürecin muhatabı 'gözden
geçirilecek'”, AljazeeraTurk,
31.05.2015.
29 “HDP’nin Diyarbakır mitinginde patlama:
Yaralılar var”, Evrensel, 05.06.2015.
30 “7 Haziran 2015 Genel Seçim Merkezi”, CNN
Türk, 07.06.2015.
31 “KCK: Silah bırakma iradesi bize ait”, Milliyet,
13.06.2015.
32 “Tel Abyad ‘YGP güçlerinin eline
geçti’”, BBC Türkçe,
15.06.2015.
33 “Erdoğan: Suriye'nin kuzeyinde bir
devlet kurulmasına asla müsaade etmeyeceğiz”, Mynet
Haber,
27.06.2015
34 “HDP:
Alarm zilleri çalıyor”, Aljazeera , 3
.07. 2015
• 14 Temmuz 2015, KCK
Yürütme Konseyi Üyesi Murat Karayılan, Çözüm
Süreci ve ateşkesin ara dönemde
bulunduğunu, kurulacak hükümetin
durumuna göre tavır alacaklarını
belirtti.36
• 15 Temmuz 2015, KCK
Eşbaşkanı Besê Hozat yeni sürecin devrimci halk
savaşı süreci olduğunu belirtti.37
• 20 Temmuz 2015,
Şanlıurfa'nın Suruç ilçesinde IŞİD’in canlı bomba saldırısı
sonucu 32 genç hayatını kaybetti yüzü
aşkın kişi yaralandı.38
• 22 Temmuz 2015,
Şanlıurfa'nın Ceylanpınar İlçesi'nde, 2 polis memuru,
evlerinde başlarından tabancayla
vurularak öldürüldü.39
• 24 Temmuz 2015,
Türkiye ile ABD IŞİD karşıtı hava operasyonları için
İncirlik Üssü’nün koalisyon güçlerinin
kullanımına açılması konusunda
anlaşmaya vardı.40
• 24 Temmuz 2015, Türk
Hava Kuvvetleri'ne ait F-16 uçakları Irak Kürdistan
Bölgesinde PKK’nin Zap, Gare, Haftanin,
Metina ve Avaşin'deki kamplarını
bombaladı. 41
• 12 Ağustos 2015,
Cumhurbaşkanı Erdoğan “Silahların üzerine beton
dökülene kadar, sınırlarımız içinde tek
bir terörist kalmayana kadar
mücadelemize devam edeceğiz” dedi.
• 12 Ağustos 2015, KCK:
“Kürdistan halkı için özyönetimden başka bir
seçenek kalmamıştır.”43
• 16 Ağustos 2015, Muş
Varto’da ilk sokağa çıkma yasağı ilan edildi.44
• 17 Ağustos 2015,
Özyönetim ilan edilen merkez sayısı 16’ya çıktı.45
• 17 Ağustos 2015, KCK
Yürütme Konseyi Eşbaşkanı Cemil Bayık: “ABD
arabuluculuk yapsın.”46
• 19 Ağustos 2015,
Cizre sokaklarında hendekler kazıldı, barikatlar kuruldu.47
• 03
Eylül 2015, TSK’ya Suriye ve Irak’ta sınır ötesi
operasyon yetkisi uzatıldı.
35 “KCK'dan Türkiye'ye küstah tehdit!”, Gazete
Vatan, 11 .07. 2015.
36 “KCK: Çekilmekle saflık ettik, ateşkes
de çözüm süreci de ara dönemde”, T24, 14
.07. 2015.
37 Hozat, Besê, “Yeni süreç, devrimci halk
savaşı sürecidir”, Özgür Gündem,
15.07.2015.
38 “Şanlıurfa Suruç'ta intihar saldırısı”,
NTV, 20.07.2015.
39 “Şanlıurfa'da 2 polis öldürüldü “, Time
Türk , 22 .07. 2015.
40 “ABD: Türkiye izin verdi, IŞİD
İncirlik’ten vurulacak”, BBC Türkçe,
24.07.2015.
41 “Türkiye Kuzey Irak'a operasyon
düzenledi!” ,CNNTürk , 24
.07. 2015.
42 “Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan terör
açıklaması” , NTV, 11
.08. 2015.
43 “KCK: ‘Kürdistan halkı için
özyönetimden başka bir seçenek kalmamıştır’”, T24,
12.08.2015.
44 “Varto’da sokağa çıkma yasağı”, Hürriyet,
17.08.2015.
45 “Öz-yönetim ilan edilen merkez sayısı
16’a çıktı”, T24,
20.08.2015.
46 “Kandil: ABD ile görüşüyoruz”, AljazeeraTurk,
17.08.2015.
47 “Cizre
sokaklarında hendekler, mevziler ve tedirginlik”, Radikal, 19.08.2015
• 06 Eylül 2015,
PKK’nin Dağlıca saldırısında 16 asker yaşamını yitirdi.49
• 08 Eylül 2015, PKK
saldırısı sonucu Iğdır’da 13 polis yaşamını yitirdi.50
• 15 Eylül 2015,
Sekiz günlük sokağa çıkma yasağının uygulandığı Cizre’de
22 kişi hayatını kaybetti.51
• 24 Eylül 2015,
Rusya savaş uçaklarıyla Suriye’deki savaşa dahil oldu.52
• 10 Ekim 2015,
KESK, DİSK, TMMOB ve TTB’nin çağrısıyla Ankara’da
düzenlenen “Savaşa İnat Barış Hemen
Şimdi! Emek, Barış, Demokrasi
Mitingi”ne iki canlı bomba saldırısı
düzenlendi. 102 kişi hayatını kaybetti,
yüzlerce kişi yaralandı.53
• 10 Ekim 2015, 01
Kasım seçimlerinin çatışmasızlık ortamında yapılması
gerekçesiyle KCK 15 Ekimden geçerli
olmak üzere eylemsizlik kararı aldığını açıkladı.54
• 01 Kasım 2015, AK
Parti %49,48 oy alarak tek başına hükümet kuracak
çoğunluğu elde etti. HDP %10,75 oy
olarak 59 milletvekiliyle parlamentoya
girdi.55
• 05 Kasım 2015, KCK
eylemsizlik kararını sonlandırdı.56
• 23 Kasım 2015,
Demirtaş kendisine yönelik suikast girişimine ilişkin suç
duyurusunda bulundu.
• 28 Kasım 2015,
Diyarbakır Baro Başkanı Tahir Elçi öldürüldü.58
• 18 Aralık 2015, HDP,
HDK, DBP, DTK Eşbaşkanları Diyarbakır’da yaptıkları
ortak basın toplantısında “tüm
kurumları ile özyönetim talebini ve halkın
mücadelesini sahiplendiklerini” ifade
etti” 59
• 25 Aralık 2015, HDP,
hükümetin Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı’na
“Çöktürme
Planı” adı altında “savaş simülasyonu” hazırlattığını iddia etti.
48 “Irak ve Suriye tezkeresi kabul
edildi”, BBC Türkçe,
03.09.2015.
49 “TSK: Dağlıca’da 16 asker şehit”, BBC
Türkçe, 07.09.2015.
50 “Iğdır’da polis aracına bombalı
saldırı! 13 Şehit”, Milliyet,
08.09.2015.
51 “STK’lardan Cizre raporu: 22 kişi
kayatını kaybetti, yaralıların tedavisi engellendi”, Agos,
15.09.2015.
52 “Rus uçakları IŞİD’i bombalıyor’”, AljazeeraTurk,
24.09.2015.
53 “Türkiye tarihinin en kanlı terör
eylemi: Ankara’daki bombalı saldırıda en az 95 ölü”, diken.com.
tr,
10.10.2015.
54 “KCK, eylemsizlik kararı aldığını
açıkladı”, Evrensel.
10.10.2015.
55 “1 Kasım 2015 Genel Seçim Merkezi, CNN
Türk, 01.11.2015.
56 “KCK ‘eylemsizlik’ kararını
sonlandırdı”, IMC TV,
05.11.2015.
57 “Demirtaş’tan Suikast Girişimine
İlişkin Suç Duyurusu”, Bianet,
23.11.2015.
58 “Diyarbakır Baro Başkanı Tahir Elçi
öldürüldü”, BBC Türkçe,
28.11.2015.
59 “HDP, DTK, DBP, HDK: Faşizm rica ile
minnetle geriletilmez, direnişi büyütelim”, sendika.org,
18.12.2015.
60 “Davutoğlu’na
soru: 15 bin Kürt’ün ölümünü öngören ‘çöktürme planı’ gerçek mi?”, sendika.org,
• 27 Aralık 2015, HDP,
HDK ve DBP’nin de katıldığı Olağanüstü
DTK toplantısının ardından 14 maddelik
“demokratik özerk
bölgelerdeklarasyonu” yayınlandı.61
• 30 Aralık 2015,
PKK/KCK sokağa çıkma yasakları ve çatışmaların yaşandığı
ilçelerde Sivil Savunma Birlikleri
(Yekineyên Parastina Sîvîl - YPS) adı
altında yeni bir oluşumu uygulamaya
koydu.62
• 11 Ocak 2016, 1128
akademisyen, hükümetin sokağa çıkma yasaklarını
ve operasyonlarını eleştiren barış ve
müzakere masasına dönüş çağrısını
içeren bir metni kamuoyuna duyurdu.63
• 14 Ocak 2016,
PKK’nin Diyarbakır Çınar İlçe Emniyet Müdürlüğü’ne
bombalı araçla yaptığı saldırıda 6 kişi
yaşamını yitirdi, 43 kişi yaralandı.64
• 15 Ocak 2016, “Bu
suça ortak olmayacağız” başlıklı bildiriyi imzalayan
akademisyenlere yönelik gözaltı,
ev-işyeri aramaları, adli ve idari
soruşturmalar gerçekleşti.65
• 05 Şubat 2016,
Başbakan Davutoğlu Terörle Mücadele Eylem Planı’nı
Mardin’de açıkladı.66
• 08 Şubat 2016,
Hükümet Sözcüsü Numan Kurtulmuş, PYD’nin Cenevre’ye
katılmasını diplomatik yollarla
engellediklerini açıkladı.67
• 14 Şubat 2016, Türkiye
Suriye’de Azez yakınlarındaki YPG mevzilerini
ve kısa süre önce YPG’nin kontrolüne
giren Menneğ Hava Üssü’nü top
atışlarıyla vurdu.68
• 17 Şubat 2016,
Ankara’da askerî servis aracına yapılan bombalı saldırıda
28 kişi yaşamını yitirdi. Eylemi TAK
üstlenirken, hükümet YPG’nin yaptığını
iddia etti . 69
• 21 Şubat 2016, ABD
ve Türkiye arasında PYD/YPG konusunda derin ayrılık
yaşandı.70
• 22
Şubat 2016, “Bodrum” ve “Ambulans” krizlerinden
sonra Cizre’de hastaneye ulaştırılan cenaze sayısı 167’yi buldu.
25.12.2015.
61 “DTK’dan ‘öz yönetim’ deklarasyonu”, AljazeeraTurk,
27.12.2015.
62 “PKK’dan yeni oluşum: YPS”, Milliyet,
30.12.2015.
63 “Bu suça ortak olmayacağız! Em ê nebin
hevparênvîsucî!”, Barış İçin Akademisyenler,
11.01.2016.
64 “Diyarbakır Çınar’da PKK’lılar Emniyet’e
bombalı araçla saldırdı”, CNN Türk,
14.01.2016.
65 “‘Barış için Akademisyenler’e gözaltı
ve baskınlar”, BBC Türkçe,
15.01.2016.
66 “Başbakan ‘master planı’ açıkladı”, Yeni
Şafak, 05.02.2016.
67 “Kurtulmuş: PYD’nin Cenevre’ye katılmasını
engelledik”, Evrensel,
08.02.2016.
68 “Türkiye YPG’yi vurdu”, AljazeeraTurk,
14.02.2016.
69 “Ankara’daki saldırıyı TAK üstlendi”, IMC
TV,
19.02.2016.
70 Tanış,
Tolga, “Gerçekler”, Hürriyet,
21.02.2016.
• 26 Şubat 2016,
Türksat üzerinden yayın yapan İMC TV’nin ekranı karartıldı.72
• 02 Mart 2016,
Cizre’deki sokağa çıkma yasağı 79 gün sonra kısmi olarak
kaldırıldı.73
• 09 Mart 2016,
Diyarbakır Sur’da 28 Kasım 2015 tarihinde başlayan
operasyonlar 103 gün sonra sona erdi. İlçede
sokağa çıkma arama-tarama
faaliyetleri gerekçesiyle devam ediyor.
74
• 11 Mart 2016, Sur,
Cizre ve İdil’de operasyonların bitiminden sonra
İçişleri Bakanı Efkan Ala Yüksekova,
Nusaybin ve Şırnak’ta operasyonlar
yapılacağını açıkladı.
• 13 Mart 2016, TAK’ın
üstlendiği, Ankara Güven Park’ta yapılan bombalı
saldırıda 37 kişi hayatını kaybetti,
125 kişi yaralandı.76
• 15 Mart 2016,
Diyarbakır’da Sur ilçesinden sonra Bağlar
Kaynartepe
Mahallesinde
sokağa çıkma yasağı ilan edildi .
71 “137 cenaze bekliyor: Cizîr’de suç
aletleri yok ediliyor”, Özgür Gündem,
22.02.2016.
72 “Basın özgürlüğünün ‘ak günü’: Dündar
ve Gül yayındayken İMC TV karartıldı”, diken.com.tr,
26.02.2016.
73 “79 günlük sokağa çıkma yasağının ardından
ilçeye dönen Cizreliler, şimdi ne yapacak?”, T24,
03.03.2016.
74 “Sur’da operasyon sona erdi”, Radikal,
09.03.2016.
75 “Ala: Yüksekova, Nusaybin ve Şırnak’ta
operasyonlar yapılacak”, IMC TV,
11.03.2016.
76 “Ankara’da bombalı araçla saldırı: 37
kişi öldü, 125 kişi yaralandı!”, T24,
13.03.2016.
77 Diyarbakır Valiliği, “Bağlar Kaymakanlığı’ndan
Duyuru (Sokağa Çıkma Yasağı)”, Diyarbakır Valiliği 15.03.2016