Kayısı ağacına ağıt
Jaklin Çelik
Ermeni bestekar Gomidas
Kayısı ağacından yapılan duduk,
gizemli ezgilerin ve ağıtların
çalgısıdır. Sanki Allah, bir büyük soykırım yaşayan halktan özür dilercesine
acısını haykırması için duduk’u yaratmıştır.
Armenian Philharmonic Orchestra, Şef Eduard Topchjan,
Piyano Serouj Kradjian, Erivan, 2005 (Dzirani Dzar, Apricot Tree,
3.57 dk)
Kayısı ağacına yakılan ağıtın yaratıcısı,
Allah’a hep yakın durmuş, tanık olduğu ve yaşadığı en acılı anlarında bile
Allah’a sitem etmemiş olan büyük müzisyen Gomidas’tır
Kayısı Ağacı’nın geniş kitlelerin beğenisini
kazanmasında hiç kuşkusuz lirik soprano İsabel Bayrakdarian’ın eşsiz yorumunun
katkısı büyüktür.
Ağıt, genellikle ölümün ardından
söylenen ‘halk türküsü’dür. Korku, heyecan, üzüntü, acı, isyan gibi duyguları
dile getiren ezgili sözlerdir. Ağıt söylemeye boşuna ‘ağıt yakma’ dememişler;
çünkü ağıt, diğer türkü formları gibi ne okunabilir, ne söylenebilir ne de
çığrılabilir; ancak ve ancak ‘yakılabilir’!
Ölüm varsa ağıt da vardır! Ağıtın
ölüme bağlılığını dile getiren bu gerçek, evrenseldir. İlk çağdan günümüze
insanoğlu ölümün ardından çektiği acıyı ağıt yakarak paylaşmaya, hafifletmeye
çalışmıştır.
Mitolojiler, ağıtların öyküsüdür bir
bakıma. İster batı, ister doğu kökenli olsun bütün mitolojiler ölen
kahramanların ardından yakılan ağıtlarla doludur. İnsan-ölüm-ağıt zinciri epik
ve çağdaş dönemlerde de sürmüş, bu da ağıtların ‘tarihsel’ değil ‘tarih-üstü’
olduğunun kanıtı olmuştur.
Ağıtın, ölümün bir türevi oluşu
gerçeği, bu formun hem sözel hem de ezgisel derinliğinin temelini oluşturur.
İnsanın ölümü algılayışı ne denli derinse yaktığı ağıt da o denli derin olur.
Bu nedenle ağıt, aynı zamanda insanın ölüm karşısındaki duruşunun dile gelişi,
dışa yansıyışıdır.
Ağıt, yüreğin titreyişi, dökülen
gözyaşı, çekilen gönül ıstırabı ve bir canhıraş feryattır!
* * *
Ağıt, sadece ölen insanlar için
yakılmaz. Çok az olmakla birlikte ağıtın ülkeler, kentler, köyler, akarsular,
göller, dağlar ve bitkiler gibi
insan-dışı varlıklar için de yakıldığı görülür.
Ağıt yakılan sıra dışı bir diğer
varlık ise Ermenistan’ın simgesi sayılan kayısıdır.* Bu meyve
Ermenistan’ın her şeyidir. Sofrasındaki tatlısı, kahvaltısındaki reçeli,
hoşafındaki tanesi, kanyağındaki miski amberi, adına düzenlenen festivalleri ve ezgilerini seslendirdiği
‘duduk’udur.
Kayısı ağacından yapılan duduk,
gizemli ezgilerin ve ağıtların çalgısıdır. Sanki Allah, bir büyük soykırımı
yaşayan halktan özür dilercesine acısını
haykırması için duduk’u yaratmıştır. Duduktan yükselen canhıraş ezgilerde hep
aynı ilahi ses duyulur, hep aynı gözyaşları akar. Bu ses Allah’ın sesidir, bu
gözyaşları Allah’ın gözyaşlarıdır.
* * *
Kayısı ağacına yakılan ağıtın
yaratıcısı, Allah’a hep yakın durmuş, tanık olduğu ve yaşadığı en acılı
anlarında bile Allah’a sitem etmemiş olan büyük müzisyen Gomidas’tır.
Gomidas çağını aşmış bir insandı. Bir din adamı
olmasına karşın müzik çalışmalarında bir aykırıydı. O sadece Ermeni müziğini
değil, insanoğlunun ezgisini derledi. Halkın geniş bir coğrafyada dile
getirdiği şarkıları topladı, onları notaladı, yitip gitmelerini önledi.
Gomidas’ı asıl büyük kılan gerçek, etnomüzikoloji
disiplininin doğuşundaki ilk harcı koyanlardan biri oluşudur. O, bu bilim
dalının gerçek öncülerindendir.
Gomidas araştırma, inceleme ve derlemeleriyle Ermeni
müzikolojisini bilimsel temellere oturttu. Ne var ki o salt bir etnomüzikolog
olarak yaşamadı, asıl halk müziğinden esinlenerek bestelediği şarkılarla
ölümsüzleşti. Bestelerini yaparken esinlendiği şarkıların otantik özelliklerine
sadık kaldı, onları bozup yozlaştırmadı.
Gomidas’ın müziğindeki ince duyarlılık, içtenlik ve
içlilik hiç kuşkusuz onun kişiliğiyle ve kişiliğini oluşturan siyasal ve
toplumsal arka planla ilintilidir. O’nun rafine duyarlılığının gerisinde daha
on bir yaşındayken yetim kalışı yatar. Bu ince ve damıtılmış duyarlılık,
1915’te onu derin bir bunalıma iter. Hüzün ve acı, onu ölümüne dek terk etmez.
* * *
Gomidas’ın birbirinden
güzel yaratıları arasında Kayısı Ağacı’nın özel bir yeri vardır. Bir ağıt olan
bu parça, Gomidas’ın doğaya dair duyarlılığının doruğudur. Gerek
sözleri, ama asıl ezgisi,
dinleyenleri derinden etkilemektedir. Ağıtın sözlerinin ezgisiyle uyumu
benzersizdir.
Kayısı Ağacı’nın geniş
kitlelerin beğenisini kazanmasında
hiç kuşkusuz lirik soprano İsabel Bayrakdarian’ın** eşsiz yorumunun katkısı büyüktür.
Kayısı Ağacı’nın ilk dörtlüğü canhıraş bir feryattır.
Bu dörtlüğün sözlerinden ve yürek paralayan ezgisinden parçanın kayısı
ağaçlarına giren bir kıranı konu aldığını anlarız. Gomidas, bu bestesiyle
doğayla hemhal olmuş, yaktığı ağıtla kiraz ağacının acısını paylaşmıştır :“Kayısı ağacı, bar tutma vay / Dallarını
karma vay / Gezindikçe içinde / Acılarımı karma (vay)”***
Kırandan bütün kayısı
ağaçları etkilenmiş, bazı ağaçları bar
tutmuş (küflenme,
paslanma), birçok ağacın da dalları karılmış, iç içe geçmiştir. Bu da hasadı
etkilemiş, üretim
düşmüştür.
İlk dörtlükte,
doğrudan kayısı ağacına seslenilerek ağıtın dramatik etkisi güçlendirilmiştir.
Ağaçtan, bar tutmasına, dallarının karılarak iç içe geçmesine ve acıları
karmasına izin vermemesi dilenir.
Ağıtın bu ilk bölümünde
yüreklere seslenen İsabel Bayrakdarian, bizi ruhumuzun derinliklerine götürerek
kayısı ağacının
acısına ortak etmektedir. Daha ilk notalarda
ezginin insanı
iliklerine kadar ürperten etkisini lirik sesiyle duyumsatır bize.
Sözcükler, ne zaman
notaların gücüne ulaşabildi ki?
Kayısı Ağacı’nın ilk dörtlüğündeki canhıraş feryat,
ikinci dörtlükte yerini yakınmaya bırakır. Gözyaşı dinmiş, duygular
durulmuştur. Olan olmuş, felaket yaşanmış, kıran artık geride kalmıştır. Aynı
olayın bir daha yaşanmamasını dilemekten başka elden ne gelir. “Verin ha, geri verin, dağlar yel
aldı / Yüreğimin sevincini sel aldı / Gitsin de gelmesin
artık bu yıl gibisi / Kara dert boynuma kaldı”
Kayısı Ağacı, son iki mısrayla sonlanırken söz ve ezgi
birlikte durulur, eşzamanlı sönümlenirler.
Bayrakdarian’ın bitişteki yorumu, oyuncağı elinden alınan bir çocuğun yürek burkan sitemini andırır:“Yel, yel, yel aldı / Yüreğimin sevincini
sel aldı”
---------------------------
* Kayısının bilimsel adı ‘Prunus
armeninca’dır. Bu gerçek, kayısının
Ermeniler için taşıdığı hayati önemi
belgeler.
** Gomidas
Songs, İsabel Bayrakdarian, Chamber Players of the Armenian Philharmonic Orchestra, Şef Eduard Topchjan,
Piyano Serouj Kradjian, Erivan, 2005 (Dzirani Dzar, Apricot Tree,
3.57 dk)
***Dzirani
Dzar (Kayısı Ağacı), Türkçesi Ardaşes Margosyan.
Dzirani
dzar, bar mi da, vay / Jghnert irar mi da, vay / Amen
mecht man kalis / Tsavers irar mi da
Ha dvek, yed dvek, sarer hovn engav /
Srdis khntoom dzovn
engav / Kna, el yed chka es darva darin
/ Sev dardn im vzov
ehgav.
Hov, hov, hovn engav / Srdis khntoom
dzovn engav
----------------
-Bu yazı 2005 yılında Bakırköy Martısı dergisinde yayınlanmıştır.


