Kobane’nin mülteci çocukları:
Kürtçe eğitim kapıya dayandı
Celal Başlangıç – T24
Kaymakamlığa
göre Suruç’ta 80 bin, yerel yönetime göre 35 bin mülteci var. Bunlardan ancak 4
bini gitmiş devletin kurduğu kamplara. Valilik görevlisi ‘müjde’yi ilk kez bize
veriyor; ‘Mülteci çocukları için okul açacağız’ diye. Ancak okulun hangi dilde
olduğunu sorunca ortalık karışıyor. Önce ‘Türkçe’ diyorlar. Suriye’den göçen
Araplara Arapça eğitim verildiğini hatırlatınca, ‘Evet evet Arapça eğitim’e
çeviriyorlar. ‘İyi ama bu çocukların ana dili Kürtçe’ deyince ortalığı
sessizlik kaplıyor. Şimdi bu sorular yanıt bekliyor; devlet kendi yurttaşı olan
Kürtlere vermediği ana dilde eğitimi mülteci Kürtlere verecek mi? Yoksa 90
yıldır ‘kendi Kürtleri” üzerinde başaramadığı asimilasyonu Kobane Kürtleri
üzerinde mi deneyecek?
Daçkaların,
Kalaşnikofların kanlı ıslıkları duyuluyor belli belirsiz. Atılan topların
şiddeti ayaklarının altındaki toprağı titretiyor.
Gözleri ufuk
çizgisinde, üzerinden dumanlar yükselen ülkelerini seyrediyor Kobaneli
sığınmacılar.
Belli ki,
bedenleri tel örgülerin Türkiye tarafında; ruhları, akılları binbir umutla
kurdukları ülkelerinde.
Yemek ve
uyku dışında, yurtlarını yitirmiş insanların yaşadığı büyük boşluk ve ne
yapacağını bilememenin şaşkınlığı var davranışlarında.
Kobane ve
köylerine IŞİD saldırısı başladığından bu yana sınırı geçenlerin sayısı her
kaynağa göre farklı.
Suruç
Kaymakamı Abdullah Çiftçi bu hafta başı itibarıyla sınırdan Türkiye’ye
giriş yapanların sayısını 153 bin kişi olarak vermişti bize. Çiftçi’nin
verilerine göre sığınmacılardan 80 bini Suruç’ta kalmış, yaklaşık 70 bini
Şanlıurfa, Gaziantep, Mersin, Adana ve İstanbul gibi bölgenin batısına gitmişti.
Kentte kalanlardan sadece 4 bini
devletin AFAD (Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı) eliyle kurduğu iki kampa
dağılmıştı. Suruç çıkışındaki YİBO’da (Yatılı İlköğretim Bölge Okulu) 3
bine yakın sığınmacı yaşıyordu. Bin kadarıysa Mürşitpınar Sınır Kapısı
yolundaki Süleyman Şah’taki çadır kente yerleştirilmişti.
Kobane
Kantonu Başbakanı Enver Müslim’e göre ise Kobane’den göçenlerin sayısı
65 bin dolayındaydı. Ancak Müslim, göçenlerin ne kadarının Suruç’ta kaldığını,
kaçının başka kentlere gittiğini bilmiyordu.
Kente gelen
sığınmacıların neredeyse bütün yükünü taşıyan Suruç Belediyesi’ne göre ise
sınırı geçip de merkeze ve köylere yerleşenlerin toplam sayısı 35 bin
civarındaydı. Bunlardan 15 bini ilçe merkezindeki evlerde kalıyordu. 7 bini
yine merkezdeki camilere, taziye evlerine, dükkânlara, düğün salonlarına, spor
tesislerine, inşaatlara, depolara, eski belde belediyelerinden kalan binalara,
atıl fabrikalara yerleştirilmişti. 7 bini de Suruç’un köylerindeydi.
Suruç’un
toplam nüfusunun 50 bin olduğunu göz önüne alınca, ilçenin sokaklarına,
meydanlarına bakınca kaymakamlıktan çok belediyenin verdiği sayı daha gerçekçi
geliyor bize.
Yaralılara tıbbi yardım şartı: Sivil kıyafet
Suruç’un
BDP’li belediyesi özellikle Van, Diyarbakır, Ağrı, Batman, Mardin gibi
Kürtlerin yoğun olarak yaşadığı kentlerden yerel yönetimlerin gönderdiği
yardımların ihtiyaç sahiplerine ulaşması için olağanüstü bir çaba gösteriyor.
İyi de bir örgütlenme yapmışlar. Suruç Merkez Komisyonu’na bağlı Köy
Komisyonları, Mahalle Komisyonları ve Sağlık Komisyonları var.
Köy
Komisyonları köy köy gezip tespit yapıyor, sığınmacıların sayısı ve
ihtiyaçlarını belirleyip yardımların ulaşmasını organize ediyor.
Mahalle
Komisyonları ise gelenlerin evlere ya da kamuya açık mekânlara
yerleştirilmesini organize ediyor, mahalle mahalle gelenlerin ihtiyacını
saptayıp yiyecek ve giyecek ulaştırmaya çalışıyor.
Sığınmacı
kabul eden evlere kuru gıda ve yemek malzemeleri veriliyor. Dükkân, düğün
salonu, taziye evi gibi yemek pişirme olanağı olmayan mekânlarda kalanlara ise
sıcak yemek ulaştırılıyor.
Yetişemedikleri
yerde bir yemek fabrikasından alıyorlar yemeği. Fırınların çoğu ekmeği un ve
maya maliyetine dağıtıyor. Bazı fırın işçileri yevmiye almıyor, gelenlere
yardım etmek için bedava çalışıyor.
Ancak burada
Suruç halkının fedakârlığına, konukseverliğine değinmek gerekiyor. Çünkü
Kobane’den gelenleri evlerinde barındırmak için her şeyi göze alıyorlar. 40’a
yakın sığınmacıyı bir evde barındırmaya çalışan Suruçlular bile var. Hem evde
misafir ediyorlar, hem de diğer alanlarda yaşayanlara yardım taşıyorlar.
Dağıtımı
organize eden gönüllülerden biri bu fedakârlığın boyutunu şu örnekle anlatıyor:
“Gece
kalacak yer bulamadım, bir eve misafir olduk. Bir sığınmacı aileyi almışlar
evlerine. Ancak misafirlerden artan battaniyeleri de diğer gelenlere vermişler.
Kendilerine bile kalmamış, bu yüzden bana da battaniye bulmakta çok
zorlandılar.”
Sağlık
Komisyonu ise sığınmacıların yanı sıra özellikle Kobane’den gelen yaralıların
doğru hastaneye ulaşmasını sağlıyor. Kimine Suruç Devlet Hastanesi’nde tedavi
olanağı sağlanırken, daha ağır yaralılar Urfa’ya, Antep’e yönlendiriliyor.
Bir
gözlemimizi aktarmakta yarar var. Kobane’nin tek çıkış noktası olan Mürşitpınar
Sınır Kapısı’nda Türkiye’ye ait en az iki-üç ambulans sağlık ekibiyle birlikte
hazır bekletiliyor. Kobane’den gelen yaralılar büyük bir hızla hastanelere
ulaştırılıyor. Sağlığına kavuşan da geri dönüyor. Bu anlamda devletin sadece
IŞİD’in yaralılarına yardım ettiğini söylemek pek de haklı bir eleştiri olmaz.
Ancak bir
koşul var yaralı YPG’lilerin Türkiye’de tedavi olabilmesi için; savaşçı
giysileriyle değil, sivil giysilerle giriş yapmak.
Kobane’deki
hastane kapalı. Bir sağlık merkezi oluşturulmuş. Gelen yaralı savaşçılara sivil
giysiler giydirilerek Türkiye tarafına gönderiliyor. Hatta daha önce “Kuzey
Kürdistan”da savaşmış olanların ya da Türkiye doğumlu olan yaralı savaşçıların
giriş-çıkışlarında da bir sorun yaşanmadığı bize anlatılanlar arasında.
Yalnız daha
öne “Kuzeyde savaşmış” bir gerillanın cenazesi gelince ailesine sorun
çıkartılmış, hatta tutuklamaya bile kalkışmışlar çocuğunu savaşta yitiren aileyi,
ancak sonra sorun çözülmüş.
Yardım kolilerindeki moda dergileri
Suruç
Belediye Garajı, Yardım Toplama ve Dağıtım Merkezi’ne dönüştürülmüş. Oldukça
büyük kapalı ve açık alanlara sahip garajda insanlar karınca gibi çalışıyorlar.
En büyük sorun da gelen yardım malzemelerini sınıflandırmak.
Merkezin
sorumlularından biri “Yardımlar çok karışık geliyor. Bu nedenle merkez
neredeyse kilitlendi bir ara. Gelen yardımları ayırmaya ve sınıflandırmaya
çalışıyoruz” diye anlatıyor yaşadıkları sıkıntıyı.
Özellikle Kürtlerin
yaşadığı kentlerden yardım yağıyor. Koli koli, çuval çuval yiyecek, giyecek
geliyor. Nakit para getirenler de varmış. Hatta bunlardan biri de bölgede AK
Parti’nin önde gelenlerinden biriymiş. Anlatılana göre yardım yaparken “Bu
tablodan benim partim de sorumlu. Günahımız büyük. Gözüme uyku girmiyor bu
yüzden” demiş.
Ama bazen
hiç işe yaramayan malzemeler de var yardım olarak gelenler arasında. Bir
koliden 60’a yakın moda dergisi çıkmış. Bir başkasından yüzlerce türbanlı ve
çarşaflı kadın fotoğrafı çıkmış. En çok da açtıkları bir koliden onlarca çok
yüksek topuklu kadın ayakkabısı çıkınca “kopmuşlar.”
Suruç’taki
yardım merkezinde görev yapan gönüllülerin en büyük talepleri yardım
malzemelerinin sınıflandırılarak gönderilmesi.
“En çok neye
ihtiyaç var” sorusuna “Un, kuru gıda” diye yanıt verirken, bu noktada bir bilgi
verme zorunluluğu hissediyorlar:
“Ancak
makarnayı hiç sevmiyorlar.”
Un ve kuru
gıda dışında ihtiyaç duyulan acil yardım malzemeleri arasında giyim, özellikle
iç çamaşırı, bir-üç yaş arası çocuk maması, çocuk bezi ve kadın pedi ile
yaklaşan kış koşulları nedeniyle battaniye ve çadır var.
Yardım
gönüllüleri Suruç’ta kalanların ekonomik durumunu tanımlarken “Parası olanlar
otobüslere binip büyük şehirlere gitti. Geriye de sadece yoksul olanlar kaldı.”
Her insan
dramında olduğu gibi, sığınmacıların yaşadığı zor koşullardan yararlanmak
isteyen fırsatçılar da hemen türemiş elbette. Toprakta, ürün toplamada
çalışacak ırgatları sığınmacılar arasından almaya çalışan simsarlar türemiş.
Elbette amaçları bölge insanına 40-50 lira yevmiye vermek yerine fırsattan
istifade 15-20 liraya çaresiz sığınmacıları ucuz emek deposu olarak kullanmak.
Kimi de
sığınmacılardan para toplamaya çalışıyormuş “Sizi bir Avrupa ülkesine
götürelim” diye.
Bu arada
hayvanlarıyla sınıra kadar gelen sığınmacılar da var. Hayvanlarını yok pahasına
satıyorlar.
Bir yardım
gönüllü, sığınmacıların nasıl soyulduğunu anlatıyor verdiği örnekle:
“İnsanlar
gelmiş hayvanlarıyla. Normal piyasa değeri 30 bin lira. Buradaki bir alıcı 10
bin liraya kapatıyor hayvanları. Çaresiz, satacaklar. Ancak o 10 bin lirayı da
vermiyorlar. Eline iki-üç bin lira tutuşturup alıyorlar hayvanları. Bize
başvuran olunca parasının geri kalanını tahsil etmek için yardımcı olmaya
çalışıyoruz.”
İmamlar bile IŞİD’den kaçmış
Suruç
Belediyesi’nin kurduğu Yardım Toplama ve Dağıtım Merkezi’nden sonra bir de
YİBO’da AFAD tarafından oluşturulan Şanlıurfa Valiliği denetimindeki en büyük
kampa gidiyoruz.
Yatılı okul
bu öğretim yılında İmam Hatip’e çevrilmiş. Ancak okulda yeni ders yılı,
sığınmacı akını nedeniyle başlayamamış. Okul binasının yanı sıra bahçeye her
biri 12 bölmeli 38 çadır kurulmuş.
Kamp
girişini jandarma kontrol ediyor. İçeriye fotoğraf makinesi ya da kamera ile
girmek yasak.
Bir valilik
görevlisi “BBC geldi burada çekim yaptı. İyi niyetle izin verdik. Ancak bir
tabldot tepsisine kuru soğanla ekmek koyup çekim yapmışlar. Bu yüzden artık
izin vermiyoruz” diye açıklıyor durumu. Bu hikâyeyi ayrıca iki ayrı resmi
görevliden daha dinledik. Ancak birinde BBC ekibi “Alman televizyonu” oldu,
diğer görevliye göre ise “bu asparagası yapan bir Amerikan televizyonu”ydu.
Devletin
kampında kalan her sığınmacının, IŞİD’in vahşetine ilişkin bir hikâyesi, bir
tanıklığı vardı; aynen Suruç’un merkezinde, köylerinde kalan diğerlerinin
olduğu gibi. Kafası kesilenlerden, iki ayrı araca iki bacağından bağlanarak
parçalananlara kadar vahşetin binbir türlüsünü anlatıyordu sığınmacılar.
IŞİD’den kaçanlar
arasında Kobane köylerinde imamlık yapanlar da var. Bir imam olarak neden
IŞİD’den kaçtığını soruyoruz “Onlar Müslüman falan değil, başka bir şey”
karşılığını veriyorlar. “Ya YPG’liler?” diyecek oluyoruz, “Hâşâ” anlamında
kaldırıyorlar ellerini:
“Onlar
gerçek müminler gibi davranıyor, bir tek namazları eksik.”
Az yemek, uzun kuyruk
Yemek
dağıtım saati gelince bir sıkıntı yaşanıyor kampta. Yaklaşık üç bin insan var.
İki noktadan dağıtılıyor yemekler. Bir noktada kadınlar, diğer noktada erkekler
giriyor sıraya. Çok uzun kuyruklar oluşuyor yemek kazanlarının önünde.
Menüde
mercimek çorbası ve nohutlu pilav var. Yemeklerin alıp elinde tabldot
tepsisiyle kuyruktan çıkanlar kızgın. Enver Deri de bunlardan biri. Bir
porsiyon çorba ile bir porsiyon pilavın üzerindeki üç küçük pideyi gösterip “Bu
sekiz kişi için verildi bana. Suruç’ta camiye kalıyorduk. Yememiz içmemiz daha
iyiydi. Bakan Faruk Çelik gelince bizi ikna etti, toplanıp geldik buraya”
diyor.
Kampta
kalanlar tuvalet ve banyo yapma olanaklarının da yetersizliğinden yakınıyor.
Valilik görevlileri, yeni seyyar tuvalet ve banyoların kurulması için
çalışmaların sürdüğünü anlatıyorlar.
Sığınmacı Kürt çocuklara
hangi dilde eğitim verilecek?
Kamptaki
görevlilere en çok neye ihtiyaç olduğunu soruyoruz “Ayakkabı ve kırtasiye
malzemesi” diyorlar.
Hayırdır,
kırtasiye malzemesi?
Merakımızı
hemen gideriyorlar:
“İlk defa
size açıklıyoruz bu müjdeyi, ilk siz duyuyorsunuz, burada mülteci çocukları
için okul açacağız.”
“Hangi dilde
eğitim verilecek” sorumuza önce “Türkçe” karşılığını veriyorlar.
Suriye’den
göçen Sünni Arapların çocuklarına ne zamandır Arapça eğitim verildiğini, hatta
sadece kamplarda değil, Gaziantep ve İstanbul gibi sığınmacıların yoğun
yaşadığı kentlerde o çocukların ana dillerinde okullar açıldığını, hatta
Kuveyt’ten Arapça ders kitapları getirildiğini anlatıp bir daha soruyoruz
“Hangi dilde?” diye.
Bu kez
“Evet, evet Arapça eğitim”e çeviriyorlar verdikleri yanıtı.
“İyi ama bu
çocukların ana dili Kürtçe” deyince ortalığı bir sessizlik kaplıyor.
“Canım bunlar
da Arapça biliyor”, “Ne güzel bir dildir Türkçemiz” gibi top, daire, çember
türünden yuvarlak cümleler geliyor kulağımıza.
Zor bir
durum elbette. Bölgede açılan Kürtçe eğitim verecek okullar güvenlik güçlerinin
zoruyla kapatılıp mühürlenirken şimdi bu Kürt sığınmacı çocuklara hangi dilde
eğitim verilecek?
Şimdi bu
sorular yanıt bekliyor; devlet kendi yurttaşı olan Kürtlere vermediği ana dilde
eğitimi mülteci Kürtlere verecek mi? Yoksa 90 yıldır “kendi Kürtleri” üzerinde
başaramadığı asimilasyonu Kobane Kürtleri üzerinde mi deneyecek?
Belki AK
Parti Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ı, CHP de Cumhurbaşkanlığı
seçiminde “Çatı Adayı” gösterdiği Ekmeleddin İhsanoğlu’nu gönderir de,
onlar anlatırlar Kürtçe’nin “medeniyet dili, bilim dili olmadığını” kamplardaki
Kürt çocuklarına.