24 Nisan 2017 Pazartesi





ERMENİ SOYKIRIMININ 102.YILI
TC DEVLETİ VE TOPLUM SENDİKALAR,KİTLE ÖRGÜTLERİ SOYKIRIMLA HALA YÜZLEŞMEDİ

23 Nisan 2017 Pazar





BU BAYRAMIN SAHİPLERİNDE N BİRİ DE
O PARAMPARÇA KÜRT KIZIYDI
Hakan Aksay-T24


Ellerine balon bayrak verip yürütmek ve dans ettirmek kolay...
Ve büyük adamların karanlık sıcaklığını taşıyan koltuklara bir günlüğüne küçük çocukları oturtmak...
Yüksek tribünlerden vatan, millet, “çocukları severiz” nutukları atmak...
Geç bunları!
Sen ne kadar mutlu edebiliyorsun çocukları, ondan haber ver!..
Nasıl bir gelecek kuruyorsun onlara? Ne kadar gelişme şansı veriyorsun?
Her şeyden önce, nasıl yaşatıyorsun çocukları?
Ekonomik ve sosyal şartları, aldıkları eğitimin kalitesi nasıl?
Bunlardan geçtim; ne kadar can güvenlikleri var?
Binlerce çocuk anasını babasını kaybetti. Ve yüzlercesi canını verdi. Güneydoğu’dan Gezi Meydanı’na kadar... O kadar çocuk... Onca masum, günahsız insan...
23 Nisan kutlu olsun tabii ki, olsun; ama o çocuklar da unutulmasın.
Birini hatırlatması benden bugün (yakın geçmişimizden kanlı bir gölgenin moral bozucu etkisi bayramınızın tadını kaçırırsa biraz, kusura bakmayın artık)...


Adı Ceylan idi.
Ceylan olur da avcı olmaz mı hiç!
Avcılar da vardı elbet.
Ama bu memlekette insanlar eline silah alınca “cesur” ve “mert”, cinayet işleyince korkak ve yalancı olurlar.
Çektikleri silahın sesinin yankısında gizlenirler.
Ettikleri ateşin dumanında buharlaşırlar.
Ve döktükleri kanın pıhtısında sır oluverirler.
Can almanın namert, sinsi ve ansızın olanı tercih edilir bu topraklarda.
*   *   *
İşte Ceylan da böyle bir alçaklığa kurban gitti.
Gitti...
Ve bitti.
Defteri kapandı.
Anında unutuldu.
Aslında yaşarken de hatırlanmaya hakkı yoktu pek.
Onun gibilerin bir değeri olamazdı ki zaten...
Kürttü, köylüydü, yoksuldu...
Varlığıyla da ölümüyle de rahatsız etmemesi gerekiyordu bu koca ülkeyi.
Bundan dolayı, cesedi de dâhil, onunla ilgili her şeyin anında gömülmesi şarttı.
Ne devlet meşgul olurdu onunla, ne de uzak topraklardaki ilgisiz Türkler...
Vardı...
Yok oldu.
Ufacık bir "fark etmez"di o, bu zalim hayatta.

İlk kez de bir gazete haberiyle duymuştum adını.
Ben adını duyduğumda o çoktan gitmişti.
Çünkü okuduğum onun ölüm haberiydi.
2009 Eylülü'nün 28'inde bitmişti kısa hikâyesi.
14 yaşındaydı son gününde.
Acaba anası “bir tanem” diye basıyor muydu onu bağrına?
Bir taneydi o...
Sonra...
Bir kalleş patlama oldu.
Ondan geriye yüzlerce Ceylan saçıldı ortalığa...
*   *   *
Ayakları, bacakları ve elleri daha bütündü koparken öteki parçalarından...
Ama geriye kalan bölümleri...
Paramparça dağıldı ortalığa...
Otlara, çalılara, ağaçların dallarına...
Belki otlattığı kuzuların bedenine...
Ondan geriye kalan yüzlerce kanlı et yapıştı.
Hain bir patlama onu yüzlerce parçaya ayırdı.
Anası gözyaşlarına boğularak topladı o parçaları kucağına.
Yapışmazdı artık, birleşmezdi, eski haline dönmezdi.
Ama ondan geri kalan parçalar toplandı yine de.
Bir battaniyeye kondu.
“Bir tane”ydi, bir tane Ceylan...
Paramparça oldu.
*   *   *
Öyle İstanbul'da, Ankara'da falan değildi.
Diyarbakır Lice'ye bağlı Şenlik Köyü yakınlarında bir yeşil alanı kırmızıya boyayarak göçüp gittiğinde kimsenin onu umursayacak hali yoktu.
Zaten devlet büyüklerinin “olayın fazla büyütülmemesi gerektiğini” söylediği rivayeti çıkmıştı.
Büyütülmemesi gereken olay, onun nasıl olup da birdenbire parçalandığıydı.
Onu yüzlerce parçaya ayıran şeyin, bir havan topu olduğu söylenmişti.
Diyarbakır-Bingöl sınırındaki bir karakoldan atılan...
Ya da başka bir “özel silah”la mı vurulmuştu acaba?
Bilerek mi hedef almışlardı onu?
Askerî talim sırasında “tesadüf kurbanı” mı olmuştu yoksa?
Ne olursa olsun, cinayetin şüphelisini gösteren bütün parmaklar devlete yöneliyordu.
Devlet ise onun gibi önemsiz bir Kürt çocuğuna feda edilmeyecek kadar yüce bir otoriteye sahipti.
*   *   *
Öldü gitti Ceylan.
Parçalarının toplandığı battaniye altı saat “yetkili” bekledi.
Ne yetkili, ne de vicdanlı vardı ortada.
“Savcıya vekaleten” bir imam gönderildi oraya; sonra alelacele bir karakolda yapıldığı söylenen “otopsi”nin raporu karalandı.
Elindeki bıçakla “askerî mühimmatı kurcalayarak patlatmış” falan olabilirdi işte.
Her neyse, çok da önemli değildi zaten.
Onunla ilgili açılan davalar, dev gibi devleti rahatsız eden sinek vızıltısını andırıyordu.
“İçerde” adaletin adı çok kendisi yok olduğundan dolayı, “dışardaki” mahkemelere de taşındı mesele.
Böylesi “tatsız olaylar”da “zaman aşımı” maddesini hasretle bekleyen memleketimizin hukuk çarkından çıkarılmış bir karar atıldı akrabalarının önüne.
“Önkol ailesinin 100 bin lira maddi, 150 bin lira da manevi tazminat talebiyle açtığı davaya bakan Diyarbakır 2. İdare Mahkemesi, ‘Devletin kusurlu olup olmadığının tespit edilemediği’ görüşünden hareketle manevi tazminat talebinin reddedilmesine, maddi olarak ise aileye 28 bin 208 lira 85 kuruş tazminat ödenmesine hükmetti.”
Dahası mahkeme, verdiği bu tazminatın 12 bin 701 lira 82 kuruş'luk kısmını yargılama giderleri ve avukatlık ücreti olarak aileye borç çıkarıp ödenecek miktarı 15 bin 507 lira 82 kuruş'a indirmekten hiç çekinmedi.
*   *   *
Durum böyleydi ve hâlâ böyle, Ceylan çocukla ilgili olarak.
Onun parçalanması küçük bir haberdir buralarda; onu da pek kimse okumaz.
Okusa ne olacak ki, daha yüzlerce Kürt çocuğu öldü, milyonlarca vicdandan çıt çıkmadı.
34 kişiden Roboski haritasına yayılan binlerce parça da sessizce kanar durur yıllardır.
Ve daha neler, kimler...
Bir mahkeme “yetkisizlik” kararına sarılır, bir başkası “zaman aşımı”na abanır, biri “meşru müdafa”dan hoşgörür, öteki “kasıt yok” ya da “kurşun sekmiş” bahanesiyle örtünür.
Ölür durur bu acılı ülkenin evlatları.
Onun kanlı parçaları da ötekilere karıştı gitti işte.
Zaten adı Ceylan'dı.
Ceylan olur da avcı olmaz mı hiç!
Ama bu memleketin avcıları da pek bir hain ve kalleş oluyor.

21 Nisan 2017 Cuma



Sî û sê gule 
Otuzüç Kurşun




















AHMET ARİF
Werger Şahan  Dino
 1
Ev çîya çîyayê mengeneyê ye
Dema fecera sibê;li wanê
Dibe çêlika Nemrûdê.
Şeveqa sibê,roj dertê.
Alekî qurşe girtîye asmînê qafqasan,
Alekî wek secade tev milkê ecem
Kênarê lûtkan bi zembelox.
Kevokê tirsonek,nîzê ber çem bûne.
Pêyva dû rêz kew


Sitêrkên asuman  nîn in
Hêdî,yek û yek dikevine erdê
Sî û sê rih ,
Sî û sê can,
Sî û sê wek avzinê xûn.
Ketine;
Ketine erda sar.
Erd bûye gol;naherike.
Ber qûntara çîyê;
Kevroşkek kûvî revîya piştgewr,
Dûcanî
Reben tirsîyaye;
Bi belengazîya xwe,
Mirovan tîne tobeyê.
Vî dema tenhayê de.
Sivik,tirsonek,sil,revîya.
Revîya rizgarîya ber rehma xwûda.
1. 

Bu dağ Mengene dağıdır
Tanyeri atanda Van'da
Bu dağ Nemrut yavrusudur
Tanyeri atanda Nemruda karşı
Bir yanın çığ tutar, Kafkas ufkudur
Bir yanın seccade Acem mülküdür
 Doruklarda buzulların salkımı
Firari guvercinler su başlarında
Ve karaca sürüsü,
Keklik takımı...

Yiğitlik inkar gelinmez
Tek'e - tek döğüşte yenilmediler
Bin yıllardan bu yan, bura uşağı
Gel haberi nerden verek
Turna sürüsü değil bu
Gökte yıldız burcu değil
Otuzüç kurşunlu yürek
Otuzuç kan pınarı
Akmaz,
Göl olmuş bu dağda...


 2

Yek alî bi sil 
Ji sî û sê kesan hebek
Bi birçîbûna zikê vala
Ri û simbêl bi bost
Pişta stûyê wî de sipe kom bûne
Kû birîndare,mil nalive
Mêrxase ,egîde; Egîdî nayên înkarkirin
Şerê yek û yek  nehatina kûştin.
Tev zarê vî erdê bûn.
Bi hezar salan.
E ca bûyeran ji kû derê bidim.
Qala çi bikim.

Hîn tişt hatine bîra wî.
Rabirdûyê de filintayê wî bin dêza nivênênda ma bû.
Meyîna xwe ji deşta heranê anî bû.
Perçemê morikî,
Ber enîya teng.
Sê penîya bi geq sipî,
Meyîna tolaz û bi nav,
Dînomîno,seqlavî.Qaşo firîyabûn ber deşta hozatê.

Dilê me ji pasaportê re qet germ nebûye.
E we sebeba kûştina me.
Ji ber wî ye
Navê me derxistine eşkîyatîyê.
Ji ber wî ye
Em xayîn dihesibînin welatê xwe de.
Kirîvayên min halê min eynî waha  binivîse.
Belkî kû bêjin rîvayete.
Ev ne cot memikê gûlîne
Cîgera reşe,par û pare devê me de .
Her yekî kûlin,her yekî derdin;
Axînin dilê mede.

Ev çavên çilmisî,
Tû caran xwe nekutane ber neyaran.
Ber zinaran,ber pûke baranan.

2. 

         Yokuşun dibinden bir tavşan kalktı
         Sırtı alaçakır
         Karnı sütbeyaz
         Garip, ikicanlı, bir dağ tavşanı 
         Yüreği ağzında öyle zavallı
Tövbeye getirir insanı
Tenhaydı, tenhaydı vakitler
Kusursuz, çırılçıplak bir şafaktı

Baktı otuzüçten biri
Karnında açlığın ağır boşluğu
Saç, sakal bir karış
Yakasında bit,
Baktı kolları vurulu,
Cehennem yürekli bir yiğit,
Bir garip tavşana,
Bir gerilere.

Düştü nazlı filintası aklına,
Yastığı altında küsmüş,
Düştü, Harran ovasından getirdiği tay
Perçemi mavi boncuklu,
Alnında akıtma
Üç topuğu ak,
Eşkini hovarda, kıvrak,
Doru, seglavi kısrağı.
Nasıl uçmuşlardı Hozat önünde!

 Şimdi, böyle çaresiz ve bağlı,
Böyle arkasında bir soğuk namlu
Bulunmayaydı,
Sığınabilirdi yüceltilere...
Bu dağlar, kardeş dağlar, kadrini bilir, 
Evvel Allah bu eller utandırmaz adamı,
Yanan cıgaranın külünü,
Güneşlerde çatal kıvılcımlanan
Engereğin dilini,
İlk atımda uçuran
Usta elleri...

Bu gözler, bir kere bile faka basmadı
Çığ bekleyen boğazların kıyametini
Karlı, yumuşacık hıyanetini
Uçurumların,
Önceden bilen gözleri...
Çaresiz
Vurulacaktı,
 Buyruk kesindi,
Gayrı gözlerini kör sürüngenler
Yüreğini leş kuşları yesindi...


3

Her dem hosta bû şerêde.
Dizanîya yê çê bibe.
Mixabin vî carê,
Neçare..
Tê bê kuştin.
Ferman wûsa ye.
Mirin tê ber çavên wî.
Tê bi be kismeta mişk û maran
Teyran ,bazan,mûrîyan.


Vê gav
Dest  û pê necarmayê girêdayîye.
Xwezî li pişta wîde ev lûlika sar ne bûya.
Firarîya xwe bi qedanda.
Xwe bi avêta pişt devikekî….
Ev çîya biranin,qedirnasin.
Mêrxasan diparêstin.
Wekê tîrêjê tavê,
Wêkî zimanê marê,
Wekê fişengên bi namus.
ax û ax
Carekî tifinga xwe biqefilanda!

Hey wax
Hatıma kuştin.
Li tenhayê çîyayekî Iranê
Dema nimêja sibê,
Vezeliyame bi xûnî,dirêjane.
Hatime kuştin.
Dûşê min,
Ji şevan qîrtir.

Tu kes nema halê me bi xêrî şîrove bike.
Canê min sitandin.
Bê qewl.
Ti pirtûkê eziz de fitûyê wî tûne.
Fermana me nivîsîye Muxlalıpaşa.

3

 Vurulmuşum
 Dağların kuytuluk bir boğazında
 Vakitlerden bir sabah namazında
 Yatarım
 Kanlı, upuzun...

Vurulmuşum 
Düşüm, gecelerden kara
Bir hayra yoranım çıkmaz
Canım alırlar ecelsiz
Sığdıramam kitaplara
Şifre buyurmuş bir paşa
Vurulmuşum hiç sorgusuz, yargısız

Kirvem, hallarımı aynı böyle yaz
Rivayet sanılır belki
Gül memeler değil
Domdom kurşunu
Paramparça ağzımdaki... 

4
Hatima kûştin.
Bê îfade,bê darizandin,bê pirs.

Kîrivayên min,
Halê min eynî waha binivîse.
Belkî kû bêjin rîvayete.
Ev ne cotmemikê gulîne.
Cîgera reşe,par û pare devê me de.
Her yekî kûlin,her yekî derdin,axînin dilêmede.

Fermana me rakirin
Fermana sî û sê  rih.
Fermana sî sê can.
Me nav xûna xwe de veguhestin.
Bin ewrê xwudê da.
U tifingên xwe danîn,dest bi oxleme kirin.
Heta paşkê me,heta doxînan.
Kembera minê kirmanşahî,
Tisbeya dîyarîya kalo,
Tebexçaya şemo,ji min sitandin.
Tev dîyarîbûn ji milkê ecem.

Em pismanin,xisimin,
Em kirîvayê hevin.
Hem xûnîn.
Me keç daye hev û dû,
Berdilî kirîye bi salan.
Mala me hemberê heve,
Her şev mirîşkên me tevli hevî dibin.
Ji nezantîyê nîne,
Ji xizantîyê ye,ji feqîrtîyê ye.

Lêxin kuro lêxin,
Ez hêsanî namirim.
Pizotek agirim nav ocaxê de.
Zikê minde hin gotinên min henin negotî.
Ji fehmdaran re,ji haldaran re.
Bavêmin çavên xwe hiştibû berxwedana rihayê de.
4

Ölüm buyruğunu uyguladılar,
Mavi dağ dumanını
ve uyur-uyanık seher yelini
Kanlara buladılar.
Sonra oracıkta tüfek çattılar
Koynumuzu usul-usul yoklayıp
Aradılar.
Didik-didik ettiler
Kirmanşah dokuması al kuşağımı
Tespihimi, tabakamı alıp gittiler
Hepsi de armağandı Acemelinden...

Kirveyiz, kardeşiz, kanla bağlıyız
Karşıyaka köyleri, obalarıyla
Kız alıp vermişiz yüzyıllar boyu,
Komşuyuz yaka yakaya
Birbirine karışır tavuklarımız
Bilmezlikten değil,
Fıkaralıktan
Pasaporta ısınmamış içimiz
Budur katlimize sebep suçumuz,
Gayrı eşkiyaya çıkar adımız
Kaçakçıya
Soyguncuya
Hayına...

Kirvem hallarımı aynı böyle yaz
Rivayet sanılır belki
Gül memeler değil
Domdom kurşunu
Paramparça ağzımdaki... 

5

Û sê birayên xwe.
Sê servîyên bi nazîn,
Sê çîyayên bê miraz.
Ji tepan,ji bircan,ji giran,ji minaran.
Kirîvayên min ,zarokê çîyayî
Hember dorpêça firansîde,
Hêj sibêlê wî xêdan nedabû,xalê minên pîçûk,
Nazîf.
Bedew,sivik,sûwarî.
Hespê xwe rakirîye ser pîyan;
Û qêrîya ye
Hevalno lêxin.
Îro roja xîretêye,
Îro roja namûsê ye.



Kirîvayêmin,
Halêmin eynê waha binivîse.
Belkî kû bejin rîvayete.
Ev ne cot memikê gulîne,
Cîgera reşe,parû pare devê me de.
Her yekî kûlin,her yekî derdin,axînin dilême de.

5.

Vurun ulan,
Vurun,
Ben kolay ölmem.
Ocakta küllenmiş közüm,
Karnımda sözüm var
Haldan bilene.
Babam gözlerini verdi Urfa önünde
Üç de kardaşını
Üç nazlı selvi,
Ömrüne doymamış üç dağ parçası.
Burçlardan, tepelerden, minarelerden
Kirve, hısım, dağların çocukları
Fransız Kuşatmasına karşı koyanda

Bıyıkları yeni terlemiş daha
Benim küçük dayım Nazif
Yakışıklı,
Hafif,
İyi süvari
Vurun kardaş demiş
 Namus günüdür
Ve şaha kaldırmış atını.

Kirvem hallarımı aynı böyle yaz
Rivayet sanılır belki
Gül memeler değil
Domdom kurşunu
Paramparça ağzımdaki...

AHMET ARİF-Werger Şahan  Dino