26 Mart 2012 Pazartesi

OROSPU MANİFESTOSU

joferman.com adlı internet sitesinde orospu manifestosu başlığı altında orospuların karakteristik ve fiziksel özelliklerini içeren bir metin yayımlandı.
T24 - 'Orospu' kelimesinin TDK'daki karşılığı, ''Hayat kadını'' ya da yüklenen ikinci anlamıyla ''Kolay elde edilen, düşük ahlaklı kadın'' olarak geçiyor. joferman.com adlı internet sitesinde yayımlanan Orospu Manifestosu, orospuların karakteristik özelliklerini, ezber bozan feminst bakış açısıyla kaleme aldı.
Umut Saim Balkır tarafından Türkçe'ye çevrilen 'Orospu Manifestosu' şöyle:

OROSPU MANİFESTOSU
...erkek insanoğlu olarak tanımlanıyor, kadınsa feminen bir varlık. Ne zaman insansı davranışlar, tepkiler verse erkekliğe özenmekle itham ediliyor...

Simone de Beauvoir

BITCH (OROSPU) henüz varolmayan bir organizasyondur. İsim bir akronim (birkaç kelimeden oluşan bir ismin başharflerinin kullanıldığı kısaltma) değildir. Kulağa nasıl geliyorsa öyle kullanılmaktadır.

BITCH (OROSPU) orospulardan oluşmaktadır. Orospu için bir çok tanımlama vardır. En övgü dolu tanımlama dişi köpektir. Aynı zamanda homo sapiens (düşünen insan) olan orospulara karşı yapılan tanımlamalar nadiren objektiftir. Tanımlamalar kişiden kişiye değişmekte ve tanımı yapan kişinin kendisini ne denli orospu gördüğüyle doğru orantılı olarak güçlenmektedir. Herhalukarda orospunun hep bir kadın, bir köpek yada öteki olduğu konusunda herkes hemfikirdir.

Aynı şekilde bir orospunun genelde agresif olduğu, bu nedenle de feminen olmadığı konusunda da hemfikirizdir(öhö). Seksi olabilir; ki seksiyse orospu bir tanrıçaya dönüşür, ancak bu durum şu anda bizi ilgilendirmemektedir. Çünkü asla “gerçek kadın” olmaz.

Orospular aşağıda belirtilen karakteristik özelliklerin bazılarına yada hepsine sahiptirler.

'Erkek gibi olmakla suçlanıyorlar'

''Kişilik: Orospular agresif, iddialı, hükmetmeyi seven, küstah, iradeli, inatçı, düşmanca tavırlara sahip olan, dolaysız, duygusuz, dürüst, uygunsuz, kalın derili, taş kafalı, ahlaksız, kesin fikirli, yetkin, hırslı, itilmiş, ağzı kalabalık, özgürlükçü, düşkün, dediğim dedik, titiz, çıkarcı, egoist, kullanılmış, başarılı, ezici, korkutucu, ihtiraslı, zorlu, cırtlak, erkek gibi, gürültücü, fırtınalıdırlar. Daha bir çok şey olabilir. Bir orospu pisikolojik olarak içinde bir çok boşluk barındırır. Bilirsinki her zaman ortalıklardadır. Kimseden bir bok almaz. Onu sevmeyebilirsin ama yok sayamazsın.''

'Kaba, beceriksiz, hödük'

''Fiziksel: Orospular büyük, uzun, güçlü, geniş, yüksek sesli, saygısız, kaba, beceriksiz, hödük, yayılmaya müsait, rahatsız edici ve çirkindirler. Orospular, bir kadın olmasından dolayı sınırlandırılmış, baskı görmüş ve kibar davranışlar sergilemek zorunda kalmış hemcinslerinin aksine vücutlarını özgürce hareket ettirirler. Merdivenleri üçer beşer çıkar, yürüdüklerinde uzun adımlar atar ve oturduklarında bacaklarını nereye koydukları konusunda endişe etmezler. Sesleri yüksek çıkar ve genelde kullanırlar. Orospular tatlı değildir.''

'Erkeğin yaptıklarını yapmakla suçlanırlar'

''Yönelim: Orospular karakterlerini katı bir şekilde ve direkt olarak kendilerinden ve yaptıklarından oluştururlar.Bir kişiyle yada organizasyonla ilişkiye girebilir ama asla biriyle yada bir şeyle evlenmez; bir erkekle, bir yuvayla yada bir organizasyonla. Böylece orospular günü gününe, oradan buraya yada o kişiden bu kişiye göre yaşamaktansa kendi hayatlarını planlamayı tercih ederler. Bağımsız yaratıklardır ve lanetolası çok istedikleri herşeyi yapabilme yeteneğine sahip olduklarına inanırlar. Eğer yollarına birşey çıkarsa; tabi bu orospu olma nedenleri. Eğer profesyönel olarak bir sapma şansı olursa bir kariyer yapabilmek için çok çabalarlar ve hiç kimseyle yarışmaktan, mücadele etmekten çekinmezler. Profesyonel olarak bir sapma yapamadıklarındaysa kişisel ifade ve kişisel gerçeklik için çabalarlar. Ne yaparlarsa yapsınlar aktif bir rol almak isterler ve bu dominant tavırları dışarıdan sezilir. Bir çok kez, varolması büyük ve yaratıcı bir güce bağımlı dominant rolleri kendi durumları buna müsait değilken başka insanları etkileme amacıyla kullanırlar. Sıklıkla bir erkek tarafından yapılması doğal karşılanan şeyi yaptıklarında yönlendirici olmakla itham edilirler.''

'Kitlenin itibarını sarsarlar'

''Gerçek bir orospu “kendi” olma konusunda azimlidir ancak orospu terimi genelde fazla ayırım yapılmadan kullanılır. Bu terim kadının özgüvenini azaltmak için, erkek tarafından yaratılıp kadın tarafından benimsenmiştir. Örnek olarak “İBNE” teriminin (çevirmen notu: burada geçen “rigger” kelimesinin karşılığını bulamadığım için “ibne”yi kullanmayı doğru buldum) kullanılması gibi orospu da, toplumsal olarak kabul gören davranışların konforunu bilmeyen bir kitlenin izolasyonu ve itibarının sarsılmasını sağlamaktadır.''

'Süperorospular' kimdir?

''BITCH (OROSPU) bu terimi negatif olarak kullanmaz. Bir kadın orospu olduğunu söylemekten gurur duymalıdır çünkü orospu güzeldir. Bu bir tür kendini doğrulama yoludur, başkalarının gözünde inkar edilme değildir. Herkes orospu olarak sınıflandırılamaz. Sözü geçen üç niteliğe sahip olma zorunluluğu olmadan ama diğer ikisinde son derece azimli ve biraz çatlak bir kişi için de orospu olduğu düşünülebilir. Eğer bir kadın bu niteliklerin üçünden de tam not alıyorsa, yada en azından büyük kısmında başarılıysa o zaman o kadın BITCH’in orospularındandır. Sadece Süperorospular bu üç kategorinin tümünü barındırırlar ve çok az sayıdadırlar. Çoğu toplumda uzun süre varlık gösteremez.

Bütün orospuların en belirgin karakteristik özelliği cinsel rollerinin gerektirdiği düşünülen davranışlar konseptini kaba bir şekilde bozmalarıdır. Farklı şekillerde bozarlar ama hepsi bir şekilde ırzına geçer. Orospuların ötekine yönelttiği davranışlar, hedef konumlandırmaları, kişisel stilleri, giyim tarzları ve vücutlarını ele alışları onları sarsar ve kolay olmadıkları hissini uyandırır. Çevrede bir orospu bulunduğunda insanlar bilinçli ya da bilinçsiz olarak rahatsız hissederler. Sapkın olduklarını düşünürler. Tarzlarını rahatsız edici bulurlar. Böylece orospu olduğu için acıdıkları bu insanlara ucuz bir yafta yapıştırıp, onları ezilmiş kadınlar olarak tanımlarlar. Hakları yenmiş olabilir ama bunun neden olduğu sonuç sosyal yaşamı etkiler, seksüel  hayatı değil.''

'Hayatını kendi gibi yaşamak ister'

''Orospularda rahatsız edici olan hem erkek hem dişi olmalarıdır (erdişi). Geleneksel olarak erkeksi kabul edilecek davranışları kendi içinde bir araya getirir. Bir orospu kördür, dolaysızdır, gururludur. Zaman zaman da egoisttir. O dürüst olmayan, şirin ve gizemli olan “evrensel kadınlığa” sevgi beslemez. O, kadın için doğal kabul edilen vekâleten yaşama fikrine tepeden bakar çünkü kendi hayatını kendi gibi yaşamak ister.

Toplumumuz insanlığı erkeklik, kadınlığı erkeklikten geriye kalan şeyler olarak görüyor. Bu şekilde bir kadın yalnızca bir erkeğe vekaleten var olup hayatını yaşayabiliyor. Yaşayabilmesi için bir kadın bir erkeğe hizmet etmeli, onurlandırmalı ve itaat etmeli, bunun karşılığı olarak alabileceği ise gölgeden ibaret bir hayat.''

'İtaat etmeyi reddederler'

''Orospular birine hizmet etmeyi, onurlandırmayı ve itaat etmeyi reddederler. Onlar tümüyle işler durumda bir insan olmayı isterler, sadece bir gölge olmayı değil. Hem kadın, hem insan olmak isterler, bu onları sosyal olarak çelişkili insanlar yapar. Sadece varlıkları bile bir kadının hayatının bir erkekle olan ilişkisine bağlı bulunması ve bir çocuk gibi devamlı olarak birinin himayesine ihtiyaç duyması fikrinin aksini ispatlamaya yeter.''

'Sosyal değerlere tehlike arz ederler'

''Bu nedenle bir orospu, eğer ciddiye alınırsa kadını köleleştiren sosyal yapı ve onların konumlandırıldıkları yerden ayrılmamalarını sağlayan sosyal değerler açısından tehlike teşkil eder. Şuna şahitlik ederler ki kadınların boyunduruk altında olmaları gerekli değildir ve tüm sosyal sistemin doğruluğu konusunda şüpheler uyanmaktadır. Bir tehlike olarak görülmelerinden ötürü ciddi bir sosyal konumda görülmezler. Bunun yerine sapkın olarak toplumdan defedilirler. Erkek, onlar için kısmen insan olarak görüldükleri ama gerçek kadın olamadıkları bir sınıf oluşturur.Onu insansı bir varlık olarak kavramlaştırmalarına karşı seksüel bir varlık olarak ilişkilendiremez ve kabul edemezler. Kadınlar kdın olduklarını unutamadıkları için bu konuda daha çok korkutulurlar. Kadınlar orospularla  yakınen ilişkilendirilmekten acayip korkarlar. Onların, gıpta ettikleri zincirlerinin sağladığı güven duygusuna meydan okuyan özgürlükleri ve bağımsızlıkları vardır. Orospu gerçeğiyle ne bir kadın ne de erkek yüzleşebilir. Çünkü bu yüzleşme onların kendi ahlaksızlıklarıyla yüzleşmeleridir. Bu yüzden o tehlikelidir. Bu nedenle onu bir ucube olarak görüp çevrelerinden uzaklaştırırlar.''

'Kadın gibi olmadıkları için baskı görürler'
''Bu durum bir kadın olarak şahsi prangasının köklerini işaret eder. Orospular sadece birer kadın oldukları için değil, kadın gibi olmadıkları için de baskı görürler. Kadınsı olmak yerine öncelikle insansı olmayı tercih ettiği için, sosyal baskıları kabullenmeyip önce kendine dürüst olduğu için orospu aykırı bir kişilik geliştirir ve olgunlaşır. Tıpkı genç kızlar gibi kabul edilmiş seks rollerinin limitlerini ihlal ederler. Diğer kadınlarla bir tutulmazlar ve çok azı ona rol model olabilecek yetişkin bir orospuya sahip olacak kadar şanslıdır. Kendi yollarını oluşturmak ve haritada yer almayan seferin bahşettiği gizli tehlikelerle belirsizliğe ve özgürlüğe ulaşmalıdır.

Orospular toplumun kadına verdiği sert cezalar karşısında güçlü olup ayakta kalmanın timsalidir. Genç kızların akılları yardımcı-anne rolü dışında kadınların erkeklerden daha az değerli olmasını mantıklı bulmaz. Onlar evliliğin kadına getirdiği köleliği asla özümseyemediklerini söylerler. Bunun yanında bazı orospular da genelleşmiş sosyal baskılara ilgisiz kalır, bazılarıysa inatçı bir direnç geliştirirler. Bazı davranışlar zaman içinde hoş görülürse bir kısmı yüzeysel bir kadınsılık takınır, erkek gibi kız olurlar (Çevirmen Notu: burada “kız oğlan kız” yada “erkek fatma” gibi terimleri “tomboy”un karşılığı olarak kullanabilirdim, ama içim el vermedi... karar sizin...) Orospular tüm ruhları ve akıllarıyla yapabileceklerinin ve olabileceklerinin limiti olması konforunu tümüyle reddederler. Onlar arzuları ve yönelimlerine hiç bir mecburiyet, sınırlama getirmezler.''

Erkeler orospulardan neden hoşlanır?

''Bu direnç onları tekrar tekrar mahkûm eder. Onlar boş verilir, küçümsenir, alay edilir, haklarında dedikodu yapılır, yüzlerine gülünür ve toplumdan sürülürler. Toplum kadınları köleliğe iter sonrada köle gibi davranıyor diye eleştirir. Bu son derece ustaca uygulanmaktadır. Çok az kişi seksüel rollerini istendiği gibi oynamadıkları için onlardan hoşlanmıyor olmasını direkt söyleyebilir.

Aslında çok azı orospulardan hoşlanmama nedeninden emindir. Gerçeğin yapısallığına tecavüz ederek yapının kendini bozduklarını anlayamadılar. Çocukluk döneminde bazı kızlar bir şekilde uyumsuzdu ve onlar eğlenmek için iyi birer objeydiler. Çok azı bu hoşlanmama olgusunun kökenleri konusunda bilinçlidir. Sonuçlarıyla da hiç yüzleşilmedi zaten. Eğer tümüyle konuşulmuş ve çözümlenmiş olsaydı sadece bir genç kızın arkasından söylenmiş kötü niyetli bir söz olarak kalacaktı. Orospular onlarda bir sorun olduğu düşünülsün, hissedilsin diye var edildi, kişisel bir sorun...''

'Günah keçileri'

Bu günah keçisi oyununda özellikle ergenlik dönemindeki genç kızlar kötü durumdadır. Kızlar için toplumun uygun gördüğü ödülü kazanmak adına (yani erkeğini) tamamlamak zorunda olduğu en zorlu sınav dönemidir. Kadınlıklarını ispat etmeli ya da toplum tarafından reddedildiğini kabullenmelidir. Kendilerine olan güvenleri yok denecek kadar azdır ve bu sürecin oluşturduğu belirsizliği göğüslemek zorundadır. Onlar bu yarışmada en sert olanlardır hatta bu sınavı tamamlamakta zorluk çekenlere, gerileyenlere son derece acımasız ve serttirler. Onların kaygılarını taşımayan, erkekleri etkileme sanatının etkinliğine dahil olmayan yaşıtları en sosyal olan gruptan dışlanır. Eğer daha önce fark etmediyse, bir orospu bu süreçte farklı olduğunu keşfeder.

'Bir orospu kendi aklına sahiptir'

''Yaşlandıkça neden farklı olduğunu daha iyi anlar. Bir orospu iş almaya başladığında ya da bir organizasyonda yer aldığında nadiren söz dinleyip yerinde oturma konusunda hoşnut olurlar. Bir orospu kendi aklına sahiptir ve onu kullanmak ister. Yükselmek, yaratıcılığını kullanabilmek ve sorumluluk almak ister. Yetenekli olduğunu bilir ve bu yeteneği kullanmak ister. Erkeğe boyun eğmeyerek çalışma durumunu kişisel başarısı sayar.''

Seksüalite’nin sert tuğla duvarıyla tanıştığında itaatkâr yaklaşmaz. O duvara, onun için tanımlanan yardımcı rolü kabul etmediğinden kafa atacaktır. Bazen kendi yolu üzerinde de bu duvarla çarpışabilir. Ya da bir gedik bulup kendine bir kaçış deliği oluşturmak için marifetini gösterebilir, olmadı kendi gücüyle bir çıkış yolu yaratır. Ya da onunla yarışanlardan on kat daha iyidir. Aynı zamanda beklentisinin altında olanı da kabul eder. Basit seks algısı doğrultusun daha aşağı bir seviyede konumlanmaktan henüz kaçamadığı için tıpkı öteki kadınlar gibi hevesi kursağında kalır. “Tahtın sahibi olmak” tanımlamasıyla gelen sınıflandırmayı gerçekte hiç istememesine karşın, genellikle tahtın ardındaki güç olma durumunu benimser; ki içinde asıl gücün kendinde olduğu bilgisi saklıdır. Bir orospu, hayatı boyunca hem kadın olma hem de gerçek bir kadın olmama durumunu yaşamak zorunda bırakıldığından, hayatında başardıklarını sıradan bir kadının elde edemeyeceğini düşünür. Çoğu zaman fazlasıyla olgunlaşmış bir orospu üstün taraflarını kabul etmeyerek kendini küçümser. Kendini düşük seviyede yada orta karar görür; ona göre kendi yapabiliyorsa herkes yapabilirdir.''

'Akılları gibi bedenlerini de özgür bırakmak...'

''Ebeveynler gibi orospularda, içinde rahat  hissettikleri sokaklarda feminen rollerini öğrenmiş olabilirler. Bu bilhassa fiziksel olarak orospu olan kadınlar için doğrudur. Akılları gibi bedenlerini de özgür bırakmak, fiziksel hareketleri kısıtlama yada insanlar rahatsız olmasın diye soyundukları roller için harcanan efora hayıflanırlar. Çünkü onlardan fiziksel olarak beklenen seks rollerini çiğneyebilir ancak psikolojik ve entelektüel açıdan bu denli özgür olamazlar. Normlardan biraz sapma belki tolere edilebilir ancak fazlası tehlikelidir. Bir kadın gibi düşünmemek, kulağa kadınsı gelen düşünceler üretmemek ya da kadın davranışları sergilememek bile yeterince kötüdür. Ayrıca kadın gibi görünmemek, “o” gibi hareket etmemek yada kadın gibi rol yapmamak renksizliğin de ötesinde algılanmaktadır. Bizim toplumumuz insan çeşitliliği sıkalasında katı, hoşgörüsüz sınırları içinde yer alır. Bazı kadınlar fiziksel özellikleriyle tanımlanır. Bu sınırları aşmamış olanlar, aşmış olanlara nazaran daha özgür olurlar. Sınırları kabullenen orospuların gıpta ettiği bu diğerleri, davranışları yaygınlaşmasın diye şiddet ve baskı görürler. Bu tip orospular tekrar tekrar şiddet görürler çünkü toplumdan sapmış oldukları çok aşikardır. Ama bu durumun telafisi büyük orospu olarak, küçük orospulara nazaran daha az zorlanıp daha çok kazanmaları ve ciddiye alınmalarıdır. Bir kadın olarak ızdıraplarının kaynağı aynı zamanda güçlerinin kaynağıdır.''

'Oldukları kişi için cezalandırılmaya tahammül edebilirler'

Olgunlaşma sürecinde bütün orospuların giydiği bu ateşten gömlek ya onları var eder yada parçalar, kırar. Onlar doğalarının gerektirdiği gibi olmak yada sosyal olarak kabul görmekten oluşan iki uç arasına gerilmiş bir bağ gibidirler. Onlar duygulu ve hassas insanlardır ama bu hassasiyetten dünyanın geri kalanı haberdar değildir. Çoğunlukla dış ortamlarda onları koruyan kalın bir nasır tabakası geliştirdikleri için sert ve acımasız görünürler. Bu özellikle, zorla izole edilmiş hayatlar yaşayan orospularda, değiştirilmemek ve yok edilmemek için vardır. Benzer kişiliklerle büyüyen, anlayışlı aile bireylerine sahip, bir veya iki rol model gözlemleyebilmiş şanslı orospularsa, orospu olmanın bazı kötü yanlarından sakınabilirler. Oldukları kişi için cezalandırılmaya tahammül edebilir ve farklılıklarını özgüvenin getirdiği huzurla kabullenebilirler.

Kendi yolunu tek başına çizen bu insanlar belirsiz bir patika yolda ilerlemektedir. Bazıları sonunda anlar ki sorunları rahat olmayışları değildir, kendileri o rahatlık ve konforu istememektedirler. Bunu anladıklarında aynı zamanda kendileriyle ilgili bir sorun olmadığını, sadece içinde yaşadıkları toplum yapısının onlara uymadığını anlarlar. Bir çoğu sonunda kendini bu katı sosyal çevreden izole eder. Her nasılsa bu durumun getirdiği bir ödül vardır. Tedbirli ve bilinçli davranana kadar, kız kardeşlerinin de yardımı olmadan, sırf sergiledikleri bu davranışlar nedeniyle kibirle ödüllendirilirler. Orospular o kadar sertleşir ve o kadar hissizleşir ki insan olmalarına dair son izlerde çok derin bir yerlere gömülür yada tümüyle yok edilir.

Bütün orospular yapmaz bunu. Nasırlarından dolayı hassaslaşanlarda olur. Güven duymak yerine reddetmek için sağlıksız bir aşırı duyarlılık geliştirirler. Görünüşte dışarıya karşı sert dururlar, içlerindeyse bir hayat boyu ayakta durma zorunluluğunda kamçılanan et ve kemikten oluşurlar. Bunlar gitgide kötüleşen orospulardır. Onlar omuzlarında hep bir yükle ortalıkta gezinir ve gücünü hiçde yapıcı olmayan kin ve nefret adına kullanırlar. Bu tür orospular çok çirkin ve kötü olabilirler çünkü kimseye güvenemezler. Güçlerini yapıcı olmak için kullanmayı bir türlü öğrenemezler.

'İnsan olarak sakat bırakılmış orospular'

İnsan olarak sakat bırakılmış orospular öfkelerini başka insanlar üzerine, genellikle de kadınlar üzerine yöneltirler. Bu durum kadınların kendilerini ve diğer kadınları toplumun çizdiği sınırların içinde tutmasına iyi bir örnektir. Orospular kendine ve bir grup kadına karşı nefret duyan, orospu olmayan kadınlardan daha az suçlu değildir. Her ikisi de en kötü ızdıraba maruz kalır ve bunun devamlılığını sağlar. Bütün orospular günah keçisidir ve bir psikolojik zırh oluşturup kendini koruyamayanlar tepeden bakanların hedefi olur. Bir kitle olarak orospular, tıpkı kadınların bütün bir toplum tarafından korkutulduğu gibi o kadınlar tarafından korkutulur. Onların alanlarından faydalanır onlarla dedikodu yaparlar ama başka yerde kabul görmez ve aşağılanırlar. Geleneksel kadın sınıflandırması için tehdit ama aynı zamanda bir kadının üstün hissetmesini sağlayan bir dış grup olarak algılanırlar. Birçok kadın hem kıskanır orospuları hem de onlardan daha iyi olduklarını düşünür. Bir yandan onlar kadar agresif ve erkeksi yaratıklar olmamalarından dolayı rahat, bir yandan da onlar için çok değerli olan erkeklerin daha özgür, daha iddialı ve daha özgür bulmalarından dolayı kadına tercih ettikleri orospulara karşı sinsi bir şüphecilikle yaklaşırlar.

'Öteki kadınları çok kafaya takmazlar'

''Orospularsa aynı nedenle öteki kadınları çok kafaya takmazlar. Kadınları beğenmeyerek olgunlaşırlar. Onlarla bağlantı kuramaz, onlarla bir tanımlanmaz, onlarla ortak hiçbir şeye sahip olamazlar. Diğer kadınların onlarla alakalarının olmaması yönünde bir normları vardır. Bu nedenle orospularda kadınları reddeder. Orospuların, orospu olmayanlar tarafından küçümsenmesini engelleyen nedenlerden birisi budur. Böylelikle ilk kim yaparsa kazanır oyunu başlar. Birçok kadın bu boktan duruma hizmet ederken orospular biraz dişini sıkarsa en azından küçük bir kısmı bu durumun nedenlerini anlamayı sağlayacak politik bilince ulaşabilir. Orospular kadınlar tarafından mağdur edilmektedir diyebilirdik eğer erkeklerin altında topyekun ezilmeseler ve kendileri için duydukları nefret bu kadar büyük olmasaydı.''

'Bir orospu sadece diğer orospuların yanında gerçekten özgürdür'

''Aynı zamanda orospular kadınların yakınındayken rahat edemezler çünkü çoğu zaman psikolojik akranları kadınlar değil erkeklerdir. Orospular özellikle pasif insanlar sınıfına girmez. Bu sınıftakiler bir şeyler kırmaya korkarlar. Kadınlara genel olarak pasif olmaları öğretilmiştir, öyle olmasalar da öyle görünmeye çalışırlar. Bir orospu pasif değildir ve bu rolü kıvıramaz. Ama çoğu zaman baskın tür olarak algılanmakta istemezler çünkü doğal olarak birinin bir başkası üstünde güç kullanmasından hoşlanmaz ya da erkeksi görünmek istemezler. Böylece orospular sadece güçlü olduğunu bildiği diğer akranları yanında rahat edebilir ama doğaları gereği pasif olmayan karakterleriyle bulunurlar. Bu erkekler arasındaki ilişkide, kadınlara nazaran daha sık karşılaşılan bir davranış biçimidir. Ancak en yakın akran ilişkisi kendine karşı hala kin duyan ve bundan henüz pes etmemiş orospular arasında bulunmaktadır. Bu meselede aynı durumu yaşayan akranları onun hala yanında rol yapmak zorunda olmadığı tek insan grubudur. Bir orospu sadece diğer orospuların yanında gerçekten özgürdür.

Bu anlar nadiren oluşur. Çoğu zaman bu orospular psikolojik olarak izole durumda kalırlar. Kadın ve erkekler onlardan öyle çok korkarlar ki orospuların gerçek kişiliklerini savunması, koruması gereken sert bir tavır takınırlar. Orospular güvenmesi gereken çok az sayıda kişi için çok şüphecidirler çünkü çoğunlukla bu güven duydukları kişilerin duyguları sahte çıkar. Ama yalnız kalmanın getirdiği bir güç vardır; izole yaşamaları, sert ve kaba olmaları diğer kadınların sahip olmadığı birer nimettir. Orospular bu toplumun içinde bilinmeyeninde bilinmeyeni kahramanlardır. Onlar birer piyon, öncü birlik, birer mızrak başıdır. Bu isteseler de, istemeseler de varlıklarının bir sonucudur. Birçoğu onlara kardeşçe duygular beslemeyen akranları diğer kadın kitlesi için bu öncü rolünü oynamayı seçmek istemez ancak bundan da sakınamazlar. Limitleri ihlal eden bu insanlar o limitlerin genişlemesine yâda kırılmalarına neden olurlar.

'Orospular ilk fakülteye gidenlerdi'

''Orospular ilk fakülteye gidenlerdi, uzmanlığın görülmez engellerini ilk kaldıranlardı, ilk sosyal devrimcilerdi, ilk çalışma liderleriydi, diğer kadınları ilk organize edenlerdi. Pasif olmadıklarından, aşağı görüldükleri için gücenip darılmadıklarından diğer kadınların yapamadığı her şeye el atabildiler. Onlar toplumun onlara uzattığı kirli tabaklarını geri fırlatıp kadının görmesi bile mümkün olmayan, dünya üzerindeki payını ortaya koydular. Kenarda köşede yaşadılar. Yalnız ya da kız kardeşlerinin yardımıyla içinde bulunduğumuz dünyayı değiştirdiler.

Benim tarifim orospular bu toplumun marjinal yaratıklarıdır. Doğru dürüst bir yerleri yoktur, bunu başardılarsa da içinde kalamazlar. Kadındırlar ama gerçek kadın değildirler. İnsandırlar ama erkek değildirler. Bazıları kadın olduğunu bile bilmez, çünkü diğer kadınlarla iletişim kuramazlar. Zaman zaman kadınsı oyunlar oynasalar da bilirler ki bu bir oyundur. Temel psikolojik baskı sorunları onların alt tabaka insanı olma inançları değil, olmadıkları inancıdır. Bu nedenle tüm hayatları boyunca garip hissettiklerini söylerler. Bu daha kibar ifadelerle de anlatılabilir ancak asıl olan mesajın alınmasıdır. Bir çok kadın gibi onlara da kendilerinden nefret etmeleri öğretilmiştir. Tabi ki farklı şekil ve yollarla ancak etki aynıdır. İçselleşmiş aykırı kişilik modeli, her zaman fazlasıyla kin ve acı ile sonuçlanır. Bu nedenle oluşan öfke genellikle birini (kendisini) hoşnutsuz ettiği gibi bir başkasını da (ötekini) hoşnutsuz eder ve onlar hakkındaki sosyal klişeleri sağlamlaştırır. Bu durum sadece politik bilincin merkezi yönlendirmesiyle düzelebilir... (Sosyal Sistem)

Bu manifestonun büyük bir kısmı orospular hakkındadır. Geri kalan kısmı da orospu hakkında olacaktır. Organizasyon henüz var olmamıştır ve büyük ihtimalle hiç var olamayacaktır. Orospular kahretsin ki çok özgürlükçüdürler ve biribirlerine güvenmeyi öğrenememiş diğer kadınlara güvenmemeyi çok iyi öğrenmişlerdir. Bu, orospuların diğer kadınlara yapmayı öğretmek zorunda olduğu şeydir. Orospular kendilerini orospu olarak kabullenmeyi öğrenmeli ve kız kardeşlerine yaratıcı birer orospu olmaları için ihtiyaç duydukları desteği vermelidir. Orospular kendi güçleri ve kendileriyle gurur duymayı öğrenmelidir. Kendilerini koruduğuna inandıkları izolasyondan uzaklaşmalı ve genç kız kardeşlerine bu tehlikeden kaçınmalarında yardımcı olmalıdır. Şunu unutmamalıdırlar ki genellikle kadınlar kadınlara diğer erkeklerden daha az hoşgörülü davranırlar, çünkü onlara tüm kadınları düşman olarak görmek öğretilmiştir. Ve orospular politik bir tavırla sorunlarını ele alamak için birlikte bir hareketin içinde şekillenmelidir. Tıpkı tüm kadınlar ve özgürlükleri için yapmaları gerektiği gibi özgürlükleri için organize olmalıdırlar. Güçlü olmalıyız, militan olmalıyız, muhakkak tehlikeli olmalıyız. Unutmamalıyız ki orospu güzeldir ve kaybedecek hiç bir şeyi yoktur. Hem de hiç bir şeyi...

Onlara ithaf edilmiş bu manifesto, bir çok kız kardeşimin yardımıyla düzeltilip, kaleme alındı.

Yazar – Anonim (Tüm Orospular)



Çeviren – Umut Saim Balkır


8 Mart 2012 Perşembe

MANALI POSTA’DAN 8 MART KUTLAMASI

MANALI POSTA,ERKEK ŞÖVENİZMİNE ,CİNSİYET AYRIMCILIĞINA,KADINA ŞİDDETE KARŞI MÜCADLE EDEN, SADECE EMEKÇİ KADINLARIN DEĞİL, BÜTÜN KADINLARIN    “DÜNYA KADINLAR GÜNÜ”  NÜ  KUTLAR.

6 Mart 2012 Salı

KUĞU’NUN ÖLÜMÜ- Hasan Gürkan

“Maksut bir amma, rivayet muhtelif.

Kuğu öldü. Ne gök yarıldı, ne yer yerinden oynadı. Sadece adamın içinde yeşil bir dal kırıldı, bir Kuyucaklı Yusuf çığlığı yankılandı. Muzaffer hayat devam ediyor.

Kuğu öldü. Ak narin boynunu- dokunmaya kıyamazdınız – büktü. Kana bulanmış ellerimi durmadan yıkıyorum, çıkmıyor. Yuvalarından fırlamış gözleriyle, terk edildiği çıplak betonda cansız yatıyor. Boynunda parmak izlerim. Ellerim bana ait değildi. Gırtlağına çullanan havasızlığa karşı çırpınmaları fayda etmedi.Suç ortağım yok,yalnızım.Muzaffer ölüm devam ediyor.

Bir gece yarısı koltuğa serilen sabun kokulu çarşaflarla başlayan milad, aylar sonra gene bir gece yarısı sabun kokulu çarşaflarla  bitti. Adam birincisinde sabaha kadar gözünü kırpmamıştı. İçinde adını koyamadığı gergin bir ışık çırpınıyordu. İkincisinde gene geceyi uykusuz geçirdi.Bu defa içinde uyuşuk bir karanlık,ellerinde bir kuş cesedi var. 
Durulmuş çizgilerime, kayıtsızlığıma bakıp aldanma! Kabullenmezliğin azgın sellerini kendi nehir yatağıma akıttığım için öldü kuğu. Cesedi derimin altında. 

Rivayet odur ki, kimyası ayrı bedenlerde, ayrı mekânlarda uzun yıllar içinde birikmiş, ama bilinmeyen, ama beklenmeyen kemik beyazı bir dünyaya doğmuştu. Kilim, gümüş ve şiirden mürekkep aykırı bir soluktu. Önce kadın geri çekildi. Uzun sancılı bir kış başlamıştı. Renkleri, sevinçleri köklerinden söküp peşi sıra sürükleyen  amansız bir kış. Bahçe tarumar oldu. Kuğu yakasını bir türlü kurtaramadığı bahar düşleriyle eriyerek tüketti hayatı. Sesler söndü.At kuyruğu saçlı,kocaman beyaz kurdeleli kız ile adam seyrettiler.Katil iddiası hilaf-ı hakikattir. 

“Bütün bunlar tarihi, sosyal,iktisadi şartların zaruri neticesidir”  Her sevda serüveninin  kaçınılmaz sonudur.Ona milyonlarca benzerinden farklıymış gibi  izahlar getirmek,yanmak yakınmak nafile.Başlangıçta her herkes aynı paniği yaşar,terk edilmeyi dünyanın sonu sanır.Zamanla alışır,yüreği başka ve daha geniş sevdalara koşar.

Kuğu zaten tükenmeye mahkum  aykırı bir dünyaya açmıştı gözlerini.Sevgi daha başlangıçta – onu er geç alt edecek – meşru ahlak,önceden formatlanmış davranış kalıpları,istikrar,para,sahiplik.borçluluk duygusu gibi düşmanlarla kuşatılmıştı.Kadın bunlara meydan okuyarak sevmeyi göze alamadı.Bir olmazın yanında saf tutup daha büyük düş kırıklıklarını, daha büyük alt üst oluşları,daha büyük acıları göze almaktansa, yol yakınken aklın ve sağduyunun sesine boyun eğmeyi tercih etti.Terk ettiği adamda sevdanın adına yaraşır daha büyük sevinçler,daha büyük ihtiraslar, ol sebeple daha büyük arınmalar,daha büyük paylaşma ve çoğalmalar olduğunu görmedi.Akan sular durur! Çünkü o,öyle hissediyordu.

Ya  belleğimiz ki, şehvetle tutuşan bedenlerimizin terini soluyor. Ya rüyalarımız ki, gerçeğin tabyalarını kaç kere yerle bir etmişti. Ya aklımız,ki kötürüm bir Prut zaferini kutsar!

Ne haksızlık! Kuğu alelade bir kuğu gibi daha önce katledilenlerle aynı mezara gömülecek. Tarih teferruatla uğraşmaz diyecekler. Ölüm adildir, diyecekler.

Adam kuğunun neden öldüğünü hiç anlamak istemedi. Anlamak yorumlamak ve yargılamaktır. Nasıl yaşanırsa yaşansın, sevginin hatırası lekesiz olmalı.

Onlara de ki, biz bu sevdayı akıldan ve mantıktan ve ahlaktan ve ayıptan ve her türlü izahtan ve mazeretten münezzeh kıldık ve insan ruhunun yedi kat derinliklerine gömdük ve sevda ol sebepten kapınızı zırt pırt çalmaz.

Değmez özürlere sığındın, sevdayı ütopyanın safında yaşamayı beceremedin. Kuğunun boynunu vasatın önüne uzattın. Eşitlemeci açıklamalar belki senin yüreğindeki ağırlığı hafifletir,ama kuğuyu diriltmez.Hımbıl bir aşk cennetinin peşinde koşmadım ben, kalbimi intiharlara biledim. .

Gökyüzünün fethi gibi haklı ve umutsuz bir serüvendi. Paris Komünarlarının isyanını  ve İspanyol Cumhuriyetçilerinin direnişini bütün benzerlerinden ayırt eden nitelikleri bağrında taşıyordu. Önemli olan bunları görmek ve teslim bayrağını çekmemekti. Varılacak sona, Kömünarlar ve Cumhuriyetçiler gibi varmaktı.

Kümünarlar ve Cumhuriyetçiler adamın baştan beri içine düştüğü sunturlu bir yanılsamadır. İhtiyatı ve vasatı bilmiyordu. Sevdayı o,hep bir düş âleminde yaşadı. Bu yüzden kadının aylar önce vardığı yere, o çok başka meşakkatli yollardan şimdi varıyor. Zavallı bumerang!

Dilsizlik, baştan beri varolan hakikatin kadının iç dünyasında önce bir ikileme, sonra tercihe dönüşmesiyle başladı. Mürekkep lekesi gibi yayıldı, iklimin her bucağına sirayet etti. Sevmek, hoşlanmak suç, cinsellik ayıp gibi algılanır oldu. Soru ilk defa hiddeti çağırdı.

Kadın bu sevdada ketum olan taraftır. Belki her şey anlattığı kadardı, belki bentlerinin yıkılacağından korkuyordu. Susmak kabullenmektir.

1992 güzü

29 Şubat 2012 Çarşamba

POZANTI CEZAEVİ ÇOCUKLARINA MEKTUP- Cana Bostan -PEDOFİLİ VE FAŞİZM - Adil Okay


 “Bu topraklarda bir bebek doğduğunda kulağına fısıldarlar "adınla yaşa" diye. Sizi adınızla yaşatmayanlar bu topraklardan mı? Bu dünyadan mı? Onlar da insan mı?” Cana Bostan
Çocukların sınıfı yokmuş. Çocukların milliyet, dini, mezhebi, cinsiyeti. İnanmayın var. Vallahi var. Zorla giydirilen giysiler gibi, çocuklara zikredilen etiketler var. Zengin çocuğu, fukara çocuğu var.  Simit satan, ayakkabı boyayan çocuk var. Evi barkı olan çocuk, sokak çocuğu, yetiştirme yurdunda yetişmeye çalışan çocuk var. TMK mağduru çocuk var. Her gün şiddete uğrayan çocuk var. Satılan çocuklar.  Tacize- tecavüze uğrayan, zorla dilendirilen çocuklar. Oysa onlar doğduğu zaman dilsiz, dinsiz, kimliksiz, sınıfsız doğarlar. Çocuklar sarı renkli, beyaz, siyah tenli ve melez çocuklar. Hepsinin ortak yanı: Çocuk olmaları. Oynamaya, sevilmeye, korunmaya muhtaç olmaları.
Gencecik sol görüşlü çocukları sadece bildiri dağıttıkları için, “vurun komüniste- Kürde” diye uluyarak linç etmeye kalkan sapıkların yaşadığı bir ülke haline geldi Türkiye. “Hepiniz Ermeni’siniz, hepiniz piçsiniz” pankartının arkasında içişleri bakanı konuşma yaparak bu güruha cesaret veriyor. Linç girişimleri yetmez gibi, 12 Eylül zebanilerinin başvurduğu ve gelenekselleştirdiği “tecavüz-cinsel taciz”, ekilen nefret tohumları sonucu çocukları hedef almaya başlıyor. Devletin himayesinde olması gereken TMK mağduru çocuklar, bir diğer adla “taş atan çocuklar”, ‘devlet dersinde’, hapishanelerde taciz ve tecavüze uğruyor. Herkes dehşet içinde. Elbette ben de dehşet içindeyim. Ve öfke. Nasıl oluyor diyorum Pozantı halkı, “ilçemizde bu utanca yer veremeyiz” deyip ayaklanmıyor, cezaevini taşlamıyor. Biz 12 Eylül öncesi “kurtarılmış mahallelerimizde” fuhuş yaptığı saptanan evleri tahliye ederdik. Bırakınız pedofili- çocuk tacizini, yetişkin kadınların satılmasına da karşı dururduk. Nasıl olur da diyorum insanlar empati yapmaz, adalet bakanlığının önünde birikmez. İHD Mersin şube başkanı Ali Tanrıverdi ile konuyu görüşüyorum, ‘Çabalarımız sonucunda konunun üzerine gidildi” diyor. Basın ve İHD konuyu dillendirince, Adalet bakanlığı mecburen müfettiş görevlendirdi.
Bir zamanlar, F tipleri yokken, mahpushanelerde devrimcilerin etkisi-insiyatifi vardı. Adli mahkumlar ve çocuk mahkumlar solcu mapusların sayesinde bahar yaşamışlardı. Koğuş ağalığı, taciz, işkence ve talan, solcular sayesinde sona ermişti. Bizim seçilmiş ‘koğuş mümessillerimiz’ sevgi dolu, melek gibi insanlardı. (Örneğin benim yattığım Adana cezaevinde temsilci seçilen Turgut Tüksoy bu gün hâlâ hak-hukuk-adalet diye çalışmaktadır.)  demem o ki, o dönemde, birçok yanlışa ve eksikliğe rağmen, solun bir ortak aklı - terbiyesi vardı. Tacize, tecavüze, işkenceye karşı çıkmak gibi. Ama 19 Aralık “hayat söndürme operasyonundan” sonra hapishanelerde yeniden devletin, mafya şeflerinin, çapulcuların ve sapıkların hakimiyeti başladı. Sonuç Pozantı cezaevinde çocuklara tecavüz ve taciz. Ve işkence.
Elbette bu yeni değil, ilk değil. Bu gün hâlâ, “uygar batıda” bile kadınlara yönelik taciz -  tecavüz haberleri alıyoruz. Pedofili, dünyada bilinen ve devam eden bir dram. Kadınlar (ve duyarlı erkekler) yılardır buna karşı örgütlü biçimde mücadele ediyorlar. Ancak burada konumuz çocuk.  Hapishanede ‘devletin himayesinde’ olan çocuklarımız.
Şükrü Argın’ın çok tuttuğum bir saptaması var: “12 Eylül edebiyatın kaldıramayacağı kadar ağır bir gerçeklikti”. İşte bu olay da bir yazıyla- raporla açıklanamayacak kadar trajik. Bu çocuklar “Devlet dersinde” yaralanan çocuklar. Ve bu öyle bir yara ki ömür boyu kanayacak. O çocuklar bu kanayan yaralarla büyüyecek.
Dünyada en çok çocuk pornosunun izlendiği ülkelerden birinin neden Türkiye olduğu sorusunun cevabı, çocukları linç etmek ve ellerine geçse tecavüz etmek için sıraya giren bu sapık-faşistlerin giderek çoğalmasında ve bunların kimi ‘devlet büyüklerinden’ destek görmelerinde aranmalıdır.
Sabah akşam ant içerken bu gerçekleri de düşünmek gerekiyor.

POZANTI CEZAEVİ ÇOCUKLARINA MEKTUP
Hani tarlalara kuşlar gelmesin diye korkuluk koyarlar ve bazı kuşlar yuva yaparlar o korkmaları umulan korkuluğun şapkasına. Korkuluklar neden insana benzer ve siz çocuklar neden bu kadar benziyorsunuz "bazı" kuşlara? Nasıl da aldılar sizi sokaklardan! Bütün dışarılar içeride şimdi...
İnanır mısınız, Van Çocukevi kapatılmış?
İnanırsınız; oradaki çocuklar da inanmış çünkü..
Sonra bir gecede büyüyüvermişler; oyun yasaksa, çocuk olmanın anlamı ne ki?
Başka kentlerde başka çocuklar var; bağıra bağıra istop oynuyorlar. Top havadayken bir çocuğun ismi haykırılıyor uzun uzun. Sizin isimleriniz neden böyle kısa: H.K. Ş.A. A.K.? Tıpkı N.Ç. gibi: hani büyükler saklambaç oynarken kaybolan bir çocuk vardı ya...
Oysa bu topraklarda bir bebek doğduğunda kulağına fısıldarlar "adınla yaşa" diye. Sizi adınızla yaşatmayanlar bu topraklardan mı? Bu dünyadan mı? Onlar da insan mı?
Daha dündü; belki de kâğıttan uçak yapmayı yeni öğrenmişti ama kâğıttan olmayan uçaklarla vurdular onu Uludere'de. Daha dündü; belki annesi bir masal anlatmıştı "gökten üç elma düşmüş" diye ama gökten düşen elma değildi o gece Uludere'de.
Otlattığı havyanlar vardı Ceylan'ın; bir patlama oldu. Diyarbakır'da üç karakolun arasına sıkıştı çocukluğu. Bedeninin parçalarını ise annesi topladı. Klee'nin "Tarih Meleği" gibi bakan gözleri kaldı hafızamızda. Bir felaketi izliyordu sanki o da; bir yıkıntılar yığınını...
O yıkıntılar yığının arasında çocuklarının kemiklerini arayan başka anneler de vardı. Her gün aradılar, en çok da cumartesileri...
Bunlar masal değil. Hiçbir masalın kötüleri bu kadar kötü değil. Ne var ki sizin kanınız mürekkep oldu tarih-yazıcılarının kalemlerine. Yazmak da yazmamak kadar utandırıyor şimdi. Aynı zihniyetin pay sahibi olduğu olayların mağduru olan siz çocuklara "yalnız değilsiniz" diyebileceğimiz bunca acının birikmiş olması nasıl da utanç verici.
Sizin bedeninize dokunan ellerin tokalaştığı başka eller var ki; nicelerinin sırtı o ellerle sıvazlandı.
Ne çoklarının ağzını kapadı o eller; ne çoklarını boğdu. Sizinle hemhal olmanın bütün yollarını tıkadılar, duvarlar ördüler. Belki de o duvarları yıkmak için bir taş almalı insan eline; ruhunu kurtarmak için fırlatmalı bütün gücüyle... (CB/HK)
* Cana Bostan, Ege Üniversitesi Felsefe Bölümü Doktora Öğrencisi.

--

15 Şubat 2012 Çarşamba

KARA KUTU – AHMET BÜKE

Tavandaki ışık büyüdü.Güneş doğdu sanki içeriye.Döşek ısındı,kan yürüdü içimde.Yanar mıyız acaba bu sıcaktan?Bunca kar varken,çığ ve buz topu doğmuşken yollarda,nasıl olacak?Komşular nem koydu dudağıma:iki nokta su,iki serin çocuk,iki damla çeşme suyu.

“Uyan oğlum.”
“Ağlasa geçecek.”
“Vur dizlerine.”
Gözlerimi açtım:annem köşede çökmüş,yanında iki halam.Gülüyorlar.Annem gülüyor,büyük halam sarılıyor ona,küçük halam gözyaşını siliyor ikisinin.Sonra elini göğsüne bastırıyor.
“Çok şükür ablam,”diyor.
“Çok şükür,bu günleri  gördük bak.Şimdi yeri yuvası belli.Değil mi ablam?Hemen köyün yukarısında artık.Atasının,dedesinin yanında.Sabah kalk,çocukları okula yolla,yemeği koy.Doğru git yanına abimin.”
Gözümdeki kar çözülüyor iyice.Kendime gelince amcaoğlunu gördüm.Yamacımda.Bana bakıyor.
“Hadi kalk. Dolaşalım bi.Açılırsın.”
Kalkınca elini koyuyor belime.Daldaki yaprağım.Kar var üstelik hala bende.Düştüm,düşeceğim.
Annem beni görünce koşuyor yanıma.Tutmaya çalışıyorlar ama dinlemiyor kimseyi.Elimden tutuyor.Koridora çıkarıyor beni.Konu,komşu hep orda.Yere diz çöküyor.Beni de çekiyor yanına.
Karşımızda bir bisküvi kutusu: Filli Kaymaklı: şöyle yazıyor kartonunda (doğadan buğday,mis yumurta,en temiz sütler el değmiyor bizde,her şey sizin çocuklarınız için mikropsuz ağrısız bisküviler arasında kaymak özenle yapıldı sütü kaynattık taşırmadık güğümden pençelerimiz sineklikli ayranımız karasız ellerimizi yıkadık her karardan sonra her “iş” sonrası dua ettik büyük kitaplara el koyup iki bisküvi arası en leziz en temiz en yüce kaymağımız yiyiniz sizin çocuklarınız)
O kadar yazıyor ki anneme rağmen okudum hepsini.Koridorda konu komşu.Susuyorlar. “Bak” dedi annem.Açtı kartonu.Uzandı.
“Bak,bundan tanıdım.Bilemezsin,dediler.Bekleyeceksin,hükümete gidecek bunlar.Ama ben bir baktım çukura.Görünce tanıdım.”
Annem yırtılmış ve delik deşik ve kara bir şalvarı elinde sallıyor.Gülüyor hem.
“Babanın bu.Geldiler aldılar ya.O sabahtan aklımda.Hiç unutmadım ya ben.Çukurda görünce çamurun içinde,kemiklerin yanında…”
Annem ellerini başına vurunca aldılar,götürdüler içeriye.
Kara şalvar düştü önüme.Aldım,kutuya koydum.Bisküvi kutusunda babam.
(Allah çok büyük.Çok büyük Allah.O dokundu büyük dedem oldu.Dağlar oldu.İnsanlar oldu.O dokundu babam oldu.Babamdan ben oldum,yedi damla olduk.Sonra annem ocağa aş vurdu.Allah dokundu beyaz bir taksi oldu.Köyün yoluna dolandılar.Kapımıza kadar geldiler;babamı aldılar.Bir kalenin içine götürmüşler.Gözünü bağladılar,gözünü açtılar soru oldu.Allah dokununca kelimeler varmış çünkü önce böyle havada uçuşan kar gibi yan yana gelince yapışınca sorgu olmuş babama çok kızmış o kelimeler yan yana gelince ateşteki maşa gibi kızarmış sonra babamın gömleğini yırtmışlar gözünü bağlamışlar yine iki koluna girip yerde ayakları kan içinde buzda toprakta çukurun yanında çukur çukur kuleleri tersine çevirip en derin kuleleri toprağa batırıp çukur yapmışlar.Allah o kadar büyük ki annem buldu işte babamı)
Amcaoğlu götür beni.Karşı tepeye.Sigara içtik sonra.Ardımız mezarlık:ata yurdu.Önümüz köy:anam,kardeşlerim,konu komşu orada…

Taraf Kitap Eki,şubat 2012

13 Şubat 2012 Pazartesi

“ BİRİ ” HAKKINDA - Hasan Gürkan

Ben kalemimden çıkan bütün yazıları kendime yazdım. Bir yanım kopmaz karmaşık bağlarla geçmişime bağlı. Geçmişimi yıktılar, üzerinde tutunamıyorum. Öbür yanım geleceğim; yok.

Geçmişim on altı-on yedi yaşlarımda başlıyor.Daha öncesinin köklü bir reddiyesi olarak giriyor hayatıma.Bütün benliğimi saran büyük ve lekesiz bir adanış.Hayatımda bu adanışın dışında her şey tali ve ihmal edilebilir oluyor.Yeniden doğuyorum.

Erkek biçimlenişim,taşralıklarım,zaaflarım,çirkinliklerim, -bütün zamanların en doğru ve  şaşmaz ideolojisi önünde – ufalıyor,küçülüyor,zavallılaşıyor,ama yok olmuyor.Kendi temellerimle,yapılanmamla çatışma “ biri” olmaktan kurtulma yerine uzlaşmayı,yok olmayanı yok saymayı  tercih ediyorum.Bu benim ilk büyük aldanışımdır.



Artık  “bu tarafta ve bizim saf ta” yım. Ev,aile,çocuk,meslek gibi ‘dünyevi’ meşgaleler   başkalarının  işi.Hayatımın sonraki dönemine rengini veren  bu hercümerçte  iradem ne kadar rol oynuyor,ne kadar birey olabiliyorum? Yolun bütün doğrultuları sanki kendimin dışında oluşturulmuş. Şiiri, türküyü ve çiçekleri sevme yeteneğimi korumaya çalışıyorum.Öte yandan bir kavga adamı olarak beğeniliyor ve seviliyorum.O soluksuz koşturmaca da durup geriye bakacak zamanım ve cesaretim yoktu.Başka hiçbir yerde bulamayacağım dostluklar,öfkeler,aşklar,acılar, arkadaş ölümleriyle gelen kahırlar yaşadım,Dünyanın bütün haksızlıkları,çirkinlikleri gözüme sinek gibi görünüyordu. “Her mil-i bahride dostum ve düşmanım var” dı. 

Şimdi kopmak istediğim geçmiş,bu geçmiş değil.O dönemde yıllar süren, kendime dair bir yanılsamadan kurtulmak istiyorum.Kendi çapıma,derinliğime dair önce kendimde sonra yakın ve geniş çevremde var olan ,benim durmadan beslediğim zehabı yıkmalıyım: 

Hasan yoldaş sen, hep vasatların biçimlendirdiği,hep güdülmüş,sürüden “biri” idin .Üyesi olduğun cemaatte hiçbir zaman yalnız kalmayı,diğerleri tarafından reddedilmeyi,lanetlenmeyi tam olarak göze alamadın.Her çatışma,her ayrılık noktasında  zemzem kuyusuna işememenin ince yollarını aradın ve buldun. 

Sonra kabenizi yıktılar ,ayağının altındaki zemin kaydı.Hala karar verici soruyu adam gibi soramıyorsun,ellerin titriyor.Her defasında bahaneler  buluyorsun.Ya “biri” olduğunu kabul et,yahut “biri” gibi yaşama! Soruyu süründürmek neyi değiştirir. Sünepelik. Geleceği manasız bitmez tükenmez tekrarlarla yaşamaya boyun eğme  hali. İğretilik bir yanı geçmiş olan “biri” nin, öbür yanının adı.Çürüme.Uzun yavaş yavaş,uyuşuk bir ölüm. 

Şimdi var gücünle kollarına atıldığın bir sevdaya tutunmaya çalışıyorsun. Gözlerin hakikatin ve ışığın kaçağıdır.Neden “büyü bozulduğunda…” diye başlayan cümleleri tamamlayacak cesaretin yok? Eylemin bizatihi kendisi sade,sessiz ve vakur.

1993 kış Beşiktaş


1 Şubat 2012 Çarşamba

SÜKÛNET İÇİNDE BUDAMIŞTI GÜLLERİ- hasan gürkan

Hiçbir şey olmayacakmış gibi sükûnet içinde budamıştı gülleri
O gün hava nasıldı?
Canına kıymadan önce neden gül budamayı seçmişti, bilmiyorum.

Herkes yattı. Dışarıda kar yağıyor,telaşsız,yumuşak.Faulkner’i sükuneti ve seni düşünüyorum.Güller derin ve çaplı bir iç hesaplaşmanın çocuğuydular.Sükuneti yazarın yüzüne onlar nakşetti.Sense gözlerine bütün acıları kuşanmış, olmayacak bir duaya amin demektesin. 

Ağzın tam bana bir şey söylemek için açılmışken kayboluyor. Önümdeki karlı pencereye binlerce gül abanıyor. Hepsinin bir birinin aynı gözleri var. Taa içime bakıyorlar. Ne sevinç,ne hüzün,ne öfke.Faulkner’ın  kitapların arka kapaklarından tanıdığım yüzünü hatırlamaya çalışıyorum,beceremiyorum.Bu binlerce göz bana yazarın kendine sorduğu sorunun cevabı olarak bakıyor.Elimi uzatıp birine dokunuyorum,yüzün oluyor.Hayır sesin oluyor.Değil aklının sevgiye sarmalanmış ışığı oluyor.Keşke beni yutkunmadan sevmeyi becerebilseydin. 

Nicedir yorulmayı unutmuştum. Bu gece içinde senin olduğun doygun yorgunluk düşleri kurmaya çalışıyorum. Aklım ve havsalam kan ter içinde. Yıpranmış,üzülmüş urganlarla boğulmak istemem.Ferahlığın bir kenarını güve yemiş gibi.Yapış yapış şekilsizlikler daha başlamadan bozuyor düşlerimi.Dışarıda karın yağışı gibi telaşsız yorgunluğa muhtacım.

Anlamadınız,gebeş rahatlıkları sevmem.
Anlamadınız,sorulan her soru cevabı verildikten sonra soruluyor.