Yeni İnsanlarla, Yeni Bir Şehirde, Yeni Yılı
Karşılamak / Karşı Kıyı Atina
Meral San*
Bir yılbaşı kutlaması hayalim
var, Müslüman olmayan bir şehrin meydanında, çanlar çalarken, havai fişekler
atılırken, her yer ışıklarla süslüyken yeni yıla merhaba demek. Havai fişekler
başıma yağmalı, ben onları başım yukarda seyrederken boynum tutulmalı,
kulaklarım çan sesinden çınlamalı, insanların zıplamaları, sarılmaları,
öpüşmeleri. Bu kadar karamsar ve umutsuz ortamda bir nebzede olsa kısacık
mutluluk anları.
Atina'da yaşayan Büyükadalı
İrinula'ya bu hayalimden bahsetmiştim yazın bizi ziyarete geldiğinde. Diğer
Avrupa şehirleri ölü ama Atina daha güzelmiş yılbaşında. Davete icabet etmemek
olmaz dedik, erken biletle, her tarafın kar kıyamet olduğu günlerde
Atina'daydık.
Yılbaşının
kutsal bir yanı yok diyenler yanılıyorlar. Ortodokslar için kutsal. Rumların
inancına göre; ilk Hristiyanlık döneminde, Kayseri'de yaşayan ilk
Hristiyanlardan o bölgenin iktidar sahibi, o sene her zamankinden çok
fazla vergi talep eder. Ama öyle böyle değil. Eğer vermezseniz..... "kırk
katır ya da kırk satır misali" yani. Elde avuçta ne varsa toparlanır ve kiliseye getirilir. Amma velakin ne olursa olur vergi
toplayıcı sırra kadem basar ve gelmez. Kilisenin elinde bir sürü yiyecek,
giyecek, ziynet eşyası v.b kalır. Kim ne bıraktı bilinmiyor, Aziz Vasilis
düşünür ve toplanmış olan şeyleri hasta ve çocuklardan başlayarak
herkese dağıtır. İşte Rumların yılbaşı inancı. Bu yüzden çamlar süslenir,
altına hediye paketleri konulur ve noel baba hediyeleri dağıtır.
Bizde Noel anne dağıttı..
Arkadaşım geleneklerine bağlı bir
hanım. Eve girdiğimizde her yer Noel süsleri ile doluydu. Mutfak havlusundan
peçeteye kadar her şeyde Noel Baba vardı.
31 Aralık sabahı kapı erkenden
çalmaya başladı, çocuklar ellerindeki demirden üçgeni bir metalle çalıyorlar
(bir tür zil) ve Noel şarkısını söyleyip yılbaşı harçlığı topluyorlar. Noel
şarkısında Kayserili Aziz Vasilis anılıyor, ve ondan evin hanımına hayır
duaları, bolluk, bereket dilekleri getiriliyor.
Bütün gün yemek hazırlama telaşı,
akşam yemek saati yaklaştığında masa
Hazırdı.
Akşam dediysem, Yunanistan'da akşam
yemeği saati 22:00 da başlar, daha erken restorana giderseniz, çok sakindir,
sizi hemen tanırlar, turistsinizdir.
Herkes heyecanla paranın kime
çıktığını aradı, ama bulamadı. Para yok. Oysa yılbaşı ağacının altında uğur
var, şanslı kişiye verilmek üzere bekliyor. Çörek parçalandı. Para yok. En
sonunda çöreği yapan kişinin para koymadığına kanaat getirilip kura
çekilmesine karar verildi. Ve hediyelerin başına geçildi. En çok çocuklar
sevindi diyeceğim ama bence hediye alan herkes sevindi. Şarkılar söylendi,
halaylar çekildi, danslar edildi.
İstanbul'da yağan karın soğuğu ve
ayazı Atina'ya düştü. Son yirmi yılın en soğuk ve tepelerine kar düşen bir
Atina' da yılbaşı ve sabahı. Bu benim şansım olsa gerek, iyiye mi yoksa kötüye
mi işaret bilemedim. Soğuk ve karla karışık yağmurun olduğu ilk 2015 sabahında
Glifada da uyandık. Kahvaltı sonrası dediysem öğleden sonra, İrini'nin oğlu
Yani bizi şehir dışında bir yere götürdü. Sounion'a. Sanırım 50-60 km
gittik. Tipiden tepeye çıkmak imkansız. Burası Poseidonun tapınağı. İrini
buranın mitolojik hikayesini anlattı. Girit adasında öküz başlı bir canavar
yaşarmış. Ve bu canavara her sene kurban olarak güzel kızlar ve oğlanlar
gönderilir. Sıra Atina şehrine geldiğinde Kral Aigeus un oğlu bu duruma itiraz
eder ve canavarla savaşmaya gider. Babası ne yapsa da oğlunu bu kararından
caydıramaz. Gitmeden yapılan anlaşmaya göre eğer başarırsa dönüşte beyaz yelken
açacaktır. Babası resimdeki bu tepede beklemeye başlar, Oğul canavarı
öldürür ama yelkeni değiştirmeyi unutur ve kara yelkenle memlekete doğru gelirken
baba kara yelkeni görür ve kendini yardan aşağı bırakır. İşte Ege denizinin adı
Kral Aigeus dan gelir. Hüzünlü bir hikaye.
Pire Limanını sanırım duymuşsunuzdur. İzmir'e ne kadar
da benziyor burası. Diyamandi'nin (O da Büyükadalı) şoförlüğünde Pire'yi
gezdik. Kordon boyunda kısa bir yürüyüş sonrası biz diyelim Türk kahvesi,
onlar - dediysem arkadaşlarım değil Yunanlılar - desinler yunan
kahvesi eşliğinde sohbet ve günün ışıklarının eğilmesini seyrettik. Akşam
üzeri güneşi güzel fotoğraf veriyor hani.
Akropol ziyaretini heyecanla bekliyorum, bizde yerinde
yeller esen "Bergama tapınağı neye benziyor"u hayal edebilirim. Büyük
bir hayal kırıklığı oldu bana. Bütün heykeller, evet bildiniz, British Museum
de ya da Berlin'de. Ne acı. O günün güzel tarafı gün yüzünü gösterdi. Biz
Akropolden dönerken, akşam ayazını göze almış guruplar gün batımı için
çıkıyorlardı.
Akropol müzesi birazcık yüreğime su
serpti serpmesine ya, yine de elde var hayal kırıklığı.
Akropol'den aşağı bakarken geniş bir alanda yeşillikler içinde sütunların olduğu meydan dikkat çekiciydi. Akşam İrini'ye sordum, orası eski pazar yeri fakat demokrasi meydanı deniliyor çünkü herkes orada toplandığı sırada politika yapıyormuş. Dikkatli bakarsanız büyük bir kapı kalıntılarını görebilirsiniz. Burası antik Atina şehrinin giriş kapısı, bu alanın yakınında Atina'nın en geniş caddesi yer alıyor. Daha sonraki günlerde bu caddeden geçerken surları gördük. Antik dönemde her dört yılda bir olimpiyatlara giden sporcuları karşılarken bu surlar yıkılırmış. Sebebi de sizler varsınız artık bizim surlarla korunmaya ihtiyacımız yok manasına. Sembolik bir saygı ifadesi.
Akropol'den aşağı bakarken geniş bir alanda yeşillikler içinde sütunların olduğu meydan dikkat çekiciydi. Akşam İrini'ye sordum, orası eski pazar yeri fakat demokrasi meydanı deniliyor çünkü herkes orada toplandığı sırada politika yapıyormuş. Dikkatli bakarsanız büyük bir kapı kalıntılarını görebilirsiniz. Burası antik Atina şehrinin giriş kapısı, bu alanın yakınında Atina'nın en geniş caddesi yer alıyor. Daha sonraki günlerde bu caddeden geçerken surları gördük. Antik dönemde her dört yılda bir olimpiyatlara giden sporcuları karşılarken bu surlar yıkılırmış. Sebebi de sizler varsınız artık bizim surlarla korunmaya ihtiyacımız yok manasına. Sembolik bir saygı ifadesi.
Tramvayla
eve dönerken Hasan "bir noktada herkes haç çıkartıyorlar gördün mü?"
dedi. O gün değil ama sonraları gördüm, o kişi için kutsal olan ya
da belli başlı büyük kiliselerden geçerken genç/yaşlı herkes istavroz
çıkartıyor. Dindar bir toplum yani. Kiliselerde herkes ikonaları öpüyor. Genç
yaşlı çoluk çocuk.
Bir akşam Psiri'de tavernada
(tavernanın tam karşılığı restoran demekmiş), bir akşam İtalyan restoranında,
bir akşam da adını söylemeden geçemeyeceğim Eliniko deniz ürünleri restoranında
yemek yedik (özellikle Eliniko ya bayıldım tarz olarak). Bir akşam arkadaş
sohbeti için kafe buluşması. Daha ne olsun değil mi?
6 ocak İsa'nın vaftiz edildiği
günmüş. O gün klişeye gittik, içerde ilahiler söylenirken dışarda tören
hazırlığı tamam. Çoluk çocuk orada. Bir bayram havası. Kortej eşliğinde Haç
deniz kenarına götürülüyor ve Haç denize atılıyor (Bu tören denize kıyısı olan
bütün kiliselerde yapılırmış). Haç'ı çıkarmak için denize giriliyor / biz
televizyonda yalnızca erkekleri görürdük ama orada aralarında kadınlar da
vardı. Denizden Haç çıkartılıyor, denize girenler tek tek haçı öpüp papaza
veriyor. Böylece dünyadaki bütün denizler ve sular kutsanmış oluyor.
7 Ocak, bütün Yani'lerin isim günü.
Rumların inancında eğer çocuğa bir azizin adını verirsen doğum günü haricinde o
azizin öldüğü gün olan isim gününü de kutluyorsun. Aynı doğum günü kutlaması
gibi yani iki doğum günü kutlanmış oluyor. İrinin oğlunun isim günü de 7
ocaktı.
Bu seyahatten yukarda aktarmadığımın
dışında kalan notlar:
Akropol'ün üzerinden hiç kuş uçmazmış. Nedenini hala kimse bilmiyormuş.
Akropol'ün üzerinden hiç kuş uçmazmış. Nedenini hala kimse bilmiyormuş.
Ulaşımda hiç kontrol yok.
Glifada'dan her yere ulaşım kolay.
Atina'nın her yerinden denize
girebilirsiniz.
Şehirde çok fazla grafiti var.
(…)
Restoran ve kafelerde hiç plastik yok
Hafta da üç gün siestaları var,
resmi daireler bile öğleden akşam üzerine kadar kapalı, sonra açılıp akşam
yediye kadar çalışıyorlar.
Orada da sokak hayvanları var.
Peçete gibi bir çok ortak kelime
var. Siz Türkçe konuşurken sizin konuşmalarınızı anlayan ama konuşamayan
birilerine, ya da size Türkçe cevap verecek birilerine her an
rastlayabilirsiniz.
10 gün boyunca bir çok kelime
öğrendim. Artık karşı kıyıdan gelen komşulara Kalimera, Kalispera, yasu, yases,
naysikala ya da naystikala diyebileceğim. Karşılıklı kadeh tokuştururken de
onlar şerefe derken ben yamas diyeceğim.
"Kalihronya / Çok Senelere"
----------------------
*Meral
San’ın “Emecik Günleri” isimli bloğundan alındı




