“YEŞİL YOL”
Hasan
ÜREL
Yükledim gır atıma
Gotani hartamasını
Kimden öğrendin yavrum
Adam aldatmasını
Gotani hartamasını
Kimden öğrendin yavrum
Adam aldatmasını
Yokuşdibi han değil
Penceresi cam değil
Bu ne kadar güzellik
Dayanılacak can değil
Bundan elli yıl önce Karadeniz insanının yüzü
yaylalara dönüktü. Geçim kaynağı orası idi. Hemen her köyün, köylünün yaylası
vardı. Yaylacılık yapamayan kışın çok darda kalırdı. Köylü hayvan bakmasa aç
kalır, uçsuz bucaksız yayla meraları hayvanın yazın bedavaya besleneceği yerlerdir.
Yaz boyu koyunun sütünden yapılan peynirler, çökelekler, kesilip eti kavurma yapılan
hayvanın derisine tepilir satılabilen satılır, geri kalanıyla bütün kış çoluk
çocuk beslenir açlığa meydan okunurdu. İnsanın en zor zamanında imdadına yetişen
kışlık patatesin yatağı da yayla toprağıdır.
Cenik’te ne olur ki, fındık zaten henüz keşfedilmemişti.
Yaylaya çıkmanın bir ritüeli vardı.
Albur (Nisan) ayı sonunda karlar eriyince köylüyü
bir telaş alırdı. Günler öncesinden denkler hazırlanır, hayvanların son
bakımları yapılır, tırnakları kesilir. Kolay değil kırk elli kilometre yol
yürüyecekler. Yokuşdibi’ nde bir gece mola verilir, çayırlarda açıkta yatılır,
sabah erken Yokuşbaşı’ndan aştın mı ver elini Turnalık, on kilometre sonra da
Çambaşı. Öğlene oradasın. Asıl değerli obalar oradan sonra başlar, Karagöl’e
kadar yürümeye devam. Kahrolsun obezite.
Bahardaki ilk yayla göçüne bir iki klarnetçi
de eşlik eder, kafileler güle oynaya yokuşları tırmanırdı. Yaylaya o sene ilk
kez çıkan çocuklar yaklaştıklarında yerden cüsselerine uygun bir taş alırlar,
oba görününceye kadar bu taşı ellerinden bırakmazlardı. Bu uğurdur, yüzyılların
geleneğidir. Yaylaya, baharda coşmuş soğuk sulardan - Gili Gili’den, Güzlek’ten,
Çoban Bağırtan’dan- kana kana su içilerek çıkılır.
Henüz ciltleri terü taze olan küçük çocuklar Cenik’te
sivrisineklere yem olmaktan kurtarılmak için sıcaklar başlamadan mutlaka
yaylayı bulmalı, çünkü yaylada büyüyen bu çocuklar ömür boyu asla sıtmaya
yakalanmazdı. Ve güzün onları annelerine sağlıklı kırmızı yanaklarıyla teslim
etmek, ne büyük mutluluktur.
Yıllar içinde yayla göçünün sihrini bozan
şeyler yaptık; saatte 40 kişinin çıkardığı 2.35 kilogram karbondioksiti yok
eden buna karşılık saatte 1,5 kilogram oksijen üreterek havayı temizleyen 100 yaşındaki kayın ağaçlarını kesip asfalt yollar yaptık, bu
yollardan taşınan çimento ve demirle yaylalara demir filizleri gökyüzüne uzanan
çirkin betonarme binalar diktik.
Yıllar önce Çambaşı-Turnalık
arasına yapılan mütevazı “Sarı Yol” bile çocukluğumuzda buz gibi suyuna anadan
üryan girip yüzmeyi öğrendiğimiz Sami Gölü’nü kuruttu. Hatırlayan var mı?
Şimdi bu canım yaylalara
son darbeyi vurmaya hazırlanıyoruz.
Sadece Ordu’nun değil bütün Karadeniz’in
yaylalarına Samsun’dan Artvin’e kadar uzanan bir hançer sokuluyor.
“Yeşil Yol”
Neymiş yaylaya hızla ulaşılacakmış. Yahu siz
aklınızı peynir ekmekle mi yediniz? Yaylaya çıkmak ne kadar zahmetli ise o
kadar zevkli olur. Uçarak nereye gidiyorsunuz?
Amaç gerçekten
iddia ettiğiniz gibi Karadeniz yaylalarını arkadan birbirine bağlamak ise dünya
gezginlerinin çok yakından bildiği Fethiye’den Antalya’ya kadar uzanan patika Likya
Yolu’nun bir benzerini yapın. “Yaylalar yaylalar” türküsüyle yürüsün insanlar,
yürüyemeyen ata binsin.
Bakın size bir şey anlatayım: Bir beyaz adamla Kızılderili dost
olmuşlar, ikisi de iyi at binici imiş, bir gün atlarına atlamışlar, dağlara
doğru son sürat sürmeye başlamışlar, bir müddet sonra Kızılderili birden bire
durmuş, atından inip toprağa oturmuş, şaşıran beyaz adam;
“Ne oldu”
deyince Kızılderili ‘O kadar hızlı gittik ki, ruhum geride kaldı, onu
bekliyorum’ demiş.
Evet, adı “Yeşil Yol” olan yılan gibi kıvrılan asfalt
yollar döşeyin yaylalara… Hızla çıkın, görün, tüketin… Tüketip çöpe attığınız diğer
bütün şeyler gibi.
Ben sizden
korkarım.
Yaylaya
çıkarken sırf uğur getirsin diye yerden bir küçük taş alıp kucağında taşıyan
çocuğun ruhunu da çöpe atarsınız siz…!
hurel52@hotmail.com




